8. bölüm / 43
Gökyüzü KuğusuSekizinci Bölüm
Bölümler 43Şu an: Sekizinci Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
- 43 Kırk Üçüncü Bölüm1.463 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘Kirli bir camdan bakıp herkesi ve her şeyi kirli sanıyorsunuz.’
Franz Kafka
Erva Sarışahin
Evden çıkmamla tırnağımın kulağımın arkasındaki dikiş izine sürtüp kanamaya başlaması bir oldu. Emniyet yolundayken hem peçeteyle kanı durdurmaya hem de direksiyonu çevirmeye çalışıyordum.
Adana'ya taşınacağımız için içimdeki heyecan sanırım biraz yersizdi.
Dikiş izime gelen her bir acı artık gözümü buğulandırmıyor, aksine soğukkanlı olmamı daha çok sağlıyordu.
Daha fazla arabayı kullanamayacağımı anladığımda emniyete yakın bir sokakta park edip durmaya yüz tutan yaramla arabadan bir hızda indim.
Çantama eğilip yeni bir peçete çıkaracağım sırada adım attığım sokağın sonunda köşeyi kafasını ağır ağır sağ sola kıtlatarak dönen elemanı görmeyi ummuyordum.
Geçen olan olayda kalbimi nedensiz bir şekilde hızlandıran herif buydu, ve aynı nabız şu an bedenimde boy gösteriyordu.
Çok pis etkilemişti anasını satayım beni.
Âşık olamazsın Erva!
Hayır sadece bir hoşlantı, aşk değil.. Aşk olmamalı!
Kendimi göstermek amacıyla mı yoksa onu etkilemek amacıyla mı bilmiyorum ama el sallayarak adını seslenmiştim.
“Yunus?” Neşeli tutmaya çalıştığım sesimi anında duyup bakışlarını bana çevirdiğinde ela gözlerine tutuldum.
Bomboş bir duvara bakıyormuş gibi gözlerime bakarken avel avel sırıttım.
Salaklık mı yapıyordum?
Bence az öyle gibi…
Ama ilk kez birine karşı böyle hissediyordum, ne yapayım?
Tek gözünü kırpıp kafasını sağa yatırdı ve bir saniye bile gözünü gözümden ayırmadı. “Kimsin bacım, nereden tanıyorsun beni?”
Bacım…
Ne demesini bekliyordum ki sanki?
İçimi titreten sesiyle yutkunarak vereceğim cevabı düşünmeye başladım.
Kafamı öne doğru eğip elimi uzattım.
“Erva ben, aynı mahallede oturuyoruz. Aynı zamanda İlknur Şura'nın ev arkadaşı ve dostu.” Samimi bir şekilde gülerken hâlâ bomboş yüzüme bakmaya devam ederken göz temasını anında kesip gözünü devirdi.
Gözünü devirdi?
Ondan cevap gelmeyince ben konuşmaya devam ettim. “İlknur Şura’yı belki tanıyorsun diye dedim ama sanırım tanımıyorsun?” Çene kasını sıktığını fark ettiğimde uzattığım elimi geri çekip sıkıntılı bir nefes aldım. “Hani bir şeyler söylediğin şu meşhur mavi gözlü hatundan bahsediyorum..” Neden ayrıntı verdiğimi ben bile şu an anlamazken yerdeki bakışlarını kaşlarının altından öyle bir kaldırıp baktı ki, bu sefer çene kasımı ben sıkmak zorunda kaldım.
Ses tonu hafif titrediği için çatallı çıkmıştı.
“Alakam yok benim onunla, ne şekilde gördün bilmiyorum ama benimle fazla yakın olmanı tavsiye etmem.” Elindeki valize gözüm kaydığında yanımdan bir solukta geçip giderken kirpiklerime değen esintiyle iç çektim.
Arkasından hayran hayran bakarken, “Karizmanın öz evladı anasını satayım resmen!” diye bir cümle çıktı ağzımdan.
***
Emniyete sarsak adımlar atarken kapının önünde Ahmet'in ve onun yanında Halil komiseri görmeyi beklemiyordum.
Tam da sizinle konuşacaktım komiserciğim.
Ne çok sever beni.
İçten bir tebessümle onlara doğru ilerledim. “Ben de tam sizinle konuşmak için gelmiştim komiserim.” Dişlerim ön plandayken komiserin sert bakışları yüzünden yüzüm düşer gibi oldu, ama toparlayarak düşürmedim.
“İş için değil de, benimle konuşmak için geliyordun yani öyle mi Erva?” Gözlerimi sıkıca kapatıp açtığımda kaşlarım havalandı.
Gözlerimi devirmemek için ultra bir çaba sarf ederken komiserin daha önce kimseye bu kadar benzediğini fark edememiştim.
Duruşu, bakışı ve öfkeyle bana bakışı bana birini anımsatıyordu.
Beynimde alarmlar çalarken komiserin sesiyle bakışlarımı başka yere çevirdim.
“Erva sana diyorum, konuşmak istediğin konu nedir?” Kollarını göğsünde birleştirip tam önümü kestiğinde farklı bir hissiyata kapılmıştım.
Kendi alanıma izinsiz intikal etmiş gibi önümü kesip, yüzüme doğru eğilmişti.
Öhm yani..
Yeşil gözlerine amber gözlerimi dikip ters ters baktığımda kaşlarımı büzdüm ve konuya bodoslama daldım.
“Ben tayinimi kullanmak istiyorum.” Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz kaşlarını kaldırıp ‘cık’ dedi.
Sinirlenme Erva, sakin ol.
“Tayinimi istiyorum komiser bey, rica ediyorum bakın ölüm kalım meselesi.” Yalvarmak istemiyordum ama Adana'ya gitmek zorundaydım.
Kimsem yok benim.
Beni çaresiz bir ifadeyle süzerken dudağını büzdü.
“Neden?” Yutkunup en güzel şekilde cümlemi kurdum.
“Hayatta kimsem yok ve kimsem olan dostum Adana'ya atandı, o giderse hayatını yani beni burada bırakmış olacak. Ve emin olun ben o nereye giderse oraya giderim.” İmayla kafasını aşağı yukarı sallarken yarım bir gülüş attı.
“O dost erkek mi?” Alayla gülmeye başladığında öfkeyle karışık kahkaha attım.
“Hayat benim hayatım komiserim, şimdi gidebilir miyim Adana'ya?” Saçımın bir tutamını kulağımın arkasına geçirirken önümdeki komiserin kaşları çatılıp kulağıma doğru bakarken izi görecek diye kapatmaya çalıştım ama o kritik soruyu çoktan sordu.
“Kulağın mı kanadı?” Kafamı aceleyle olumsuzca sallarken emniyetten hızlı adımlarla çıktım.
Adana'ya bir saat sonrasına otobüs biletlerini almıştık, buradaki evi ve eşyaları satılığa çıkarmıyor, ara sıra tatillerde gelmek için tam anlamıyla kapatmıyorduk.
Özel eşyalarımızı ve kıyafetlerimizi valizlere doldurmuş dışarda taksi bekliyorduk.
Biraz aceleye gelmişti ama bir hafta sonra İlknur işe başlayacaktı, Adana'da kalacak yer falan tutacağımız için acele etmiştik.
İlknur Şura'nın endişeli sesine kulak verirken buruk bir gülümsemeyle dinledim. “Yaa Ervoş biz orada nasıl yapacağız yani, ne bileyim evimiz yok orada.” Teselli etmek için kolunu sıvazladığım anda bir şey demek için ağzımı açtım ama telefonuma düşen bildirimle dumura uğradım.
Halil Komiser;
‘Yolculuğunuz iyi geçsin, sana yaptıklarımdan dolayı özür dilerim. Özür maliyetinde Adana'da kalacağınız yer eşyalarıyla hazır. Aşağıdaki adresten ulaşabilirsin.’
Gözlerim benden önce tepki verirken İlknur Şura’ya koca bir gülüşle baktım. “Kalacağımız yer hazır bacım, komiserim hem özür diliyor hem de yer hazırlatmış.” Kendi dediklerime ben bile inanamazken İlknur'un ima dolu bakışlarına tutulmuştum bile.
“Haa şu meşhur komiserin, senin bayıla bayıla anlatmaya doyamadığın komiserin…” Taksi geldiğinde susması için uyarı niteliğinde gülerek valizleri taşırken bagaja yerleştirip taksiye bindik.
Otogara doğru hızla giderken taksinin bunaltıcı havasıyla derin bir nefes alarak komisere cevap yazdım.
‘Anlayışınız ve inceliğiniz için teşekkür ederim komiserim. Özrünüzü de kabul etmeyi düşüneceğim, sağlıkla kalın.’
Kalbimden mideme inen değişik bir hisle dışarıyı izlemeye koyuldum. Doğru yaptığımı düşünüyordum, yanlış olan bir durum olduğunu zannetmiyordum.
Taksi yolumuz sessiz sedasız geçerken İlknur Şura'nın ekrana bakan mavi gözlerinin parladığını görmemle taksinin durması bir oldu.
Ödemeyi ikimiz eşit şekilde yaptıktan sonra bagajdan valizleri de alıp otobüs peronuna doğru yürümeye koyulduk.
Yüzümüze doğru esen sert rüzgârla yürümemiz zorlaşırken adımlarımızı ağır ağırdı.
“Yalnız böyle ağır ağır gidersek otobüsü kaçıracağız.” İlknur Şura'nın sesine hak vermiştim ama şimdiden yorulduğumu hissediyordum.
“Ay evet bacım farkındayım ama arkamda da jet yok yani..” Ağzımın içine giren kıvırcık saçımı üfleyerek geri savururken perona ulaşmıştık bile.
“Sözde ağır ağır yürüyorduk bir de..” Söylenmeme gülerek karşılık veren İlknur Şura’yla bagaja yüklerimizi yerleştirip otobüse nihayet bindik.
Koltuk numaralarına dikkatle bakarken karanlık olduğu için İlknur Şura'nın telefondan feneri bulup açmasını bekliyorduk.
“Kanka acaba feneri denizde falan arıyor olabilir misin?”
Belime çimdik atarken susmayı tercih ettim. Dudaklarımı birbirine bastırıp fenerin ışığını gözüm kesti.
Çok şükür.
İlknur Şura koltuklara doğru tutması gerekirken ışığı etrafa tutarken, “Ne yapıyorsun bacım oralara değil!” diyerek feneri koltuklara doğru çevirdiğim esnada ikimizin de kadrajına giren bir kişi bizi olduğumuz yere kilitlemişti.
Çünkü sadece gözlerimiz onun üzerinde değil, elimizdeki fenerde gördüğümüz kişinin yüzünde parlıyordu.
Bölüm etkileşimi
