Gökyüzü Kuğusu kitap kapağı

29. bölüm / 42

Gökyüzü Kuğusu

Yirmi Dokuzuncu Bölüm

Vaveyla Yazarı: Beyza Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: Yirmi Dokuzuncu Bölüm
  1. 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
  2. 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
  3. 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
  4. 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
  5. 5 Beşinci Bölüm820 kelime
  6. 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
  7. 7 Yedinci Bölüm914 kelime
  8. 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
  9. 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
  10. 10 Onuncu Bölüm873 kelime
  11. 11 On Birinci Bölüm800 kelime
  12. 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
  13. 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
  14. 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
  15. 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
  16. 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
  17. 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
  18. 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
  19. 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
  20. 20 Yirminci Bölüm856 kelime
  21. 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
  22. 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
  23. 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
  24. 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
  25. 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
  26. 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
  27. 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
  28. 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
  29. 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime · Okuduğun bölüm
  30. 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
  31. 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
  32. 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
  33. 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
  34. 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
  35. 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
  36. 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
  37. 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
  38. 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
  39. 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
  40. 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
  41. 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
  42. 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime

“Gözden her zaman gözyaşı düşmez azizim. Bazen de insanlar düşer.”
Nazım Hikmet

2024, Adana
İlknur Şura Aslan

Çantamın zincir sapını asılarak omzuma geçirirken dersim bittiği gibi evin yolunu tutmuştum.
Erva'ya tüm olan biteni anlatmam gerekiyordu.
Müdür ile konuşamamıştım, çünkü tam o esnada öğretmen zili çalmıştı.
Ama şu sindirmem gereken konuyu atlattıktan sonra o Mahsun Bey'le görüşecektim.

Caddeyi seri adımlarla geçtiğim an bangır bangır çalan telefon sesiyle irkilerek kendime geldim. Kafamdaki binbir düşünce durulmuştu âdeta, arama sesiyle.
Arayanın Erva olduğunu okuduğum gibi kulağıma götürdüm, karşıdan duyduğum endişeli ve bir o kadarda heyecanlı ses tonunu işitmeyi beklemiyordum.
“Bacım, bacım neredesin lan, yetiş!” Kendi paniğini bana geçirmesi saniye almazken kaldırımda öylece durup kaşlarımı çattım.
“Ne oluyor Erva, bir şey mi oldu? Eve biri falan mı geldi, iyi misin?” Önceden yaşadıklarımdan dolayı alt dudağımı titremesine engel olamadım.
“İyiyim lan yok bir şeyim vallahi, hayatım ve hayatın hakkında köşeyi döndürecek bilgi öğrendim. Koşarak gel anlatacağım, bak çat çat çatlıyorum burada.” Dediklerinden hiçbir halt anlamazken derin bir nefes alıp vererek sakin kalmayı başaran ses tonuyla aramayı sonlandırdım.
***

Eve geleli hemen hemen on dakika olurken Erva'nın ellerime tutuşturduğu günlükle bakışıyordum.
Kirpiklerimi kırpıştırarak tepemde dikilen Erva'nın parlayan gözlerine odaklandığımda kalbim hızlı hızlı atıyordu.
“Şey Erva bu kimin günlüğü ve ne okumam gerekiyor acaba?” Gözlerini belerterek olduğu yere bağdaş kurdu ve ellerinden yardım alarak üstünkörü anlatmaya başladı.
“Anlatmıştım ya bacım yani babam günlüğüne şunları şunları yazmış diye, heh orada bir sayfa var ve..” Elimdeki günlüğü hızla alıp içinden pürdikkat bakışlarıyla bir sayfa açtı ve parmağıyla bastırarak konuşmaya devam etti. “Bu sayfada babamın bir kardeşi olduğu, yani dolaylı yoldan benim amcam olduğu yazıyor.” Yeni yeni anlamaya başlarken sayfaya bakmam için işaret ettiğinde hemen bakıp gösterdiği yazıyı yutkunarak okudum.
Sarışahin Kulübünün antrenörü Haldun Sarışahin.
“Bu Haldun mu senin amcan şimdi, senin bir amcan varmış ve kendi kurduğu kulübünün antrenörü öyle mi?” Gözlerini yüzüme dikip onaylarcasına kırpıştırdığında kendini hemen toparladı.
Bilmem kaç sene sonra mı çıkmış bu amca bey?
Bir işin içinde bir iş var ama, hayırlısı.
Gözlerimi kaçırıp tekrar günlüğe çevirdiğim sırada gözbebeklerimi büyüten isim ve soyisimle kan akışım titrer gibi oldu.
Bu ismin bu günlükte ne işi var anasını satayım?
Kuruyan dudaklarımı ıslatma gereği duymadan sessiz bir tonda oynattım.
“Sarışahin kulübü en son 2017 senesinde kulübüne bir boksör aldı, gurur kaynağı boksör Yunus Sarıtaş olarak adını Sarışahin kulübüne yazdıran genç isim, Haldun Bey'in…” Gazete yazısı yazının devamını aradım ama bulamadım. Yazının devamından sonrası simsiyah küldü.
Yunus'un ne işi olurdu Erva'nın amcasıyla?
Erva okuduğum yazıdan sonra kaskatı kesilmiş karşı duvara bakıyordu. Elimle gözlerine gölge yaparken sesleniyordum ama gözlerinin buğulanmasından bir tepki vermiyordu.
“Erva bu bilgi yani,” Elini susmam için kaldırdığında elinin tersiyle yanağını sildi ve ayağa kalktı.
“Haldun Bey'in nesi yazıyordu yani cümlenin devamında, ne olabilir ki? Çocuğu mu, kuzeni mi, yeğeni mi, yoksa elin gavurundan peydahladığı oro..” Gözlerimle tepki verirken susması için ağzını elimle kapattım.
“Abartma Erva abartma, akraba olarak niye bakıyorsun canım bakış açısına? Mahalleden tanıdığı mahalle çocuğu falandır yani, ayrıca kaç sene öncesinden bahsediyoruz öyle değil mi?” Yarım ağızla gülerken dışarı çıkacağını anladığımda peşinden gittim.
“Yunus çok iyi tanıyor demek ki amcamı, ha ne dersin belki hâlâ görüşüyordur. Ya babam gibi değilse.. Olma ihtimalini de göz önünde bulunduruyorum tabii ki, ama ben yine de soracağım.” Yutkunup kolunu tuttuğumda umut dolu bakışlarıyla gözlerime öyle bir baktı ki, içim cız etti.
“Bacım, kendi kulübüne aldığına göre iyi biri olmalı bence yani.. Kulübümüz olduğunu bugün öğrendim zaten ama, demek ki bayağı ünlüyüz.” Şefkatle yanağını sıvazladığımda kapıyı arkamızdan kilitleyip Erva'nın macerasına ortak olmaya çıktık.
“Dene şansını bakalım,”

Yunus'un kapısında yaklaşık üç dakika oyalandıktan sonra, Erva nihayet nefes egzersizlerini bitirir bitirmez ziline bastı. Kollarımı arkamda birleştirerek kafamı öne eğdim ve yanaklarımı şişirip dururken kapının açılmasını bekliyorduk.
Erva kapıya avuç içiyle vururken saçları sağ sola sallanıyordu. “Birader evde misin?” Vurmaya devam ederken kapı hiçbir şekilde beklemediğimiz anda son hızda açıldı ve Erva tabiri caizse sümük gibi yeri boyladı.
Kapıya öyle bir bedeniyle yapışmıştı ki, olacağı buydu.
Yunus şaşkın bakışlarla bizi izlerken yere eğilmiş Erva'nın kolundan tutarak kalkmasına yardımcı oluyordum.
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırmaktan dişlerim gıcırdıyordu.
Rezilliğin tanımına bizi yazmaları gerekiyordu.
Erva üzerini hiçbir şey olmamış gibi düzeltip derin nefes alarak Yunus'a başıyla selam verdi.
“Müsait misin birader, seninle iki dakika mühim bir konu konuşmam lazım.” Gülmemi hâlâ içimde tutarken etrafı incelemeye başladım, yoksa kahkaha patlatmam an meselesiydi.
Yunus Erva'ya cevap vermek yerine gözlerini bana dikmişti, kafasını hafifçe eğip tebessüm ettiğinde içimi okumuş gibi gözbebeklerimin büyümesini sağladı.
“Yüzünden belli oluyor içinde tutma gülmek serbest, öyle değil mi bacım?” Bakışını kısa süreliğine Erva'ya çevirdiğinde dudağımı büzmekle meşguldüm.
Erva ikimizi de ilginç şekilde bakarken gözlerini devirdi. “Ben buraya önemli bir konuda konuşmak için gelmişim, siz gözlerinizle birbirinizi yiyorsunuz resmen.” Sırıtarak Erva'nın kolunu sıvazlayıp Yunus'a döndüm.
“Evet bu arada, Erva için çok önemli bir konu.” Ciddiyete giriş yaptığımda, Yunus oturmamız için işaret yapmış kaşlarını merakla kaldırarak tüm odağını Erva'ya vermişti.
Ben Erva'nın yanında oturmuş, kaçamak bakışlarla Yunus'u izlerken kulaklarım Erva'nın hâkim olduğum sözlerini işitiyordu.
Beynim farklı, kalbim farklı bakış açılardaydı.
“Birader, şimdi bu Haldun Sarışahin ile bağlantın var mı güncel olarak soruyorum?” Erva'nın gözleri ve davranışları polis şekline bürünmüştü. Yunus anlamayan ve sorgularcasına tek gözünü kırptı. “Neden soruyorsun? Haldun Bey'i nereden tanıyorsun?” Erva gözlerini kaçırdığında sinirlendiğini hissedebiliyordum.
“Burada soruları ben soruyorum birader, Sarışahin soyisminden bağlantım olup olmadığını akıl edersin diye düşünmüştüm.” Yunus düşünür gibi gözleri titrerken dudakları aralandı.
“Baban mı…?” Sesi öyle çaresiz ve solgun çıkmıştı ki, Erva kafasını duymak istemiyormuş gibi sağ sola salladığında Yunus'un âdemelması aşağıya kaydı.
“Amcam, nereden öğrendiğim seni alakadar etmiyor. O yüzden şu an hâlâ görüşüp görüşmediğini öğrenmek istiyorum, ve seni nasıl kulübüne aldığını öğrenmek istiyorum.” Erva Yunus'a gözlerini öyle bir dikmişti ki, sanki Yunus azılı bir suçlu ve Erva’da onu yakalamış gibi.
Allah'ım düştüğüm durumlara bak..
Yunus düşünmeden ve tereddüt etmeden tek cümlede açıklamasını yaptı.
“Şu an görüşmüyorum ama kulübüne nasıl aldığını zaten yarın okulda anlatacağım, eğer gelirsen duyarsın. Şunu bilmeni isterim ki; Haldun Bey çok harika bir insan. Merhametli, vicdanlı, insaflı olduğuna adım kadar eminim.” Erva'nın yüzü yumuşar gibi olduğunda sevimlilikle gülümsedim. “Numarası varsa alabilir miyim?” Erva'nın duygulandığına çok nadir rastladığım için koluna girdim ve Yunus'un uzattığı kâğıdı aldıktan sonra teşekkür ettik. Erva benden önce ayakkabısını zorlanarak giymeye çalışırken yanımda varlığını hissettiğim Yunus'a kafamı çevirdim. Gözlerimi kısarak tebessüm edip elimi yanağına yaslayarak, “Teşekkür ederiz, yarın en önde izliyor olacak Gökyüzü’n.” dedim ve yanağına masum bir öpücük kondurdum.
Önüme dönerken yine Erva'nın keskin bakış radarına takıldığımda Yunus'un gülme mırıltısını duyup aptal gibi sırıttım.

Eve adım attığım gibi Erva'nın çok neşeli sesi kulaklarımı doldurmaya yetti de arttı.
“Ben oraya hayat memat meselesi için gitmişim hatta seni de götürmüşüm, siz birbirinize anca cilve yapın. Konu benim hayatım!” Son sözüne kuvvetli bir kahkaha attığımda koluna vurdum.
“Konu senin olmayan aşk hayatın olmasın o? Hani şu Halil meselesi, bizi hâlâ elti yapamamış olman?” İmayla hâlâ gülerken dudağının içini yemeye başlamıştı.
“Ama sen dur, ben Yunus ve senin karşına..” Avuç içini gösterip sert sesiyle konuştu. “Kocaman evlilik cüzdanıyla gelmezsem namerdim!” Gözlerimi alayla büyüttüm.
“Abart kanka, istersen ultrason fotoğraflarıyla gel yine de Halil'in gönlü sana kaymıyor gibi.” Gözlerini hırsla devirdiğinde hızlı hızlı solumaya başladı.
“Nah ben de değil, Yunus'la karakolun önünde benim için aşk acısı çektiği için ağladı Halil!” Kaşlarım çatıldığında ağzımdan ‘ne’ nidası çıktı.
“Sen Halil'e aşk acısı mı çektirdin bacım?” Eee herhalde şeklinde yüz ifadesi yaptığında ağzım açık kaldı.
“Köpeğim olacak aşkından bana, kapıma gelip itiraf edecek o herif!” Öyle bir hırsla söyleyip yanımdan mutfağa geçti ki, donup kaldım resmen.
Oha Erva!
Sen benden daha neler saklıyorsun kim bilir?
***

Yeni güne özel bir amaçla uyanmış gibi enerji doluydum. İkinci derste konferans olacağı için o saatte göre çıkmamız gerekiyordu, Erva'yı da götürüyordum eksik kalamazdı çünkü.
Beni yırtardı.
Kahvaltıyı çok hızlı etmek zorunda kalmıştık, çünkü erken bir saatte uyandığımız söylenemezdi.
Arkadaşlar biz geç kalacağız.
Arkadaşlar biz okula geç kalacağız!
Erva giyindikten sonra hemen arkasından ben de giyindikten sonra göz kalemimi sürmeye oturdum.
Kapının kapalı olmasına rağmen Erva elinde motor kaskıyla öyle bir paldır küldür odaya daldı ki, elimdeki kalemle boyayı taşırdım.
“Allah senin belanı vermesin geri zekâlı mısın kızım sen?” Ters bakışlarıma dâhil olan sevimli yüzüyle dudak büzmesine göz devirdim.
“İş yapıyoruz burada Erva, bekle geleceğiz da! Ha bu ne telaştur fışkı yiyesice!” Erva bana gözlerini kısarak değişik değişik bakmaya başladığında fısıltıyla konuştu.
“Ne dedin sen az önce bana?”
“Fışkı yiyesice dedim, beğenemedin mi hanımefendi?” Çocuk gibi nazlanmaya başladığında omuz silkerek odadan çıkarken dediği şeyle peşinden gittim.
“Sensin bok!”
“Ben öyle bir şey mi dedim kanka?” Evden hızlı hızlı çıkarken ben de aynı hızda yetişmeye çalışıyordum.
Tam da öyle bir şey demiştim..

Motorla hiç yavaş hızda gelmediğimiz için asfaltı sürterek frene basmıştı.
Okulun önüne böylece bayağı havalı giriş yapmış olduk.
Erva sevimlilikle gülerken koluma girdiğinde kafamı hafifçe sallayarak geç kalmak üzere olduğumuzu fark ettim.
“Hızlı gidelim, başlayacak şimdi!” Koşarak okula girdiğimizde mikrofon sesleriyle Erva'yı sürüyerek konferans salonuna getirdim.
Herkes yeni yeni yerlerine otururken tam önümüze geçen şık takım elbiseli, kır saçlı ve seyrek kır sakallı adam Erva'nın gözlerinin içine baktıktan sonra bizim geçmemiz için yol verdi.
Tuhaf bir hissiyata kapılırken Erva da benimle aynı düşünmüş olacak ki, kolumu dürtüp duruyordu.
Dediğimi yapıp en öndeki koltuğun ikisini kaptığımızda bacağımı bacağımın üzerine attım.
“Allah kahretsin!” Büyük bir panikle ayaklanıp içimi kemiren duyguyla müdüre yakalanmak istemiyordum. “Ben sınıfımı getirmeyi unuttum, Allah beni kahretsin!” Son sürat koşarak sınıfımı bulmaya giderken en son Erva'nın arkamdan keyifli kahkahasını işittim.
9/E şubesini görür görmez kapıyı açtım ve herkesin tam bir şekilde benim gelmemi bekliyor olduklarını görünce gözlerim doldu.
Salaksın İlknur Şura!
Öğretmen olacağım bir de, öğrencilerini unutan öğretmen mi olur?
“Herkes konferans salonuna inecek, ben sınıf öğretmeniniz İlknur Şura Aslan bu arada. Daha önce tanışma fırsatımız olmadı, inşallah yarın tanışırız.” Derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı sonuna kadar açtım.
“Herkes sessizce ve sırayla konferans salonuna insin.” Elimle geçmeleri için işaret yaptığımda yanaklarımı şişirip elimle yüzümü kapattım.
“Off hep öğretmen olduğumu unutuyorum, nasıl olacak bu iş yaa?” Suçlu hissederken yanıma daha önce gördüğüm sarı saçlı kız geldi.
Yutkunup öğretmen moduna girdim.
“Hocam unutmuş olmanız sizi kötü bir öğretmen yapmaz ki, herkes hatta yapar her Allah'ın kulu hata yapar. Bu kişisel olarak sizi suçlu kılmaz ki, insan olduğumuz için hata yaparız.” Kim der ki sıradan bir öğrencimin beni teselli edip bu kadar mantıklı konuşarak içimi yumuşatacağını?
Buruk bir tebessümle kahverengi gözlerine odaklandım. “Çok mantıklı ve doğru konuşuyorsun, ismin ne?”
Cana yakın bir gülümsemeyle, “Sıla ismim hocam, teşekkür ederim.” dedi ve saçını savurarak konferans salonuna girdi.

En öndeki koltuğuma geri geçtiğimde elinde mikrofonla sahneye tüm asaleti ve karizmasıyla Yunus çıktı.
Hâki yeşil gömleğiyle siyah pantolonuyla çok çekici görünüyordu.
Nefes kesici..
Sahnede durduğu yerin arkasında projeksiyon ekranı açıldığında sahnenin yanında bilgisayar başında genç bir kadının oturduğunu fark ettim.
Yunus'la ilgili şeyleri kadın ekrana yansıtacaktı.
Çok harika bir ekip.
Yunus'un konuşacağını anladığım an midemdeki sızıyı biraz dindirmek için karnımı içime çektim.
“Öncelikle hepiniz benim boks geçmişim için geldiniz, çok teşekkür edip hoş geldiniz demek istiyorum.” İçtenlikle alkış yağmuruna tutulmasına katkı sağladıktan boğazını temizledi.
“Bundan seneler önce daha yeni reşit olmuşken, Haldun Bey'in yardımları ve desteğiyle ilk madalyamı ve plaketimi aldım, işte o boks maçından kısa bir kesit.” Arkasındaki ekrana görüntü verildiğinde gözlerim sadece Yunus'u izlerken ekranda gördüğüm davranışı karşısında resmen eridim. Erimiş olabilirdim gerçekten..
Yunus rakibine karşı kafasını hırsla sağ sola sallıyor ve alnına yapışmış saçlarıyla oldukça yakışıklı duruyordu.
Sırtımda akan soğuk terle Erva'nın bana bakması bir oldu.
Ne oldu bee?
Salondan oha yuh seslerini işitemeyecek kadar erimiştim.
“İlknur iyi misin? İlknur ben de kal bacım..” Gözlerim kilit olmuş olduğum yerde kafamı ağır ağır Erva'ya çevirdim.
“Hava çok sıcak mı, erir gibi oldum da..” Erva dudaklarını birbirine bastırdığında gözleriyle ekranı işaret etti.
Bu kızın içi çok fesat yaa.
“Aynen çok sıcak hava!” Kulağıma fısıldar gibi mırıldandığında irkilerek gözlerimi bilgisayar başındaki kıza çevirdim.
Eliyle yanağına yaslanmış mesut olmuş gibi mıy mıy bakıp duruyordu.
Arkasına geçip kafasını ekrana vura vura kırmak vardı da, neyse ki sakin bir insandım.
Kuğu gibisin..
Yunus'un cümlesi aklıma geldiğinde ekrandaki görüntü gitmiş, eline tekrar mikrofonu almıştı.
“Hikâyemin ayrıntılarına başlamadan önce, sahneye benim için yeri apayrı olan Haldun Sarışahin’i davet etmek istiyorum.” Erva kafasını anında arkasına çevirdiğinde çenesi aşağıya kaydı.
Yanımızdan geçerken Erva öyle bir bakıyordu ki, içine girecekmiş gibi gözüküyordu.
“Bu bize yol veren adam lan..” Aydınlanma yaşarken kafamı sağa doğru yatırdım.
“Şimdi bu senin amcan değil mi, peki ya kabul etmezse amcan olduğunu?” Erva yatıştırıcı sesiyle konuştuğunda arkamı yasladım.
“Sen rahat ol bacım, şunlar konuşsun bakalım.” Kollarımı göğsümde topladıktan sonra mikrofon Haldun Bey'in eline geçti. Geçtiği gibi yüzündeki alay ifadesi az sonra konuşacaklarının fragmanı gibiydi.
“Yunus Sarıtaş’ın torpille kulübe alındığını ve bunu manşetlere yazacak kadar gururlu olduğunu herkese ispatlamış oldum.” Benim kaşlarım gerilirken Yunus çok pis bakış attı. “Ne torpili lan? Ne torpille alındığını söylüyorsun oğlum?”
Haldun Bey alaylı ve zorba sesiyle tekrar konuştu.
“Yunus ben seni o kulübe torpille soktum lan, bir günde şampiyon olunmayacağını sen söylemiştin, boşuna gurur kaynağısın sen. Yoksa sen benim antrenör olduğum kulübe adım bile atamazsın lan,” Yunus'u omzundan itti. “Sen kimsin ki, gurur kaynağı olarak burada söyleyişi yapasın?” Piç gibi kahkaha attığında içim feci şekilde sıkılmıştı. Yunus'un yaralı gözünden yaş aktığında yumruklarını sıktı. Çene kası kasılırken kendini konuşmaya zorladı, sesinin titrek ve çaresiz çıktığını fark etmem uzun sürmedi.
“Sen bana hayatımda hiç tatmadığım inanç duygusunu aşılamıştın, hiç kimse bana arka çıkıp desteklemezken sen öyle bir kol kanat germiştin ki, çok kısa da olsa kendi değerimi anlamamı sağlamıştın.” Gözyaşlarını kimse görmesin diye kafasını sağ sola çevirerek gözlerini Haldun Bey’e dikti ve alnını gösterdi. “Maçın sıcak taze terini silmeden alnımdan öpüp madalya takmadın mı lan? Yalan mı oğlum hepsi,” Göğüs kafesi sinirden çok hızlı inip kalkarken Haldun Bey'i itti. “Yalan mıydı, yalan mıydı amına koyayım, sen de mi ihanet ettin bana?” Kendini öyle bir kasıyordu ki, dizleri üzerine çöküp son kez kırmızıya dönen gözlerini Haldun Bey'e dikti.
“Neden oyun oynadın, madem böyle bir şey yapacaktın niye bana o duyguları yaşattın? Allah kahretsin seni, senin yerini ayrı tutmuştum oysaki lan ben..” Haldun Bey pis pis sırıttığında salondaki kişilere baktı ve Yunus'a doğru eğilip bir şey diyeceği sırada, Erva Haldun Bey'in ensesine çökmüş hareket etmesini engelliyordu.
Yunus şaşkınlıkla Erva'ya bakarken Erva dirseğiyle Haldun Bey'in ensesini bastırıyordu.
“Aç gözünü masal bitti Haldun Bey! Bence elimden kendini kaçıp kurtarabiliyorsan kurtar, yoksa anan ya da kardeşin çok pis ağlar.” Göğüs kafesim hızla çırpındıkça Yunus'un yanına iliştim.
“Hava alalım biz, gel.” Yunus'un kolunu tuttuğumda hiçbir ağırlığını bana vermeden gerilerek ayağa kalktı ve kapıya doğru giderken Sıla'nın yanıma gelip sessizce konuşmasına anlam veremedim.
“Arkadaşınız babamı bırakır mı acaba?”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.