2. bölüm / 42
Gökyüzü Kuğusuİkinci Bölüm
Bölümler 42Şu an: İkinci Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Kendi ayıbıyla yüzleşmeyen elinde fenerle senin gölgende kusur arar.”
Hz. Mevlânâ
2024, Karabük
Cahit - adını bile anmak istemediğim - olayından seneler geçmesine rağmen, hatta ondan ayrılmama rağmen it gibi peşimde takıntılı manyak olması kalbimi sıkıştırıyor, beyin damarlarımı eritiyordu.
Üniversite eğitimimi tamamlayıp Erva ile aynı eve çıkmıştık. Erva istediği çocuk polisi mesleğini eline almıştı ben ise iki aydır atanmayı bekliyordum.
İki aydır atanmayı bekliyordum.
Mutfakta çayı demlemeye çalışırken Erva tüm enerjisiyle yanıma gelip belime sarıldı.
“Bacım kaçtır söylüyorum o Cahit piçinin infazını vereyim bak emniyetle çok güçlü bağlantılarım var diyorum.” Yine aynı konuyu açtığında derin bir nefes aldım.
“Ben de uğraşma diyorum, takıntılı bir manyak olduğu için seni de rahatsız edecek.” Kınayıcı şekilde gülerken koluma yavaş olmayan kuvvetle vurdu. Beklemediğim için kaşlarımı çatarak ona doğru döndüm.
Az fazla yakın duruyorduk, ve yanlış anlaşılmaya çok müsaittik.
Tövbe bismillah.
“O piç kurusundan korksaydım polis olmazdım salak, oğlum ben ne çocuklar gördüm lan o bok fıçısı kimmiş?” Haklı olduğu için sadece başımı sallamakla yetindim. Çaydanlığı aldığı gibi salona giderken arkadan yankılı sesini işittim.
“Benim analizci radarımda o yavşak, babasını sikeceğim ben o evladın!” Erva’dan korkmuyor değildim, gerçekten o kadar çılgın ve sözünün eri bir insandı ki… Cevap bile veremiyordum.
Kapı sesine kulak verdiğimde Erva'dan önce kalkıp kapı kulpunu tuttuğum gibi karşımda gördüğüm koyu kahveler beyin dalgalarımı altüst etmeye yetti.
Dilim tutulurken kendimi konuşmaya zorladım. “Rahatsızlık vermeye mi geldin Cahit Bıyık Bey? Benim çevremden siktir git demeyi unuttum galiba sana, denmeyince yapmıyorsun ya. Gerçi demesem de yapmıyor..” Cümlemi kesip kafasını iki yana salladı ve bıyık altından gülüş attı.
“Gökyüzü kafede o malum şahısla randevum var hani belki beni düşünür de uğrarsın..” Sinirden gözüm seyirirken kapıyı suratına çarpacağım sırada yanımda elinde çaydanlığın kaynar suyuyla dibimde biten Erva kapıyı tuttu.
“Senin buraya gelen ayaklarınında..” Beni arkasına alıp Cahit'e doğru bir adım attı. “Bacıma söylediğin o sözlerin de, ses telininde amına koyarım!” Elinde tuttuğu kaynar suyu Cahit'in bedenine sıçrattığında etrafa bakıp öyle bir bağırdı ki, olduğum yerde ne yaşadığımı sorguladım.
“İmdat, beni ve haneyi taciz ediyor yardım edin!” Cahit, Erva'ya öyle bir bakış attı ki, üstünün yanmasını umursamadan Erva'nın ağzını tek eliyle sıkıca kapattı, Erva hiçbir şey yapamadan. Erva Cahit'in kollarında çırpınırken elime geçirdiğim beyzbol sopasını Cahit'in kafasına acımadan geçirdim.
Bayılmasına bile izin vermeden iki yakasından tutup tam burnuna kendimden bile beklemediğim şekilde kafa attım. “Toz ol ulan!” Erva ağzı açık şekilde beni evin içine iteklerken ellerimle saçlarımı düzeltiyordum.
Erva elindeki çaydanlığı sevinçle kenara atarken ufak bir çığlık attı. “Sen ne yaptın bacım, şaka gibisin oha! Lan ne güzeldi o sahne. Allah'ım keşke kayıt altına alsaydım da göbeğim çatlayana kadar izleyip eriseydim. Kuğum benim bee!” Yaşadığı küçük pişmanlık gözlerinde okunurken oflayarak beni kolları altına aldı. “Neyse ama şunu unutma, senin öfkeni apayrı seviyorum bee yavrum.” Arada söylediği sözlerden bana yürüdüğünü seziyordum ama bu geçici bir durumdu.
Kız arkadaştan yavrum hitabı mı aldım az önce ben?
Kollarından kurtulurken, “Abarttığının farkında mısın Erva? Öfkemle ilk defa karşılaşmıyorsun, ayrıca sen bugün işe gitmiyor musun?” dedim. Dudağını büzerken masadaki elmadan ısırık aldı. “Çıkacağım birazdan ve sanırım bugün işlerim uzayabilir.” Ses tonundan bile belli oluyordu, işinin uzamasını istemiyordu.
Çenesini tutarak tatlı bir tebessümle cevap verdim. “İşten gelince o sevdiğin tavuklu pilavcıya götüreceğim seni.” Anında dişlerini göstererek kahkaha attığında kendime çekerek sımsıkı sarıldım.
Erva, işini çok severek yapıyordu ama komiseri bilerek Erva'yı kurban seçerek işini uzatıyordu, bundan ötürü ona gizliden âşık olmayı falan da denemişti.
Ama tabii ki hisleri o yönde değildi.
Abartmayı seven bir tip olduğu doğrudur.
***
Erva çıktıktan sonra saçlarımı savruk bir topuz yapıp mavi gözlerime en çok yakışan göz kalemi olan siyah rengi sürüp evden çıktım.
Kaostan eksik kalmamak adına ve Yunus’un hâlâ orada olduğunu öğrenmek amaçlı Gökyüzü kafeye gidiyordum.
Şubat ayında olduğumuzdan dolayı üzerime deri mont giyme pişmanlığı yaşıyordum.
“Bir halt vardı da çıktın dışarı İlknur Şura!” Kendi kendime sinirimi atmaya çalışırken kafenin sokağına girmiştim bile.
Neyle karşılaşacağımı bile bilmiyordum lanet olmasın ki.
Kafenin kapısında dururken Erva’nın aradığını görür görmez olduğum yerde anında cevapladım. “Bir şey mi oldu bacım?” Gözlerim camdan kafenin içerisine gözlem yaparken Cahit'in kafası odak noktama ulaşmıştı bile.
Küçük bir kafe olduğundan herkesin ne yaptığı çok net gözüküyordu.
“İlknur kızacaksan belki ama Cahit'in sicil dosyası önümde ve öğrenmen gereken çok fazla bilgi var.” Gözlerim ve beynim Cahit'e odaklıyken kulaklarım usulca Erva'nın dediklerini işitiyordu, ağzım belirsizce oynadığında Cahit'in elleri ve tüm bedeni görüş alanıma girdi. “Ervacığım ben sana bu konuda az sonra dönsem daha iyi olur.” Telefon hissizce kollarımdan kayıp çantama koyduğumda gözbebeklerimi nedensizce titreten olay bakış açımdaydı.
Ona karşı hiçbir şey hissetmiyordum evet, o benim için rahatsız edici bir ölüden farksızdı bunların bilinciydeyken şahit olduğum olay niye ellerimin titremesine sebebiyet veriyordu, anlam veremiyordum.
Cahit'in yanında daha önce hiç görmediğim gayet güzel bir kadın vardı, samimi ve heyecanlı bir şekilde konuşur vaziyettelerdi.. Cahit'in elleri kadının yüzünde geziyor, dudaklarına dokunuyordu. Kadın da bundan gayet memnun duruyordu, çünkü aralarında bir ilişki vardı.
Bundan bana ne, beni ne ilgilendirirdi ki? Sonuçta onun takıntılı bir it olduğunu benden daha iyi bilen mi vardı?
Boğazıma oturan yumruyu elimi yumruk yaparak yuttuğumda beynimin tam ortası atmaya başladı, ama bu duygu durumlarını ben niye yaşıyordum? Bedenim niye dimdik duracağına sarsıntı geçiriyordu, neden?
İhanetin fiziksel etkileri olduğu gibi psikolojik etkileri daha fazladır aslında.
Günümüzde yaygın olan ihanet konusu aldatmaktır.
Seneler önce sunumumda yer verdiğim ihanet temasını yaşıyor olmak mı böyle hissetmeme neden oluyordu yani?
Dalga mı geçiyorsunuz benimle ya?
Kafeden içeriye girmek şöyle dursun, dizlerim bile yerinden oynamıyordu. Bakışlarımı kaçırmadan en son gördüğüm manzara ise, Cahit'in karşısındaki kadınla ayakta olmaları ve Cahit'in kadının dudaklarına kapanmış olmasıydı.
Ulan ben niye etkileniyorum, niye ben?
Kalbim göğüs kafesimde çırpınıyor, nefesimi zorluyordu. Elim alnıma giderken yanımdaki sandalyeyi çekip oturmak istediğimde sandalye elimden kayıp yere düştü, gücüm bile tutmuyordu..
Dizlerim zangır zangır titrerken sırtımı cama doğru dayayıp ellerimi başıma koydum ve sırtımın aşağıya kaymasına izin verdim.
Ellerim bomboş titriyor, kalp çarpıntım mideme vuruyordu. Kuru bir öksürük geldiğinde tamamen yere çömelmiş hâldeydim. Kaşlarıma inen anlamdıramadığım ağrı alnıma masaj yapmamı sağlıyordu.
Ne yaşadım ve ne hissediyordum ben?
Soğuk hava elime ve yüzüme her değdiğinde üşüyor muydum yoksa soğuk terler mi döküyordum belli değildi, şaka gibi!
Kafenin kapısı kadın kahkahası ile sonuna kadar açılırken çıkan kişiler, gördüğüm kişilerdi.
Allah sizi kahretsin.
Bakmaya bile tahammülüm yokken istemsizce seslerine kulak misafiri oldum. “Aşkım ya o kadar sahiplenici ve korumacısın ki, sana teslim olmamak elde değil.”
Pardon?
Cahit'e mi söyledin lan sen onu?
Nefes almaya çalışırken tükürüğümün boğazıma kaçmasından dolayı ufak öksürük krizine tutuldum.
Kadın boyalı sarı saçlarıyla bana bakış atıp bakışlarıyla süzdükten sonra Cahit'in yanağına öpücük kondurup elini tuttu.
Her anlarını izlemem midemi daha çok çalkalarken öksürüğüm bir türlü kesilmiyordu.
En son kalkmak istediğimde yalpalayarak denge kurmaya çalıştım ama sanki süper bir güç tarafından dengede durmam için kol uzatılmıştı. Yanımdaki kapıdan uzatılan kaslı ve belirgin damarlı kola bakarken gözümün radarına ellerindeki gözle görülür nasırlar takılmıştı.
Asla kötü durmuyordu hatta yakıştığını bile söyleyebilirdim ama şu an kendi durumuma odaklanmam gerekiyordu.
Evet, istem dışı her şeyi gözlem altına alma yeteneğine sahiptim.
Kafamı kafenin içinde kalan kolun sahibine doğru eğdiğimde benden önce davranıp yanıma doğru diz çöküp göz teması kurduğunda dumura uğradım, seneler önceki hasarlı bir çift ela göz nemli ve kızaran mavi irislerime dikkatle bakıyordu.
Diğer eliyle su şişesini uzatırken ses tonu öyle yatıştırıcı ve sakindi ki, ikinci kalp çarpıntısını kaldıracak gücüm yoktu.
“Tanıdım seni, neden bu hâlde olduğunu az buçuk tahmin ettim aslında. Kendini açıklamana gerek yok, karakterini biliyorsun..” Beni anında çözüp üzerinde yorum yapmasına kirpiklerimi kırpıştım.
Sudan bir yudum alıp cama tutunarak ayağa kalkmayı başardım, karşımdaki Yunus hâlâ aynı yerinde gözlerini dikmiş benim cevap vermemi bekliyordu.
“Ben de tanıdım seni, su için teşekkür ederim. Kolay gelsin.” Tek tük konuşup arkamı dönerek eve doğru ilerlemeye başladım.
Arkamdan aynı şekil beni izlediğine emindim, hislerim beni hiçbir konuda yanıltmıyordu.
Yunus’u gördüğümde kalbim değişik bir hisle vurmaya başlamıştı, ona karşı içimde bambaşka bir his uyanıyordu ama ne olduğunu öğrenmek istemediğim için rafa kaldırıyordum.
Bölüm etkileşimi
