32. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuOtuz İkinci Bölüm
Bölümler 42Şu an: Otuz İkinci Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime · Okuduğun bölüm
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Aklım fikrim sen de, senin gelişinde, seni ne zaman göreceğimde, seni nasıl göreceğimde, beni görür görmez ne diyeceğinde…”
Nazım Hikmet
Erva Sarışahin
İki gün önce;
Karakoldaki suç dosyalarının olduğu odada araştırma yaparken göğsümdeki yara izleri canımı yakacak kadar acımaya başlamıştı.
Yanımda kremim olmadığı için mecbur eve gidene kadar dayanacaktım, Cahit Bıyık’ın kopyası olan dosyayı elime alırken dosyanın arasında yere düşen kâğıdı dümdüz bir ifadeyle aldım.
Eğildiğim yerden ayağa birden kalkarken göğüs kafesimin altını masanın kırık çıkıntı kenarına çarptım ve tiz bir çığlık attım.
Siktir!
Vurduğum yeri sıvazlarken dişlerimi sıkıyor, kaşlarımı büzüyordum. İki büklüm olmamak için yanımdaki sandalyeyi çekip ağrı içinde oturduğumda içeriye başka birinin geldiğini hissettim.
Arkam dönük olduğu için kimin geldiğini göremiyordum, rezil olmamak adına elimdeki dosyası açıp bakınmaya başladım.
Ama içimi merak duygusu sarmıştı bir kere.
Kafamı bedenimden önce yavaşça arkama doğru çevirdiğimde tek gözü bandajlı Halil'i görmemle beraber refleks olarak elimdeki dosyayı kenara attım.
Neden böyle aptalca hareket yaptım ki?
“Halil..” Resmiyete bürünmeyi anlık unuttuğumda hemen çevirdim. “Halil Komiserim?”
Bakışları birden fazla anlam taşırken, herkese ters ters laflar sokarak akıl karıştıran ben; Halil'in göz temasıyla kendi aklımı kaybedecek gibi hissediyordum.
Neydi bunun anlamı, ya da bir anlamı var mıydı?
Kollarını göğsünde toplamış çenesini dikleştirirken derin nefes alıp vermeyi unutmadım.
“Erva iki saattir odama gel diyorum, ne yapıyorsun burada sen?” Vallahi burada çay kahve piknik yapıyorduk yaa.
Dilimi ıslatırken yaramın acısı iliklerime dağılarak sinir sistemime uyarı verdiğinde çene kasımı sıkmak zorunda kaldım.
“Bir dosya vardı da, onu bulmaya çalışıyordum..” Kağıdı cebime sokuştururken Halil'in bir adım daha atıp fazla yakın durmasını engelleyemedim.
“İyi olduğuna emin misin?” Ceketime dokunduğu esnada bileğini öyle bir kuvvetle tuttum ki, şaşkın bakışlarla gözüme bakmak zorunda kaldı.
“Hayırdır komiser bey? Odalara çağırmak, benim olduğum yerlere falan uğramak,” Kafamı yüzüne sabitlemek için kaldırdığımda yutkundum ve içimden geldiği gibi cevap verdim. “Bunlar sizin meslek lügatınızda yer almıyor bildiğim kadarıyla, yani ekibinizde çalışan birine yanaşmaktan bahsediyorum..” Kışkırtıcı konuştuğumu anladığım gibi yüz ifademi düz tutmaya çalışırken, Halil fazla tuhaf ve derin bakıyordu.
Tek gözü sahnede olmasına rağmen tüm duygularını oradan önümüze koyuyor gibiydi. Gözbebeğinin büyüdüğünü fark ettiğimde fazla yakın bakan ve duran bendim şu an.
Lanet olmasın!
Adam öpecek lan seni!
Hani öyle bir etkilenmiş bakıyordu ki, elimdeki dosyayı sol yanağına vurmamak için kendimi zor tutuyordum.
Elimde dosya yoktu ki!
“Erva sen, yani gözlerin ateşin kendisi biliyor musun? Amber renkli olduğundan hem ateş hem de bal gibi sevimli bakabiliyorsun..” Bir an duraksadım.
Pardon canım komiserim?
Gözlerimi kırpıştırarak kaşlarımla beraber ağır ağır yüzüne doğru kaldırırken dudaklarım aralandı.
“Bana şu an iltifat mı etmeye çalışıyorsun, sen bana herhangi bir his mi besliyorsun?” Bu kanıya gayette doğal bir şekilde varmıştım çünkü, ben Halil'in bana his beslemesini istiyordum.
İntikam için.
Ama ben de onun etkisine kapılıp aşkla harlanırsam intikam işi askıya giderdi.
Yani bildiğin şu an istediğim kişi, kendi elleriyle bana açılıyordu.
Âdemelması aşağıya kaydığında tekrar ceketime dokundu, bu sefer sadece gözlerine odaklandığım için merak içindeydim.
“Erva ben senin acını çekiyorum bee..” Ceketimde gözü oyanladığında saçımın bir tutamını parmağının arasına alıp kulağımın arkasına geçirdi. “Aşk acısı çektiriyorsun bana, belki bana karşı hiçbir şey yapmıyorsun ama kalbim seni gördüğü, hatta hissettiği anda bile amber gözlerini pompalıyor.” Ona bakmam için eliyle çenemde tutup dikleştirdi. “Kalbimi ve beynimi yakıyorsun Erva’m..” Göğüs kafesimde heyecanla çırpınan kalbimin belirtisi gözbebeklerime yansımıştı ki, gözbebeklerim büyüyor ve küçülmüyordu.
Halil bir şey dememi beklemeden dudaklarıma doğru yavaş yavaş eğildiğinde ne yapacağımı bilemez duruma düştüm.
Onunla sevgili olmayı başından beri istiyordum evet ama oyun için nasıl kullanabilirdim, ya da oyunu siktir mi etsem?
Bu mükemmel adamın bana saygı duyup, sevmesini istiyordum.
İntikam ve oyunu siktir et Erva, adamı zaten yakıp kavurmuşsun.
Küllerini yerdim artık.
Gözlerimi ceketime doğru indirdiğimde gördüğüm iki üç damla kırmızılıkla kendimi geri çekmek durumunda kaldım.
Az önce çarptığım yer hafif kanamıştı ve bunu Halil fark etmişti..
Hiçbir bokta söylemedi, aptal Halil!
“Ben de onu söylemek istiyordum ama, yanlış anlarsın diye senin etkine kapılmanın hissini dile getirmek istedim.” Şu an öfkeden her yeri birbirine katar karşımdaki adamı paramparça ederdim ama acilen lavaboya gidip yarama bakmak zorundaydım.
“Sorun değil, kaza olmuştu da ondan kanamış sanırım. Ben bir bakayım, gelirim.” Yanından sürat gibi koşar adımlarla geçtiğimde parfümün burnunda iz bıraktığından adım gibi emindim.
Kendimi tuvaletin kabinine kapattığımda sırtımı dayadığım duvardan aşağıya doğru kayarak yere çömeldim.
Çarptığım yara, babamın en son vücudumda bana bıraktığı falçata iziydi ve dikiş atılması gerekiyordu.
Dikiş attırmak için çok ağlamış, anneme çok yalvarmıştım ama dikiş atılmamıştı.
O yaradan sonra düzenli olarak o yara enfeksiyon kapmış, ateşlenmiştim. Her geçen gün büyüyor gibi geliyordu gözüme ama sadece yaranın mecazi anlamı büyüyormuş, bunu anlamıştım.
Ailemden ayrıldıktan sonra da dikiş atılması için bayağı geç kalındığı için, kendi kendimce kremlerle uğraşıp duruyordum.
Yaranın çizgisi kapanmıştı ama dokununca hâlâ sızlaması hiçbir zaman geçmemişti.
Şimdi de kanatmıştım, daha önce hiç kanamamıştı.
Peçeteyi bastırarak kabinden çıktığımda muslukta peçeteyi ıslattım ve tekrar yaraya bastırdım.
Gözlerimin buğusunu havaya kaldırarak almaya çalışırken göğüs kafesim hızlı hızlı kalkıp iniyordu.
Atletimin arasına peçeteyi sıkıştırıp saçlarımı dağıtarak lavabodan çıktığım gibi dosya odasının yolunu tuttum.
Halil'i benim yerime oturmuş elinde dosya okurken gördüğümde dudağımı büzerek arkamdan kapıyı kapattım.
“Cahit’in dosyasını ne için araştırıyordun Erva?” Biraz düşündükten sonra cevapladım.
“Sabıka kaydını bulup içeriye attırmak için araştırma yapıyordum da, sen neden soruyorsun?” Oturduğu yerden bir hışımla kalkıp dosyayı sert bir hareketle masaya bıraktı ve bana doğru adımlar atmaya başladı.
Ne oluyoruz canım komiser?
“Eskiden sağlıksız bir çocuk zihniyetini kötü manipülasyon yöntemiyle yönetip, yanlış yola sokmasından dolayı Cahit Bıyık'ı hapse ben attırdım.” Öyle mi dercesine kaşlarımı kaldırdım ve aklımı kurcalayan soruyu dile getirdim.
“Birincisi, sen çocuk polisi değilsin o benim görevim. İkincisi ise tek bu dediğin suçtan dolayı kimse hapse girmiyor komiser, ona bakarsan manipülasyon yöntemiyle birçok başarılı insan olup korkunç şeyler yapan kişiler var dışarıda, onları da sen hapse attırsana.” Meydan okurcasına yüzüne doğru diklendiğimde yüzünde belli belirsiz bir alay ifadesi oluştu. “Mesela seni mi?” Dediğiyle kaskatı kesilirken daha çok yüzüme doğru eğildi.
“Seni kalbimin hapsine alırım, ama sen beni manipüle edemezsin Erva.” Sen beni edebilirsin yani..
Alsana beni kalbinin hapsine.
Kendimi toparlayıp hafif öksürdüm ve Halil'in konuyu başka yere çevirdiğini fark ettim.
“İyi misin bu arada ciddi bir yaran yok, öyle değil mi?” Bakışlarımı kaçırıp çene kasımı olabildiğince kuvvetle sıkarken zayıf görünmemek için gülümsedim.
Ben hiç iyi değilim aslında, yaram çok derin ve ciddi. Belki açıladabilir, öldüredebilir.
“İyiyim merak etme, çok eski bir yara zaten hafifçe bir kanamış o kadar..” Sesimin titrek çıkmamasına şükrederken Halil kendi kendine Cahit meselesine tekrar döndü.
“Dikkat et kendine iyi olman herkes için önemli, benim psikolojimin iyi olmadığı hatta hiç olmadığı zamanlarda abime, yani Yunus'a ihanet eden Cahit ile arkadaşlık yapıyordum.” Olayı iyice dinlemek için kollarımı göğsümde topladıktan sonra anlatmasını bekledim.
“İşte birçok kötü anlar yaşadık falan, Cahit piçi beni manipüle ediyordu çünkü, o an bir psikolojim yoktu ve zihnim çok müsaitti manipüle edilmeye. Oldu bir şeyler sonra komiser olarak attım içeriye, bitti işi..” Olayın ayrıntısına inmeden üstünkörü anlatmasına rağmen acı doluydu ve yara izimi nedensizce sızlatıyordu.
“Anladım, güzel bir intikam planı olmuş senin için.” Ayaklanıp dışarıda cebimdeki kâğıdı okumak istediğimde, Halil çıkmamı istemiyormuş gibi kolumdan tuttuğu gibi beni kapıya yasladı ve kapının kilidini çevirdi.
Ananı satayım, kapıyı kilitledi.
“Erva daha fazla beni gözlerinle yakmadan kalbime hapsedeyim mi seni?” Beni kalbinde istiyor, beni hayatına almak istiyordu.
Acı dolu hayatını ben de çok merak edip içinde bulunmak isterdim.
Belki iki yaralı ruh birbirimizi iyileştirirdik.
Ağırdan almayı yeterince yaptığımı düşündüğüm için, elimi ensesine doladım ve yeşil gözünden bakışımı yakaladığımda cevapladım.
“Kalbine müebbet et beni Halil,” Halil cevabımı aldığı gibi vakit kaybetmeden kafasını hafifçe yana büktü ve dudaklarıma doğru eğildi.
Fısıltıyla kulağıma, “Seni kalbime mühürledim bal bakışlım,” dediğinde hafifçe kıkırdadım.
Sevgili olmuştuk…
İntikam ve oyunun içine etmiştim çünkü Halil'in büyüsü bambaşkaydı.
“Sevgilim..”
Bölüm etkileşimi
