37. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuOtuz Yedinci Bölüm
Bölümler 42Şu an: Otuz Yedinci Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“İnsanlar kitap gibidir. Bazıları kapağıyla seni kandırır, bazıları ise içeriğiyle seni şaşırtır.”
Oscar Wilde
2024, Adana
Geçmişimdeki yaşadığım kısa bir an gözümün yanmasına sebebiyet verirken, Erva'nın hattaki sesi balon patlatma sesi gibi kulak zarımı çınlattı.
Yunus'un kolu hızla morarmaya başlıyor… Yunus'un koluna ne oldu anasını satayım?
Ve senin ne alakan var Erva?
Kendi kolumun acısı taze bir şekilde hafifçe sızladıktan sonra kuruyan dudaklarımı araladım.
“Ne.. Ne oldu ki Erva?”
Güler yüzüm birden yosun tutmuş gibi solduğunda boğazıma sebepsiz bir yumru oturdu.
Ses tellerim birden birbirine bağlanmışcasına gıdıklanmaya başladığında Erva'nın aynı ses tonu beni karşıladı.
“Oldu işte bir aksaklık, sen sana atacağım konuma acilen gel! Durum çok ciddi İlknur,” Göz pınarlarım ıslanırken dudağımı da ıslattım ve telefonun kapanma sesi kalp ritmimi hızlandırdı.
“Allah kahretmesin..” Oturduğum yerden ruhsuz bir hâlde kalktığımda yeri boylayan tabak sesiyle kolumu sımsıkı tutmam bir oldu, çünkü kolumun psikolojik acısı bedenime işliyor gibiydi.
Fare kapanı ve Aysima yüzünden ciddi anlamda kolumdaki lifler ağır bir hasar alarak kopmuş, daha sonra uzun zaman sonra iyileşmişti.
İyileşmişti evet ama, bazı anılar o anda kalmıyor aksine başınıza gelen herhangi bir olayda psikolojik olarak sizi etkiliyordu.
Ve bu sizi şok durumuna bile sokabiliyordu.
Düz bir ifadeyle evin içinde volta atmaya başladığımda kısık sesle sayıkladığımın farkında olacak durumda değildim. “Yunus’a ne olmuş olabilirdi ki, Erva neden söylüyor Yunus söylemiyor bunu?” Kafayı yiyecek gibi acıyı hissettiğimde birden abarttığımı düşündüm ve kafamı iki yana salladım.
“Abartma İlknur Şura, abartma hiçbir şey yok,” Yanağımın içini yoğun hislerden dolayı ısırırken telefonuma gelen bildirimle vakit kaybetmeden bildirimi açtım. Gözbebeklerimi büyüten mesaj içimin titrediğini hatta ateşimin çıktığını hissettirdi.
Erva Yunus'un kolunun fotoğrafını atmıştı..
Telefonu tek elimle sıkıca kavrayıp diğer elimle attığı fotoğrafı büyüterek ne olduğunu anlamaya çalıştım ama tek gördüğüm bileğine pansuman yapılmış bir fotoğraftı.
Morarma veya kopma noktasına gelecek bir durum yoktu ki..
Bu kız benim acılarımı kendi elinde malzeme olarak mı kullanıyor?
Elimle kalbimi tutup içten derin bir nefes alıp Erva'nın numarasını sert bir hamleyle tuşladım.
Dış kapıya doğru yürürken Erva'nın sesi duraksamama neden olduğu gibi ses tonumun sert çıkmasına da neden oldu. “Bana bir açıklama borçlusun aptal, morarma ve kopma durumunun pansuman fotoğrafıyla ne gibi bir bağlantısı olabilir canım?” Canım hitabını iğneleyerek söylediğimde sesini neşeli tuttu.
“Eşek şakasıydı tamam, çok özür dilerim bebeğim. Ama Yunus'un seni gerçekten görmek istiyor, o yüzden onun olduğu yerin konumunu atıyorum sana.” Gerçekten bir özürle konuyu kapatacak olmama inanmış olamazdı, değil mi?
“Erva sen, Yunus'u kullanarak ve benim acımı şaka malzemesi yaparak nasıl bir izlenim yaratmaya çalışıyorsun?” Konuşmasına izin vermeden öfkemi kusmaya devam ettim çünkü tiye alınabilir bir durum değildi.
Özellikle böyle bir şakayı sineye çekemezdim.
“Yaptığın şakayı eve gelince soracağım, ayrıca bana konum falan atma mümkünse de bugün içinde beni arama!” Dişlerimi sıkarak telefonu düşünmeden kapattım ve gözlerimi sıkıca kapatıp açtım. Şakaklarımdan yayılan sinir ve öfke beni zor yatıştıracak gibi görünse de, Yunus'un numarasını tuşladım.
Dış kapıyı açtığım gibi telefonu açmasını beklerken hoparlöre aldım. Yüzüme doğru çileyen yağmur damlaları şaşkına dönmemi sağlarken hızla dışarıya göz gezdirdiğim esnada Yunus'un kalp ritmimi hızlandıran kendine has karizmatik sesiyle eve giremedim. “Efendim Gökyüzü'm?”
Gökyüzü’n bugün ağlıyor, bak Yunus..
“Erva'yla sanırım iş yapmışsınız ve beni görmek istiyormuşsun diye bir duyum aldım da, ondan aramıştım.” Merakla cevabını beklerken yanıltıcı olmayan bir ses tonuyla cevapladı.
“Doğrudur, konum gelmiş olması gerekiyor sana ama gelmedi mi?” Gözlerimi öfkeyle kısıp havaya kaldırdığımda açık havada olduğumu sonradan fark ettim, gözümün tam içine düşen yağmur suyu ile gözümü acıyla kapattım. Laf söylemek istediğim zaman beton zeminde ayağım kayar gibi olduğunda elimle kapıya tutundum, ve o an olan oldu..
Kapı üstüme kapandı.
Anahtar da yoktu, dışarıda kalmıştım..
“Allah kahretmesin yaa,” Yunus'a hâlâ cevap vermeden kendi düştüğüm durumu toparlamaya çalışıyordum ki, Yunus'un endişeli ses tınısı kulaklarıma ulaştı.
“Ne oldu Gökyüzü’m, iyi misin sen gürültüler geliyor?”
Yutkunup derin bir nefes aldım.
“Yaa senin olduğun yere yağmur yağmıyor mu acaba, ben dışarıda kaldım çünkü de.. Neyse iyiyim ben, sen bana konumu atar mısın Erva'yla atıştık da o yüzden senden almak istedim konumu..” Az önce yaşadığım tüm olayları saçmalayarak anlattığımda yüzümü buruşturdum ve Yunus'un içimi hoş eden kıkırdamasıyla bakışlarımı kaçırdım.
“Biraz çiseliyor, iyiysen atıyorum konumu. Bu arada eğer gelemeyeceksen ben aldırayım seni, ne dersin?”
Aslında hiç fena olmazdı ama adamın bileği pansumanlıydı.
Ne alaka ben de bilmiyorum ama ne olduğunu acayip merak ediyordum.
“Yani bilemiyorum, senin bileğine ne oldu bu arada Yunus?” Dudağımı büzerken yağmur damlaları iyice hızlanmaya başlamıştı ve benim üzerimde hırka bile yoktu, ayrıca ev kombiniyle nasıl giderdim?
Ev kombiniyle olduğumu unutmuştum…
“Ben geleyim yanına orada anlatırım, zaten bu havada piknikte yapılmazdı..” Piknik mi dedi o?
Bu havada piknik yapmak için beni mi istemişti cidden?
“Olur.” Uzatma gereksinimi duymadığım için kısa cevapla geçiştirdiğimde hemen ardından hayati bir durum olduğu için Erva'yı aramak zorunda kaldım.
Erva aramayı açmayınca içimden küfrederek beton zemine sırtımı yasladığım duvardan kayarak oturmak zorunda kaldım. Yağmur hızını gitgide arttırırken ağlamak istiyordum, üşüyor ve dudaklarımla ellerim titriyordu.
Fikir aydınlanması yaşadığım anda elim ensemdeki saçıma gitti ve tel tokayı çıkardığım gibi kapının kilidine götürdüm.
“Hadi, hadi lütfen aç şunu..” Kilidi tel tokayla iyice zorlarken korktuğum şeyin başıma gelmesi saniyelerimi falan almıştı.
Tel toka kapı kilidinin içinde kırık bir şekilde kalmıştı.
Elimde tokanın yarısı kalırken uzağa doğru fırlattım. “Sıçayım yaa,”
Ellerimi alnıma koyup masaj yapmaya başladığımda üşüyüp titremenin içten içe ateş yaptığını hissediyordum. Öylece durup bomboş ve hissiz bakışlarla arka bahçeye dalıp giderken omzumda hissettiğim baskıyla beraber Yunus'un geldiğini düşündüm. Diğer omzumda da baskı hissettiğim gibi kafamı hafifçe çevirip iki omzumdaki ellere baktım ama, iki elin birinde bile pansuman bezi yoktu.
Erkek eliydi ama Yunus'a ait değildi..
Kim olabilirdi ki?
Kafasını kafama doğru eğdiğinde bakışlarımı yüzünde tutmaya çalışıyordum ama içimdeki ürken dürtü gözlerimi kaçırmama neden oluyordu.
Kaçıp savunmam gerekiyordu ama omuzlarımda iki el bedenime kaçış izni vermezken ses tellerime abanmak kurtulma şansımdı.
“İmdat!” Bir çift göz beni olduğum yere hapsetmeye yetti, çünkü bu yeşil gözler Halil Sarıtaş'a aitti.
Ne alakaydı beni esir gibi tutması?
“Halil.. Ne arıyorsun burada, beni niye suçluymuşum gibi tutuyorsun birader?” Omuzlarımdaki ellerini nihayet serbest bıraktığında aramızda mesafe bırakarak karşısına dikildim ve çatık kaşlarımla yüzüne bakmaya başladım.
“İlknur Şura, Yunus konusunda bana yardımcı olman gerekiyor..” Aynı şekilde bakmaya devam ederken mesafeyi azaltarak kulağıma doğru eğildi ve alçak ses tonuyla tehditkâr bir şekilde konuştu.
“Eğer yardımcı olamam diyorsan, ortaya öyle bir iddia atarım ki toparlama zamanın olmaz!”
Kaşlarımın altından sinsice gülerek burnumu kaşıdım ve Halil'in tam kaşının ortasına kafamı geçirdim.
Yüzünü tutarken omuzlarından iterek yağan yağmura aldırmadan bahçeden dışarıya çıkardım.
“Bak sen; özellikle Erva'nın sevgilisi olarak bu tehditlere bir son vermek zorundasın, farkındayım hep Yunus konusunda etrafındakileri tehdit ediyorsun ama unuttuğun bir şey var,” Başparmağımı yüzüne doğru sallayarak, “Sen bir komisersin tehdit yağdırmak görevini kötüye kullanma anlamına geliyor.” İmayla baktığımda hiç akıllanmış gibi bakmadan toz olup gittiğinde polis aracına bindiğini gördüm. Önümden yavaş hızda giderken arka koltukta Sıla’nın olduğunu fark etmemle ağzım açık kaldı.
Şaşırmamam gerekiyordu belki ama ne alakaydı?
En son okuldan çıkarken görmüştüm ve en son Yunus'un yanından ayrılmıştım ama eve geldikten sonra Erva'nın, Yunus'la beraber tutumu ve şimdi de Halil ve Sıla’yı gördükten sonra eksik olan çok fazla taş vardı.
Gözlerim polis aracın arkasından dalıp gittiğinde kolumda ani bir baskı hissettiğim gibi çığlığı basmam bir oldu. Yunus olduğunu gördüğümde ikinci bir çığlığı bastım ve elim hemen kalbime gitti.
“Allah seni yaa, ödümü patlattın bee!” Yunus şaşkınlığını ellerini teslim olurcasına kaldırıp gözlerindeki korku dolu ifadesinde belli ederken alıklıkla tebessüm ettim. “Kusura bakma, gerilip dalmışım da.. Gel diyeceğim ama ben dışarıda kaldım,” Sitem edercesine söylediğimde sorun yokmuş gibi yanıma yaklaştı ve yüzümü inceledi. “Sen gerçekten iyi olduğuna emin misin Şura, Erva'nın şakası olayına gelirsek ben asla onay vermedim ama Erva'ya da engel olamadım,” Yandan bakış atıp elimi Yunus'un yanağına yasladım. Pansuman yapılmış eline baktığımda dudağımı büzdüm.
“Nasıl oldu, Erva falan mı yaptı yoksa..” Gözlerimi ela gözlerine doğru kısıp şüpheci bir bakış attım. “Siz ben gittikten sonra Sıla'yla alakalı bir mevzu mu çevirdiniz?” Ela gözleri hemen kendini ele verir sanmıştım ama ele vermemişti.
Nasıl yani hiç mi bir şey çevirmediniz?
Gözlerimi kırpıştırarak yüzündeki mimiklerini inceleme fırsatı bulmuştum ki, olayı net bir sesle anlatmaya başladı.
“Sen gittikten sonra Erva'yı Sıla ile konuşsun diye çağırdım, ama hani çocuk polisi ya belki yumuşatır falan diye salak aklımla düşündüm fakat asla öyle olmadı..” İçten bir nefes aldıktan sonra gözlerime bakan gözleri parlayarak devam etti.
“Erva Sıla'ya ilk başlarda çok güzel konuştu hani dedim belki konuşarak falan ikna eder..” İki kaşı birden havaya kalktığında gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. “Ama ne göreyim Erva'nın elinde makas, Sıla'ya falan bir şey yapar da meslek hayatından olur diye engellemeye çalışarak olayı dizginlemeyi planladım, ama olan benim elime oldu..” Elini yüzüme doğru gösterdiğinde avucun içine masum bir öpücük kondurdum.
“Kıyamam sana ben, hem olan sana olmuş hem de şaka malzemesi olarak kullanılmışsın..” Alt dudağımı büzdüğümde gözlerim bambaşka bir manzaraya kayar gibi olduğunda, Yunus çenemden tutarak gözüne bakmamı sağladı.
“Bu arada biraz öyle oldu, Erva Sıla'nın saçına bir yapışmış var yaa..” Alt dudağını dişleyerek olayın büyüklüğünü göstermeye çalışan Yunus'a kahkaha attığımda, Erva'nın mesleği aklıma geldi.
Gerçekten atılma ihtimali var mıydı?
İlk defa fiziksel olarak reşit olmayan birinin canını yakmıştı.
“Erva tüm bu anlattıklarını mesleğini düşünmeden mi gerçekleştirdi?” Kafasıyla ağır ağır onaylarken gözlerimi büyüttüm.
“İlknur Şura'yı okula geri alacaksın deyip duruyordu, geri almadan peşini bırakmayacağım hatta gerekirse mesleğimden olurum falan dedi..” Ağzımdan güçlü bir ne nidası koparken benim için önemli olan mesleğini öne koymuştu.
Bu kız gerçekten ne yaşıyordu?
“Yunus Erva benim için mesleğinden atılırsa, Adana'da kalma gibi durumum olamaz!” Boşluğuma gelen bir saniyede belimden kavradı ve ince ince yağan yağmur aramızdaki mesafeyi daha çok kapatacak gibi duruyordu.
“Benim senle kalma gibi bir durumum var onu ne yapacağız Gökyüzü'm?” Kalbim ağzımda atarken midemde hissettiğim sızı gözlerime vuruyor gibi olduğunda gözlerimin içi titriyordu.
Bana öyle bir bakıyor, öyle bir hissiyat veriyordu ki, sarhoş edecek ruhu varmış gibiydi.
“Tüm Adana senden ibaret değil, ayrıca bir şartla burada kalmayı kabul ederim.” Yüzüme daha çok eğildiğinde ciddiyetimi korumaya çalışıyordum ama kokusu burnuma değdiğinde beyin nöronlarım koku sentetiğini kayda geçiyordu.
“Neymiş o şart?” Mayhoş ses tonu derin nefes almamı sağlarken, kafamı hafifçe geriye çektim.
“Kendi kendine boks çalışırken ben de seyircin olarak seni izleyeceğim,” Mest olmuş gibi anında yüzüyle onayladığında az önce gözüme çarpan bambaşka manzara dumura uğramama neden oldu.
Erva sen ciddi misin?
Bölüm etkileşimi
