19. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuOn Dokuzuncu Bölüm
Bölümler 42Şu an: On Dokuzuncu Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Düşünmek zordur, bu yüzden insanların çoğu yargılar.”
Carl Jung
2024, Adana
İlknur Şura Aslan
Kariyerimin ilk gününden iki saatin hızla geçip yarım saat içinde eve gelmem çok ani olmuştu. Sokağın yakınlarındayken duyduğum silah sesiyle anlık bir kalp krizi geçirir gibi olmuştum. Adımlarımı yavaşlatarak sokağa girdiğim sırada da kaos kokusu burnuma ulaşmıştı bile…
Erva'ya sorduğum soruyla donmuş bir yüz ifadesi takınması ve gözlerini masaya kilitlemesini ayrıca anlayamamıştım.
Halil ve Yunus kardeşlerdi, peki karşılaşmışlar mıydı acaba?
“Siktir..” Erva'nın kısık sesle küfretmesine kaşlarımı çatıp kolunu kavradım.
“Erva masada ne var Allah…” Cümlem yarıda kaldı çünkü yabancı bir telefonu gözümü kestirmiştim.
“Bu.. Bu eve attığın o Halil'in telefonu mu?” Evet onun telefonuydu çünkü Erva'nın telefonu elindeydi.
Olduğu yerde ayaklarını sert adımlarla yere sürtüp o da benim kolumu kavradı.
“Halil'i eve falan atmadım bacım, bahçede bir dakika oturmuştu sadece.. O sırada unutmuş aptal!” Tiksinir gibi telefona bakarken ne yapacağız dercesine bana bakıp duruyordu. Kollarımı göğsümde toplayıp dudağımı büzdüm.
Bir bu maceramız eksikmiş gibi..
“Yunus'a söylesek..” İçimden konuşurcasına mırıldandığımda Erva gözümün içine bakarak gözünü belertmesine şaşırdım.
Erva, Halil'in telefonunu anlamadığım sürede elime tutuşturup fısıltıyla konuştu.
“Git bunu Yunus'un kırık camından içeriye uzat,” Düşünür gibi dudağını büzdüğünde olumsuzca kafasını salladı.
“Ya da yapma.. Yunus ve Halil çok sarsıcı şeyler yaşamışlar bacım.” Böyle bir şeyi beklediğim için şaşırmadım ama Erva fazlasıyla üzülmüş gibi duruyordu.
Sıcaktan enseme yapışan saçlarımı bileğimdeki tokayla topuz yaptığımda sandalye çekerek bacak bacak üstüne atıp oturdum. Elimle ensemdeki ve alnımdaki terleri avucumla alırken yüzüme yelpaze yapmaya başladım.
Erva kıvırcık saçlarını kulakların arkasına geçirirken elini bacağıma koyup duyduğu ve anladığı her şeyi bir bir anlattı.
İşittiklerim kalbimde ve midemde çalkalanırken güçlü empati duygum yüzünden sindirmem hiç kolay olmuyordu, Erva'nın anlattığı ihanet ve fırın travma bahsi beynimde anlamsız şekilde yüksek pikselde canlanırken başım dönüyordu.
İhanetin en ağır kavramını Yunus yaşamıştı…
Benim yaşadığım ihanetin yanında onunki yürek sızlatıyordu.
Gerçi olayın nasıl işlediğini, hatta doğruluğunu bile bilmezken böyle hissetmem tuhaftı.
Erva'nın gözünden bir damla yaş akarken elimi yanağına yasladı.
“Kanka ben olayın uzaktan seyircisi olarak bu kadar etkilendiysem onlar nasıl sağlam durabiliyorlar?” Buruk tebessümle gözyaşını parmağıyla yok ettim.
“Sağlam değiller Erva, ikisi de değil. Özellikle Yunus'un bakışlarını fark ettin mi hiç, nasıl da yaralı ve ürkütücü bakıyor..” Ürkütücü dediğimde bahsettiğim korkunç biri anlamda değildi, hayat onu bu yollara düşürmüştü.
Bakışlarından okunuyordu.
Erva'yı ilk defa bu kadar bitkin ve dağılmış durumda gördüğümde üzerimdeki yorgunluğu unutmuştum.
Erva hiçbir zaman bu durumda olmamıştı..
“Aklıma babamın bana yaşattıkları geliyor, gözümün önüne geliyor İlknur…”
“Şşşt..” Ayağa kalkıp tüm sevgimle Erva'yı koca bir sarılmayla teselli ettim. Sırtını sıvazlarken evin etrafında adım sesleri duymamla benden önce Erva sarılmayı bıraktı ve anında yüzü buz kesti.
Oha kanka, anında nasıl koruma modunu açabildin?
Görünürde kimse yokken Erva kaşlarını çatarak dışarıya doğru ilerlerken belinde elma gibi parlayan silahı fark etmemle ağzım bir karış açıldı.
Hâlâ nasıl alışamadıysam…
Eli baktığım yere gittiğinde önünü kesen Halil'i ikimiz de beklemiyorduk. Erva birden gerilerken elini sakince göğsünde topladı ve kafasını ne vardı şeklinde salladı.
“Telefonumu unutmuşum niye söylemiyorsun, onu almaya geldim.” Eliyle bahçeyi gösterirken tek gözü beni buldu ve göz temasını çekmeden ağzını oynattı.
“İzninle alabilir miyim?” Erva'ya ithaf sorduğu soruyla gözlerini hâlâ benden çekmezken tek kaşım havada Halil'i analiz etmeye başladım.
Erva Halil'in omzuna vurarak izin verdiğini göstermişti, bahçeye ikisi aynı anda girerken Erva'nın korumacı sesi kulağıma ulaştı. “Bakma lan bacıma öyle bön bön!” Gözbebeklerini nedensizce ağır ağır Erva'ya çevirirken, gözleri Erva'nın benim bile etkileneceğim derece parlayan gözlerinde takılı kaldı.
Halil sessiz sedasız telefonu alıp gidecekken sokaktan elinde ekmek poşetiyle geçen Yunus radarıma takıldı. Ela gözleri kendi evinde oyalanırken kafasını birden hiç beklemediğim anda bize doğru çevirdi ve seri adımlarını durdurdu.
İkinci kaos dalgası mı geliyor? Hayır, hayır… bensiz devam edin rica ediyorum.
Kavgadan kaçmak için evin kapısına doğru yönelmiştim ki, Yunus'un bahçe kapısını açma sesi ve tok sesiyle konuşması beynime dur sinyali verdi.
“İhanet nasıl bir duygu sana bir abilik yaparak öğretmek isterim Halil, hazır buradayken..” Halil'e çok kısa baktığımda tek gözünü havaya dikmiş âdemelması aşağıya kayıyordu.
Çene kası kasılırken telefonu cebine koydu ve Yunus'un tam önünde durdu. Erva daha kötü olmamak için yanıma geldiğinde, ben Halil'in nasıl bir tepki vereceğini merak ediyordum.
“Yunus yapma.. Ben bir piçlik yaptım ihanet ettim, en etmemem gereken sana.. Ama şu travma meselesini kızların önünde anlatma lan.” Ses tonu çaresizce titrek çıktığında Yunus boynunu kıtlattı ve bakışlarını bana çevirdi.
Allah kahretmesin, ben ne alaka abi?
Geldiler abi geldiler….
Halil boynunu öne doğru eğmeden önce bize bakış attığında etrafı kolaçan etti. Erva boğazını temizleyip eski deli dolu hâline geri dönerek sırıttı. “Şimdi beyler, sizden bir ricamız olacak. Ben ikinizin de yüzleşme sahnesine şahit olduğum için, daha fazla drama duymak istemiyorum..” İkisi de merakla son cümleyi beklerken Yunus bir adım öne çıkmıştı.
Ama bakın bizi katmayın abi..
“Sizin aranızdaki olayın ikiniz arasında kalmasını öneriyorum, çünkü ben daha aile dramı; ne çekebilirim ne de sindirebilirim..” Son sözünü öyle bir vurgulu söylemişti ki, yanına gidip kolunu tuttum.
Erva tüm sevimliliği ile gülümserken bakışlarım Yunus'a kayıp kayıp duruyordu.
“Halil telefonunu unuttuğu için geri geldi zaten, hepimiz enkaz altındayız bunu biliyoruz ama benim gibi deliye vurmanız çok önemli bu psikolojiyi.” Dişlerini göstererek kıkırdarken Yunus neye uğradığını şaşırmış gibi bakıyordu. Halil ise boynu bükük bir şekilde bahçeden çıkıp gitmişti.
Yunus uzun süre konuşmadığı için sesi bir tık kalın ve pürüzlü çıkmıştı.
“Kusura bakmayın, ben de iki de bir rahatsızlık veriyorum ama özür dilerim.” Yunus kafasını hafifçe eğip arkasına döndüğü an Erva'nın neşeli sesi kalp krizi geçirten cinstendi.
“Yok birader, senlik bir durum yok kusurun da yok.” Erva yandan bana bakış attığında devam etti. “Sen rahatsız edebilirsin, biz rahatsız değiliz.” İçten bir kahkaha attığında gözlerimi büyüttüğüm gibi hiç beklemediğim yerden vurulmanın şaşkınlığı vardı içimde.
Yunus evin bahçesinden çıkıp kapıyı kapatırken bana bakarak dudağını yana doğru kıvırmış olmasını görmez olaydım.
Erva seni yedim!
Evin içinde sipariş ettiğimiz pizzayı yerken masanın üzerindeki pembe dosya fazlasıyla dikkatimi çekmişti.
“Ben iş aramaya gidiyorum bacım,” Erva'ya öpücük atıp uğurladığım esnada dosyayı elime alıp koltuğa kendimi attım.
Üzerinde büyük harflerle yazan isim yutkunmama sebep oldu.
Cahit Bıyık.
Bunun dosyasının bizde ne işi olabilirdi ki?
Erva'nın bir türlü bahsetmediği Cahit'in suç dosyası elimde duruyordu, peki ben bu dosyayı içimde bastırılan duygularla karakola vermez miydim?
Bölüm etkileşimi
