Gökyüzü Kuğusu kitap kapağı

17. bölüm / 42

Gökyüzü Kuğusu

On Yedinci Bölüm

Vaveyla Yazarı: Beyza Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: On Yedinci Bölüm
  1. 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
  2. 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
  3. 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
  4. 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
  5. 5 Beşinci Bölüm820 kelime
  6. 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
  7. 7 Yedinci Bölüm914 kelime
  8. 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
  9. 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
  10. 10 Onuncu Bölüm873 kelime
  11. 11 On Birinci Bölüm800 kelime
  12. 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
  13. 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
  14. 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
  15. 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
  16. 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
  17. 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime · Okuduğun bölüm
  18. 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
  19. 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
  20. 20 Yirminci Bölüm856 kelime
  21. 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
  22. 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
  23. 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
  24. 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
  25. 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
  26. 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
  27. 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
  28. 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
  29. 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
  30. 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
  31. 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
  32. 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
  33. 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
  34. 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
  35. 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
  36. 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
  37. 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
  38. 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
  39. 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
  40. 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
  41. 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
  42. 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime

“Kimseyi o kadar iyi tanıyamazsın, herkesin içinde gizli bir odası vardır.”
Michael Connelly

Gözlerimi kısarak az önceki gördüğüm sahneye daha dikkatli bakınırken iki kaşım birden havalandı.
Erva, Halil'in koluna girmiş destek olurken taksiden iniyorlardı. Halil seke seke bizim evin bahçesine girerken, Erva ise Halil'in yanından bir an olsun ayrılmıyordu.
Sen eve adam mı atmaya yelteniyorsun Erva?
Tamam, adam taburcu olacak dedi de bizim eve getirme amacı neydi bu kızın?
Bizim evde nasıl flört etmeye çalışabilirdi anasını satayım?
Şoke girmiş beynimle yutkunup ciğerlerime temiz havayı soludum.
Gözlerimi kaçırdığımda kafama düşen jeton, “Siktir okula geç kaldım!” dedirtti.
Arkamı dönüp tüm odağımı kariyer hayatımdaki ilk günüme verdim ve seri adımlarla okula yürümeye başladım.
Erva sen bu sefer çok oldun.
***

Erva Sarışahin

Halil'i taburcu olduğu gibi kendi evime getirmiştim çünkü, amacım flört etmeyi denemekti.
Bu sandığınız ona âşık olduğum anlamına gelmiyordu, kendimi ona karşı etiketlemeye çalışıyordum.
Bana karşı yaptığı hiçbir şeyi unutmamıştım, aksine bunu elime geçmiş bir koz olarak kullanacaktım.
Onun bana karşı hiçbir şey hissetmediğinin farkındaydım, ama hissetse onun için iyi olurdu çünkü; onu elden ettikten sonra aklımda yapacağım ayrı şeyler vardı.
Sen şu anlık benim kozumsun Halil.
Ama herkes benim Halil'e âşık olduğunu düşünecekti, düşünmeye devam edebilirlerdi.
Sadece düşünce olarak kalmasını temenni ediyorum.

Halil'in koluna girmiş evin kapısını açmaya çalışırken Halil kolumdan tutup açmamı engellemişti.
“Senin amacın beni eve atmak mı Erva? Biraz bahçede oturalım.” Dumura uğrar gibi olduğumda anahtarı cebime koydum ve bahçedeki sandalyeyi oturması için işaret ettim.
Beton zemine bağdaş kurarak oturduğumda kafamı yan yatırıp Halil'in sol tarafındaki yeşil gözüne baktım. Sağ gözü bir süre daha bandajlı kalacaktı, o gözüne baktığımda içim her seferinde tuhaf bir hisse kapılırken açık kalan gözünü kırpar gibi hareket yaptı. “Ne baktın, kusurumuz mu var diyeceğim de… Kabak gibi var!” Bandajlı gözünü işaret ederken buğulanmaya başlayan gözlerimi hemen kapatıp açtım.
“Kusuruna bakan bu evde bulamazsın komiser, ayrıca seni eve atmak gibi niyetim olsaydı bu yola başvurmazdım..” Dudağının kenara kıvrıldığını fark etmemle gözlerimi büyüttüm.
“Hangi yola başvururdun güzellik?” Yüzüme doğru eğilip keskin bir göz teması kurduğu an yüzüne tükürmek en mantıklı yol gibi gelmişti.
Ama o kadar deli değiliz şükür.
Boğazımı temizleyip cevap vermek istedim ama hangi yola başvuracağımı ben bile bilmiyordum.
Ayağa kalkarak üstümdeki tozları silktim ve dudağımı ıslattım.
“Sen biraz sokakta hava al, ben de evin içini müsait duruma getireyim..” Kafamı gitmesi için sallayıp gözlerimi kırpıştırdım ve eve girip suratına kapıyı kapattım.

Evin içindeki İlknur ve bana ait olan kıyafetleri dolaba doğru savuşturdum ve mutfakta sabahtan kalma bulaşıkları makineye doldurdum.
Evet, evin her tarafında birer tane kıyafetimiz ya da eşyamız bulunuyordu.
Çok hamaratız değil mi ama?
Derin bir nefes alarak evin içini tekrar kolaçan ettim ve saçlarımı arkaya savurdum.
Dışarıya çıkmak için adım atmıştım ki, aklıma bacım geldi ve hemen arama tuşuna bastım.
Günü nasıl geçiyordu acaba?
Telefonu açana kadar saatin 10:33 olduğunu görür görmez İlknur Şura'nın sesi kulağıma ulaştı.
“Dinliyorum?” Sesi biraz kısık çıkıyordu, çok sorgulamadan hemen konuştum.
“Bacım nasıl geçti ilk dersin?” Neden gülümsediğimi anlamazken gülümsemeye hâlâ devam ediyordum.
“İlk ders güzeldi de, ne bileyim ortam çok az. Yani öğrenci sayısı çok az,” Tek kaşımı kaldırdığım an dışarıdan bağırış sesleri işittim.
Kapıyı açıp bir adım attım ve sesin geldiği yere baktığım gibi gözbebeklerim büyüdü.
Bir hışımla eve girerken, “Aşkım burada bir olay var da, ben sana döneceğim. Muah!” dediğimde öpücük atarak aramayı sonlandırdım.
Yattığımız odanın çekmecesinden silahımı alıp belime takarken koşarak evden çıktım.
Meslek deformasyonu canım.
Evin bahçe kapısından çıktığım gibi kafamı sağa doğru çevirdim ve karşımda seslerini yükseltenin Halil ile Yunus olduğunu görünce hemen yanlarına ilerledim.
Yunus, Halil'e doğru bir adım atarak yakasına yapıştı. “Senin bu sokakta, hatta bu Adana'da bile işin yok Halil!” Öfkesi yüz ifadesinden okunurken adımlarımı yavaş yavaş geriledim.
“Öyle mi kardeşim, öyle mi abim benim? Lan..” Halil iki elini yüzüne götürürken aniden ses desibelini yükseltti. “Senin yine gözün tamamen kör değil, ama ben hayatımın sonuna kadar körüm amına koyayım! Körüm lan ben, kardeşiz ama bak ikimiz de gözümü kaybettik!” Son sözü sanki sokakta yankılanırken gözlerim buğulandı, sanki ben yaşamışım gibi kalbimi acıtmıştı. Halil yere diz çökecekken Yunus yakasından tutarak çökmesine izin vermedi. “Ama sen yıllar önce bana ihanet ederek zaten tüm hayatımı kör ettin, sen..” Yunus Halil'in göğüsüne parmağını bastırarak devam etti.
“Sen ihanet ederek benim hayatımın infazını çoktan vermiştin Halil, şimdi tek gözün kör oldu diye hiç hayatı suçlama! Sen bana her şeyi hak ediyorsun demiştin ya, bir tek ilâhi adalete inan ve yaptıklarının cezasını kendin çek!” Alt dudağımı dişlerken yutkundum. Duyduklarım, özellikle Halil'in Yunus'a ihanet etmesini işittikten sonra sanki beynim uyuşuyor gibiydi.
Halil sen ne yaptın lan Yunus'a?
Ama ya Yunus haksızsa?
İyi de haksızsa Halil niye bir şey demiyordu?
Yunus'un gözleri kenarda duran beni bulduğunda parmağıyla beni gösterdiği gibi yok olmak istedim.
Sonra gözleri Halil'de durduğunda dudakları aralandı. “Sakın ola ki, kendi cezanı oradaki kıza ve onun yanında kalan Gökyüzü’ne bulaştırma!” Yunus boynunu kıtlatırken Halil'in tek gözü beni buldu. Derin bir bakış attığında gözünü kaçırıp Yunus'un tişörtünden tuttu. “Sen nereden tanıyorsun lan Erva'yı?”
Onlar benim için bir kavga mı edeceklerdi? Vallahi değmem beyler.
Yunus kollarını arkaya topladığında soğukkanlı bir duruşla bana bakıp eve gitmemi işaret etti. Ama ben gözlerimi kısarak elimi belime götürdüm ve net bir şekilde verdiği işareti kafamla reddettim.
Bu kaosu ben durdurmak istiyorum, ayy lütfen!
“Sana diyorum oğlum, Erva ve o yanındaki gökyüzü mü neyse nereden tanıyorsun?” Yunus omuzlarını gererek kafasını havaya kaldırdı.
“Sen ona Gökyüzü diyemezsin Halil önce bunu bil, nereden tanıdığıma gelirsek; mahalleden tanışıyoruz.” Yunus yaralı gözünü kırptığında Halil çenesini sağ sola çevirdi.
“Ne yapacaksın? Sen benim kardeşim falan değilsin Halil! Hayatımda sen yoksun anasını satayım, gitsene lan o Cahit piçin kollarına seneler önce yaptığın gibi!” Kollarını iki yana açtı ve Halil'in yüzüne doğru eğildi.
“İhanet eden öz kardeşim bile olsan silip attım lan ben seni, bana maval okuma siktir git gözümden!” Çene kasımı sıktığımda hepimiz çenemizi kasmıştık.
Halil herhangi bir cevap veremiyordu çünkü, haksız olduğunu biliyordu.
Ben bile anlamıştım..
“Yunus ben, Yunus sana ihanet etmek istemedim lan..” Yunus öyle bir kahkaha attı ki, içindeki tüm bastırılmış duygular öne çıkmıştı sanki.
“Lan siktir git Halil, istememişmiş.. Oğlum sen bana ihanet ettin ama ben..” Dudaklarını birden birbirine bastırdığında sanki gözleri konuşuyor gibiydi.
İkisinin de gözleri buğuluydu, Yunus'un yaralı gözünden bir damla yaş süzüldüğünde kısık bir sesle konuştu. “Ama ben babam bizle yaşadığı sürece sana yaşattığı o fırın travmanı kimseye söylemedim, ama sen ihanet ettiğin yetmemiş gibi herkese benim şeytan gibi olduğumu söyledin.” Gözleri öyle acı dolu bakıyordu ki Halil'e, dişlerimi sıkarak sakin kalmaya çalışıyordum.
Halil travma lafını duyduğunda olduğu yere diz çöktü ve boynundaki tüm damarlar belirginleşti.
Yanağımı ıslatan ıslaklıkla göğüs kafesim hızla inip kalkıyordu ama soğukkanlı kalmam gerekiyordu. Burnumu çekerek yanlarına gitmek istedim ama yapamadım.
Hangi vasıfla bulunuyordum ki?
Yunus, Halil'le tekrar göz teması kurduğunda yüzü kızarmış alnındaki tüm damarlar ortaya çıkmıştı. Gözlerinin içi kıpkırmızıyken kendini konuşmaya zorladı ama sesi titrek çıkmıştı.
Hem de fazlasıyla titrek..
“Senin yaptığın gibi anlatayım mı lan herkese o fırın travmanı, mahalledeki eski kadroya ya da benim mahalledekilere?” Elini Halil'in ensesine yaslayıp Halil'le beraber önüne diz çöktü.
“Heh ister misin bunu, ihanet nasıl bir duyguymuş tatmak ister misin lan?” Halil ağır ağır kafasını kaldırıp acı dolu ifadeyle bakarken yalvarır gibi kaşlarını büzdü ve dudağı titreyerek konuştu.
Ne olmuş olabilirdi ki, fırın travman ne olabilirdi?
Dudağını titretecek ve yalvarır gibi baktıracak kadar ne yaşamış olabilirdi bu Halil?

“Yapma lan, Yunus anlatma kimseye yalvarırım sana. İhanet ettim tamam lanet olsun bana ki yaptım lan bunu öz kardeşime!” Yunus, Halil'in suratına tokat atarak kalktığında âdemelması aşağıya kaydı ve evine doğru arkasını dönüp ilerledi.
“Herkes olmayan kişilere anlatırım, sırdaş olacak olanlara..” Yunus elini kolunu sallaya sallaya evine girerken Halil birden ayaklandı, eline taş alarak Yunus'a doğru atacakken atak yaparak önünü kesip havaya kaldırdığı kolunu sıkıca tuttum.
Beni gördüğündeki şaşkınlığı gözünde okunurken elimden kurtulmayı deniyordu ama gücüm yettiği kadar o taşı atmasını engelledim.
“Erva sen, ne yapıyorsun Erva?” Çene kası kasım kasım kasılırken önünden çekilmeye niyetim yoktu. “Olayın büyümesini istemiyorum sokağımda. Şimdi daha fazla taşkınlık çıkarmadan evine yolcu edeyim.” Elimle gitmesi için buyur ettiğimde kafasını hırsla sallayıp benim bile radarımda olmayan bir anda ters köşe yaparak elinde sakladığı taşı Yunus'un camına fırlattı.
Sikeceğim ama.
Yunus elinde beyzbol sopasıyla dışarıya çıktığında gözleri bende oyalanıp Halil'e doğru ilerlemeye başladığında elim belime gittiği gibi havaya iki el ateş ettim..
İkisi de ellerinde ne varsa yere atıp ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdığında tek kaşım havada yanlarına gittim.
“Komiser olarak olayın büyümesini istemezsin sanmıştım komiserim.” Halil'in artık gitmesini yüzümle ifade ederken dediğimi anlayıp gitmeye karar vermişti.
Yüzümü Yunus'a çevirdiğimde diyecek hiçbir şey bulamıyordum.
“Bir şey demene gerek yok bacım, sağ ol uyarı için.” Gözüyle silahımı gösterdiğinde hemen geri belime koyarak kafamı salladım.

Eve sarsak adımlarla girerken İlknur Şura'nın numarasını tıklayacağım sırada kulaklarımın içinde çalan telefon sesiyle etrafıma bakındım.
İlknur Şura gelmişti, iyi de hangi ara?
“Erva ne oldu burada? Buram buram kaos kokusu alıyorum.” Telefonda hâlâ aranırken gülümseyerek telefonu kapattım ve sımsıkı İlknur Şura’ya sarıldım.
“Silah sesi de duydum burada, ayrıca..” Sarılmayı bırakıp sorgularcasına beni süzdü.
“Halil bu sokağa girdi hatta bizim eve bile girmiş olabilir.. Peki Yunus ile Halil'in yüzleşmesi yaşandı mı?”
Nasıl bunu analiz ettiğini sindiremezken masada unutulan Halil'e ait telefonu yeni fark ediyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.