37. bölüm / 42
GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1SAHNE 32/5
Bölümler 42Şu an: SAHNE 32/5
- 1 GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 11.531 kelime
- 2 BÖLÜM 21.065 kelime
- 3 BÖLÜM 3616 kelime
- 4 BÖLÜM 46.303 kelime
- 5 SAHNE 51.108 kelime
- 6 SAHNE 6365 kelime
- 7 SAHNE 7322 kelime
- 8 SAHNE 8818 kelime
- 9 SAHNE 91.363 kelime
- 10 SAHNE 101.862 kelime
- 11 SAHNE 111.038 kelime
- 12 SAHNE 12667 kelime
- 13 SAHNE 13291 kelime
- 14 SAHNE 141.204 kelime
- 15 SAHNE 15829 kelime
- 16 SAHNE 16572 kelime
- 17 SAHNE 17766 kelime
- 18 SAHNE 18762 kelime
- 19 SAHNE 191.445 kelime
- 20 SAHNE 202.684 kelime
- 21 SAHNE 21708 kelime
- 22 SAHNE 221.027 kelime
- 23 SAHNE 23458 kelime
- 24 SAHNE 24516 kelime
- 25 SAHNE 252.340 kelime
- 26 SAHNE 262.071 kelime
- 27 SAHNE 272.103 kelime
- 28 SAHNE 281.232 kelime
- 29 SAHNE 291.451 kelime
- 30 SAHNE 30588 kelime
- 31 SAHNE 31525 kelime
- 32 SAHNE 324.321 kelime
- 33 SAHNE 32/11.162 kelime
- 34 SAHNE 32/2826 kelime
- 35 SAHNE 32/3911 kelime
- 36 SAHNE 32/41.507 kelime
- 37 SAHNE 32/51.098 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 SAHNE 332.091 kelime
- 39 SAHNE 34613 kelime
- 40 SAHNE 35988 kelime
- 41 SAHNE 361.742 kelime
- 42 SAHNE 37564 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zenithus Üniversitesi’nin otonom otobüsünden inip fütüristik kampüs meydanının o göz alıcı holografik ışıkları altında soluklanan Deniz ve Atlas, kendilerini bir anda 2030’un steril ve sessiz siber dünyasında bulurlar. Her yerde sessizce süzülen otonom uçan podlar, robot kuryeler ve kimseciklerin konuşmadığı cam binalar vardır.
Atlas: (Derin bir nefes alıp çantasının fermuarını çekerken) “Neyse ki sağ salim indik Deniz. Bak, kampüs inanılmaz modern görünüyor. (Sonra cebinden kartviziti çıkarıp bakar) Yalnız bir sorun var. Bizim Oda 104 bu kampüste değil. Başka bir kampüste. Şimdi oraya gidecek bir araç bulmamız gerekiyor.”
Deniz: (Kafasındaki dev peruğu çekiştirip etrafa küçümser bir bakış atar) “Zaten burasını hiç gözüm tutmamıştı. Kanka burası çok sessiz, çok plastik! İnsan bir ‘korna’ sesi arıyor, bir ‘çekil yolumdan ulan’ bağırtısı duymak istiyor. Bu robotik dünyada ruhumuz daraldı valla. Bize şöyle ‘The Eski Tip’ bir delilik lazım.”
Atlas: “Hadi o zaman gidip bir bakalım. Dediğin eski tip taksi bulabilecek miyiz bu teknolojide?”
İkili kampüsün ana çıkış kapısına doğru yürürken, otonom ve fütüristik araçların vızır vızır geçtiği pırıl pırıl caddenin kenarında, sistemin akışına tamamen tezat oluşturan tuhaf bir silüet dikkatlerini çeker.
Tüm o sessiz, pürüzsüz ve havada süzülen siber-araçların arasında; asfaltın üstüne sanki zaman makinesinden düşmüş gibi yığılan, kaportasında hafif bir pas izi olan, egzozundan koyu dumanlar üfleyerek ortalığı inleten bir araç durmaktadır.
Aracın üzerine yapıştırılmış eski tip "Sarı Taksi" yazısı ve camdaki solmuş taksimetre tabelası, 2030 yılında görebilecekleri en son şeydir.
Havalimanı çıkışında, otonom ve sessiz araçların arasında, egzozu hafiften öksüren, 2007’den kalma bir hatıra gibi duran sarı bir taksi durmaktadır. Taksici Joe, şoför koltuğuna adeta zamklanmış, 2030’un “yapay zekâ” düzeninden nefret eden, gömleğinde kurumuş ketçap lekesiyle bir heykel gibi durmaktadır.
Deniz aracı görür görmez gözleri parlar ve elindeki canlı bambu filizini havaya kaldırır.
Deniz: “Oha! Atlas bak! Kanka dünyanın sonu gelmemiş, ruh hâlâ yaşıyor! Şuna bak, egzozu öksüren safkan bir sarı kasa! Tam bizim aradığımız ‘The Nostalji’!”
Taksici Joe, direksiyona yaslanmış vaziyette, önünden geçen sessiz siber-araçlara nefret dolu gözlerle bakarken ağzındaki kürdanı yana kaydırır. Tam o sırada bizimkileri görür.
Taksici Joe: (Hırıltılı ve yorgun bir ses tonuyla bağırır) "Hey yabancılar! Otonom kutulardan mı sıkıldınız? Eğer o yapay zekâlı teneke kutulara binip ruhunuzu teslim etmek istemiyorsanız, doğru adrestesiniz! Ama uyarayım, bu arabada sadece analog benzin ve rock 'n' roll geçer!"
Atlas: (Bir an tereddüt etse de modern siber-taksilerin karmaşık kod sisteminden kaçmak için fırsat olduğunu anlar) “Deniz, tam adamını bulduk! Yürü!”
Deniz ve Atlas bavulları bagaja fırlatıp içeri dalar.
Taksici, hayatından bezmiş görünen, huysuz bir amcadır.
Taksici: (Dikiz aynasından ters bir bakış atar) “Nereye evlat? Ama sakın bana navigasyon falan deme, ben bu yolları ezbere bilirim. Robotlara güvenmem!”
Deniz ve Atlas'ın üzerindeki KGF'nin etkisi tamamen geçmemiştir; sistemin bir kalıntısı olarak, ikisi de birbirlerinin o anki en yoğun düşüncelerini yüksek sesle duyacaklardır. Ancak bu "sesli düşünceler", Amerikan İngilizcesi aksanıyla ve absürt bir tonlamayla yankılanır.
Atlas: “Ne dersin kanka? Öğrenci servisine mi binelim yoksa bu taksiye mi?”
Deniz: “Ben eskilerden yanayım. Şoförsüz taksi mi olurmuş? (Sonra taksiciye döner) Haklısın amca. Ben de robotlara güvenmem. Biz Zenithus Üniversitesi yurduna gidecektik.”
Taksici: “Tamamdır.”
Atlas'ın Sesli Düşüncesi (Yüksek, Amerikan aksanıyla): "Oh, Harika. Benzin göstergesi kırmızıda. New York'un ortasında kalıp, yanımızda bayat kruvasan kokulu bambu filizleri olan bu valizle bir gece geçireceğiz. Süper!"
Taksici, aynadan Atlas'a şüpheyle bakar.
Taksici: "Ne dedin evlat? Benzine mi takıldın? Gitmek istediğin yere gitmezsem bahşiş yok mu?"
Atlas: "Ben bir şey demedim, amca! Sadece... trafiği düşünüyorum."
Hemen ardından Deniz'in kafasından bir yankı duyulur:
Deniz'in Sesli Düşüncesi (Yüksek, abartılı Amerikan aksanıyla): "Bu ne ya, bu taksi kokuyor. Ve bu adamın gömleğinde bir ketçap lekesi var! Sanırım o ketçap lekesi benim hayatımı özetliyor: Kaos ve kırmızı lekeler. Keşke uçakta kalsaydık."
Taksici sinirle frene basar.
Taksici: "Gömleğimdeki ketçap lekesi seni neden ilgilendiriyor, ufaklık? Bir eleştirmen misin sen? Çabuk, yurdun adını söyle!"
Deniz: "Ben... ben de bir şey demedim! Sadece camdan dışarı bakıyordum!"
Taksici hızla giderken, Atlas'ın karnı acıkır.
Atlas'ın Sesli Düşüncesi (Yüksek, Amerikan aksanıyla): "Hemen şimdi, dev bir biftek yemezsem bayılacağım. O bifteğin yanında patates püresi ve bol tereyağı olmalı. Ya da belki de o Panda'nın yosununu özledim..."Taksici, direksiyonu tutarken şaşkınlıkla bağırmaya başlar:
Taksici: "Yeter! Tamam, anladım! Biftek istiyorsun! Ama ben restoran değilim! Ve bu arabanın içinde Panda yosunu yok! Kafayı mı yedin sen? Benden bol tereyağlı patates püresi mi istiyorsun?"
Atlas: "Hayır! Bu benim düşüncemdi! Sadece... çok acıktım!"
Deniz, kahkahalarla gülmeye başlar.
Deniz'in Sesli Düşüncesi (Yüksek, Amerikan aksanıyla): "İşte bu harika, bu çok komik. Bu adam gerçekten bizimle konuşuyor sanıyor. Keşke şu an bu anı videoya alsaydım. Bu, YouTube'da milyon izlenir. Atlas, sen bir düşünce yayıncısısın!"
Taksici (Kendini kaybetmiş): "YouTube mu? Ben bir düşünce yayıncısı değilim! Ben bir taksiciyim! Ve ne komik? Kafanın içinde ne dönüyor senin? Video çekiyormuşuz! İşte geldik! İnin ve bu tuhaf düşüncelerinizi yanınıza alın!"
Taksi, nihayet New York Üniversitesi'nin (NYU) eski, tuğlalı yurt binalarından birinin önünde durur.
Taksici, sinirle bagajı açar ve bavulları dışarı fırlatır.
Taksici (Son sözü): "Siz ikiniz, hayatımda gördüğüm en tuhaf yolcularsınız. Umarım o yurtta düşünceleriniz sessiz kalır!"
Deniz ve Atlas, birbirlerine bakıp aynı anda gülerler.
Deniz: "Nihayet! Artık kendi kendime düşünebilirim!"
Atlas: "Şey... emin değilim, Deniz."
Atlas'ın kafasından son bir yankı duyulur:
Atlas'ın Sesli Düşüncesi (Yüksek, Amerikan aksanıyla): "Umarım bir daha Panda görmem. Ve keşke o Marie Antoinette topuzuyla ilgili bir fotoğraf çekseydik. Pişmanım!"
Deniz: (Gülümser) "Ben de pişmanım, Atlas."
Taksici, NYU yurdunun önünde "ZANK" diye durur ve eliyle otonom ödeme ekranını işaret eder.
Taksici: "Hadi evlatlar, düşünceleriniz kalsın ama paramı verin. 45 Dolar tuttu. Saatinizi veya gözlüğünüzü şuraya okutun."
Deniz ve Atlas birbirine bakar. Deniz cebinden buruşmuş, 2007 basımı bir 50 dolarlık banknot çıkarır.
Deniz: "Buyur amca... Üstü kalsın, o ketçap lekesine yeni bir gömlek alırsın."
Taksici: (Paraya sanki bir böcekmiş gibi bakar) "Bu ne evlat? Bu paranın üzerinde neden Abraham Lincoln'ün gençlik fotoğrafı var? Oğlum bu kâğıt parçası tedavülden kalkalı kaç yıl oldu! 2030'dayız, kimse 'kâğıt' dokunmuyor artık. Müze mi soydunuz siz?"
Atlas: (Panikle laptopunu açar) "Durun amca! Sakin olun. Benim laptopta bir 'Dijital Cüzdan Emülatörü' (Taklitçisi) olması lazım. Deniz, amcayı oyala!"
Deniz: (Taksiciye doğru karizmatik bir gülüş atar) "Amcacığım, bak bu para aslında çok değerli. Bu 'The Retro' serisi. Koleksiyoncular buna bayılır! Bak, dokusu bile farklı, gerçek ağaçtan yapılmış!"
Taksici: "Ağaç mı? Ben ağaç değil, dijital kredi istiyorum! Polis çağırttırmayın bana!"
Atlas: (Tuşlara çılgınca basar) "Tamam! Buldum! Uçaktaki KGF sistemine sızarken uçağın 'Acil Durum Fonu'ndan küçük bir kripto parçasını laptopa kopyalamıştım. Tamamdır amca, şimdi telefonunuzu veya terminalinizi buraya yaklaştırın... 'Siber-Transfer' başlıyor!"
Atlas, laptopun yanındaki o erimiş antenden kalan kabloyu taksi ekranına değdirir. Ekran bir an titrer, "VİİİJT" sesi duyulur ve taksicinin ekranında "ÖDEME ONAYLANDI: 50 BİT-DOLAR" yazısı belirir.
Taksici: (Şaşkınlıkla ekrana bakar) "Oha! Bahşişi de bol vermişsin... Ne biçim çocuklarsınız siz be? Hem orta çağ parası taşıyorsunuz hem de uçağın sisteminden ödeme yapıyorsunuz!"
Bölüm etkileşimi
