2. bölüm / 42
GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1BÖLÜM 2
Bölümler 42Şu an: BÖLÜM 2
- 1 GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 11.531 kelime
- 2 BÖLÜM 21.065 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 BÖLÜM 3616 kelime
- 4 BÖLÜM 46.303 kelime
- 5 SAHNE 51.108 kelime
- 6 SAHNE 6365 kelime
- 7 SAHNE 7322 kelime
- 8 SAHNE 8818 kelime
- 9 SAHNE 91.363 kelime
- 10 SAHNE 101.862 kelime
- 11 SAHNE 111.038 kelime
- 12 SAHNE 12667 kelime
- 13 SAHNE 13291 kelime
- 14 SAHNE 141.204 kelime
- 15 SAHNE 15829 kelime
- 16 SAHNE 16572 kelime
- 17 SAHNE 17766 kelime
- 18 SAHNE 18762 kelime
- 19 SAHNE 191.445 kelime
- 20 SAHNE 202.684 kelime
- 21 SAHNE 21708 kelime
- 22 SAHNE 221.027 kelime
- 23 SAHNE 23458 kelime
- 24 SAHNE 24516 kelime
- 25 SAHNE 252.340 kelime
- 26 SAHNE 262.071 kelime
- 27 SAHNE 272.103 kelime
- 28 SAHNE 281.232 kelime
- 29 SAHNE 291.451 kelime
- 30 SAHNE 30588 kelime
- 31 SAHNE 31525 kelime
- 32 SAHNE 324.321 kelime
- 33 SAHNE 32/11.162 kelime
- 34 SAHNE 32/2826 kelime
- 35 SAHNE 32/3911 kelime
- 36 SAHNE 32/41.507 kelime
- 37 SAHNE 32/51.098 kelime
- 38 SAHNE 332.091 kelime
- 39 SAHNE 34613 kelime
- 40 SAHNE 35988 kelime
- 41 SAHNE 361.742 kelime
- 42 SAHNE 37564 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Başka bir mahallede ise kömür karası bir kedi, çöp bidonundan taşan atıkların arasında rızkını arıyordu. Tam o sırada yanına, en az kendisi kadar aç görünen sarı bir kedi yanaştı. Siyah kedi, çöplerin arasından parlayan bir balık başı bulup ağzına alacakken sarı kedi hırsla hücuma geçti. Ancak siyah kedi balığı kaptırmaya niyetli değildi; keskin bir pençe darbesiyle rakibini geri püskürttü.
Sarı kedi vazgeçecek gibi durmuyordu. Hırlayarak tekrar saldırınca, iki ezeli rakip için kavga etmekten başka seçenek kalmadı. İkisi de tüylerini kabartmış, dişlerini göstererek birbirlerini tartıyordu. Bu gürültüyü fark eden mahallenin diğer kedileri, sanki bir gladyatör dövüşü izleyecekmiş gibi ara sokaklardan sökün edip etraflarını sardı. İki rakip birbirine girdiğinde, seyirci kediler de tempo tutar gibi miyavlamaya başladı. Pençeler havada uçuşuyor, sarı ve siyah tüyler birbirine karışarak yerde yuvarlanıyordu.
Tam o sırada, bu kargaşayı fırsat bilen iki köpek sinsice ortaya çıktı. Kediler müthiş bir refleksle dört bir yana dağılsa da köpekler gözlerine kestirdikleri hedeflerin peşine düştü. Siyah köpek siyah kediyi, sarı köpek ise sarı kediyi kovalamaya başladı.
Siyah kedi, tam yakalanmak üzereyken müthiş bir sıçrayışla bir ağaca tırmanıp en üst dallara kadar çıktı. Sarı kedinin peşindeki köpek ise sokak aralarında bir o yana bir bu yana savruluyordu. Kedi ani bir manevra yapınca dengesini kaybeden köpek, park halindeki bir arabaya çarptı. Aradaki mesafeyi açan sarı kedi, izini kaybettirip bir çöp bidonunun arkasına sığındı. Derin derin nefes alırken birden donup kaldı; tam karşısında küçük bir fare duruyordu.
Fare, yerdeki kokuları takip ederek ilerlerken başını kaldırdığında kediyle göz göze geldi. "Bir bu eksikti!" der gibi korkuyla kalakaldı. Kaçacak bir delik ararken, kırk elli adım ötedeki bir yarığı fark etti. Ancak kedi de aynı mesafedeydi. Kısa bir sessizlikten sonra ikisi de aynı anda fırladı. Kedi bir ok gibi havada süzülüp farenin üzerine atıldı ama fare kıl payı farkla kendini deliğe attı. Hızını alamayan kedi, küt diye duvara çarptı; gözlerinin önünde balıklar değil, yıldızlar uçuşuyordu.
Deliğin çıkmaz olduğunu anlayan fare, kedinin sersemlemesini fırsat bilip dışarı fırladı ve tüm gücüyle koşmaya başladı. Kendine gelen kedi hemen peşine takıldı. Fakat oyunun kuralı yine değişti; ara sokaktan çıkan köpek de bu ikiliye dahil oldu. Şimdi mahallenin ana caddesinde tuhaf bir manzara vardı: En önde can havliyle koşan bir fare, hemen arkasında onu yakalamaya çalışan bir kedi ve onların arkasında her ikisini de gözüne kestirmiş hırslı bir köpek... Amansız bir kovalamaca, şehrin gürültüsüne karışıp gidiyordu.
Bu üçlü; mahalle sınırlarını aşıp orman yoluna saptıklarının farkında bile değildi. Kaderin cilvesi bu ya, yolun sonu tam da Mahmut Amca’nın o meşhur çamurlu bahçesine çıkıyordu. Mahallede başlayan o "Tom ve Jerry" kovalamacası, orman yolunun çamurunu yararak Mahmut Amca’nın bahçesine dalar. Mahmut Amca, yırtık pantolonuna çengelli iğne ararken koltuğa tünemiş horozla "psikolojik savaş" vermektedir. Hülya ise kapı eşiğinde, elinde telefonla bu gerçeküstü anı ölümsüzleştirmektedir.
Hülya: "Evet sevgili takipçiler, şu an Karadeniz’in bağrında, 'Modern Mağara Adamı vs. İntikamcı Horoz' belgeselini çekiyorum. Amcam birazdan horozu rektifiyeye sokacak, heyecan dorukta!"
Mahmut: "Kızım kapat o zıkkımı! Bak horoz bana Beşiktaş tribünü gibi dikleniyor, her an gözümü oyabilir! Gel yardım et de şu kanatlıyı indirelim!"
Tam o sırada, bahçeye bir toz bulutu dalar. En önde can havliyle koşan fare, Magirus’un açık kapısından içeri bir "vınnn" sesiyle süzülür. Hemen arkasından sarı kedi, adeta Beşiktaş’ın sol kanadından bindirme yapan bir bek gibi şoför mahalline uçar. En arkadaki hırslı köpek ise duramayıp minibüsün alçak tabanına "GÜÜÜM" diye çarpar ve içeri dalar.
İçerisi bir anda interaktif bir sirk alanına döner. Horoz panikle kanat çırparak dikiz aynasına kafa atar, kedi koltukların üzerinden "parkur" yaparak farenin peşinden koşar, köpek ise her iki koltuğun arasında daireler çizerek havlar.
Mahmut: "LAAAN! N’oluyor? Nuh’un Gemisi mi burası? Çıkın dışarı! Özel mülke tecavüz var!"
O sırada fare, kaçacak yer bulamayınca Mahmut’un pantolonundaki o meşhur yırtıktan içeri sızar. Mahmut Amca’nın gözleri faltaşı gibi açılır, vücudu buz keser.
Mahmut: "Aha! İçeri girdi! Navigasyon farenin yolunu şaşırtmış, direkt benim paçadan yukarı çıktı! Kızım yardım et, kedi üstüme çıkıyor!"
Kedi, fareyi yakalamak için Mahmut’un omzuna tırnaklarını geçirip tavana zıplar. Mahmut Amca dengesini kaybeder, kedi-köpek karmaşasının ortasında şoför koltuğundaki kornanın üzerine boylu boyunca kapaklanır:
"DÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜT!"
O devasa havalı korna ormanda yankılanırken, ağaçtaki ağaçkakan korkudan gagasını dala vurup yamultur. Hayvanlar bu kıyamet sesiyle ürkerek, geldikleri gibi diğer kapıdan fırlayıp ormanın derinliklerine, muhtemelen psikolojik tedavi görmeye giderler.
Toz bulutu yavaş yavaş çekilirken, Magirus’un içi adeta bir Nuh’un Gemisi’nin sanayi tipi versiyonuna dönmüştü. Mahmut Amca’nın alnı direksiyona yapışmış, boynuna Beşiktaş atkısı dolanmış horoz ise dikiz aynasından Mahmut’un kelliğini bir "harita hedefi" gibi süzüyordu.
Mahmut: (Alnını direksiyondan kaldırmadan, boğuk bir sesle) "Kızım... kapat o telefonu. Eğer bu çektiklerini internete koyarsan, dünya seni değil, beni doğrudan tımarhaneye kapatır. Harita seni buraya değil, paralel evrenin şanzımanına fırlatmış. Şu an büyük ihtimalle kuantum fiziği bile benim neden yırtık pantolonla bir horoza teslim olduğumu açıklayamaz."
Hülya: (Gülmekten telefonu cebine koyamaz, eli titrer) "Valla amca, hayatımda gördüğüm en iyi 'interaktif tiyatro'ydu! Ama kabul et, o son korna sesi olmasa fare hala senin pantolonunda 'Byzantium haritası' çiziyordu! Senin kumaşı o kadar sevdi ki, içine dubleks daire çıkacaktı az kalsın!"
Mahmut: (Yavaşça doğrulur, aynadaki horozla göz göze gelir) "Bakma öyle Beşiktaşlı! Senin yüzünden haysiyetim Karacaahmet rampasından aşağı yuvarlandı. Hülya, bu minibüsün içine ne kattınız siz? Mazot yerine heyecan mı yakıyorsunuz? Fare girer, kedi basamakta bekler, köpek pantolonumu yer... Hayvanat bahçesi mi işletiyorsun, servis mi çekiyorsun?"
Hülya: (Arka koltuktaki pati izlerini eliyle silerken) "Amca, Magirus bu! Hayvanlar bile 'biz de bu aksiyona dahil olalım' diyor. Bak, kedi hala dışarıda Magirus’un jantına sürtünüyor, resmen 'beni de Beşiktaş’a götür' diyor!"
Mahmut: (Cebinden paslı bir çengelli iğne çıkarıp, pantolonunun o meşhur yırtığını 'acil cerrahi müdahale' ile birleştirir) "Al işte... 40 yıllık Mahmut, sonunda kendi kıçına çengelli iğne taktı. Bu da benim madalyam olsun! Al şu yolu tarif ediyorum; ormandan sap, sanayinin yanından geç, direkt Beşiktaş çarşısına çıkarsın. Ama ne olur, o horozu yolda bir kümese falan değil, doğrudan bir boks salonuna bırak, baksana tipine... resmen 'gelen geçene kafa atayım' diye bekliyor!"
Hülya: (Direksiyona geçer, vitesi o kemikli sesiyle 'TAK' diye bire takar) "Dert etme amca! Bu horoz artık bizim mürettebatın onursal üyesi. Adını da 'Rektifiye' koydum! Hadi eyvallah!"
Magirus, egzozundan siyah bir veda dumanı püskürterek, içinde bir Karadenizli kız, bir Beşiktaşlı horoz ve koltuk altına saklanmış bir fareyle orman yolunda gözden kaybolur. Mahmut Amca, elinde battaniyesi, arkasında çengelli iğnesiyle tozların içinde kalır.
Mahmut: (Kendi kendine mırıldanarak) "O kızda... O minibüste garip bir enerji vardı. Sanki o hayvanlar bile o araca girmek için can atıyordu. Sanki Magirus değil de tekerlekli bir mıknatıs... Hayırdır inşallah. Eğer yarın kapıma bir zürafa gelip 'Beşiktaş maçı kaç kaç?' diye sorarsa hiç şaşırmayacağım."
Bölüm etkileşimi
