41. bölüm / 42
GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1SAHNE 36
Bölümler 42Şu an: SAHNE 36
- 1 GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 11.531 kelime
- 2 BÖLÜM 21.065 kelime
- 3 BÖLÜM 3616 kelime
- 4 BÖLÜM 46.303 kelime
- 5 SAHNE 51.108 kelime
- 6 SAHNE 6365 kelime
- 7 SAHNE 7322 kelime
- 8 SAHNE 8818 kelime
- 9 SAHNE 91.363 kelime
- 10 SAHNE 101.862 kelime
- 11 SAHNE 111.038 kelime
- 12 SAHNE 12667 kelime
- 13 SAHNE 13291 kelime
- 14 SAHNE 141.204 kelime
- 15 SAHNE 15829 kelime
- 16 SAHNE 16572 kelime
- 17 SAHNE 17766 kelime
- 18 SAHNE 18762 kelime
- 19 SAHNE 191.445 kelime
- 20 SAHNE 202.684 kelime
- 21 SAHNE 21708 kelime
- 22 SAHNE 221.027 kelime
- 23 SAHNE 23458 kelime
- 24 SAHNE 24516 kelime
- 25 SAHNE 252.340 kelime
- 26 SAHNE 262.071 kelime
- 27 SAHNE 272.103 kelime
- 28 SAHNE 281.232 kelime
- 29 SAHNE 291.451 kelime
- 30 SAHNE 30588 kelime
- 31 SAHNE 31525 kelime
- 32 SAHNE 324.321 kelime
- 33 SAHNE 32/11.162 kelime
- 34 SAHNE 32/2826 kelime
- 35 SAHNE 32/3911 kelime
- 36 SAHNE 32/41.507 kelime
- 37 SAHNE 32/51.098 kelime
- 38 SAHNE 332.091 kelime
- 39 SAHNE 34613 kelime
- 40 SAHNE 35988 kelime
- 41 SAHNE 361.742 kelime · Okuduğun bölüm
- 42 SAHNE 37564 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zenithus Paralaks Üniversitesi
Zenithus Paralaks’ın devasa, sürekli renk değiştiren prizma kapısının önünde hayat, 2030 standartlarında akıyordu: Kampüsteki lüks araçlar, sessiz elektrikli kaykaylar, havada süzülen kargo dronları ve hologram panellerden ders notlarını takip eden “z kuşağı ötesi” öğrenciler...
Birden, kampüsün o kusursuz akustiğini yırtan bir ses duyuldu: “PAT-PATA-PAT! VUTUTUTU!”
Magirus M2010, egzozundan bıraktığı hafif gri bulutla (23 yıllık birikim!) o ultra-modern kapının önünde yan yan gelerek, resmen asfaltı ağlatarak durdu. Deniz, el frenini “ÇAAAAT” diye bir çekti ki, yan tarafta meditasyon yapan üç öğrenci korkudan havaya sıçradı.
Deniz: (Kontağı kapatır, motor sarsılarak susar) “Atlas... İn aşağı kanka! Karizma yer çekimine yenik düşmeden şu çocuklara gerçek bir mühendislik harikası gösterelim.”
Deniz ve Atlas, sırılsıklam olmuş kıyafetleri (otopark fıskiyesi sağ olsun) ama dimdik duruşlarıyla araçtan inerken, kampüsteki tüm hologramlar sanki bir anlığına parazitlendi. Yüzlerce öğrenci, ellerindeki şeffaf tabletleri indirmiş, hayatlarında ilk kez gördükleri bu “demir kütlesine” bakıyordu.
Öğrenci 1: “Dostum bu ne? Bir tür retro-sanat enstalasyonu mu?”
Öğrenci 2: “Hayır baksana, içinden gerçek karbon salınımı çıkıyor! Bu yasal mı? Müzeden mi kaçmışlar?”
Deniz: (Ceketini şöyle bir silkeler, peruğunu düzeltir) “Müze değil aslanım, Beşiktaş Çarşı hatırası! Bak bak, süzülüşe bak... Atlas, amcamın bu Magirus’u gemiye yükletip 1923 yıl boyunca bu sığınakta saklatması resmen ileri görüşlülüğün zirvesi. Adam geleceği görmüş, ‘Benim yeğenim 2030’da bu New Yorklu bebelerin aklını alacak’ demiş!”
Atlas: (Laptopunu koltuğunun altına sıkıştırır, holografik kapıya bakar) “Deniz... Burası sadece bir üniversite değil, resmen Galaksi Federasyonu merkezi gibi! A Blok’tan G Blok’a kadar her yer enerji kalkanıyla çevrili gibi duruyor. Ama bizim Magirus’un o metalik duruşu, bu dijital dünyanın içinde resmen ‘Ben buradayım!’ diye bağırıyor.”
Deniz: (Gözlerindeki o saf şaşkınlığı “The Karizma” ile örterek kapıya doğru yürür) “Hazır mısın Atlas? Burası bir üniversite değil, bilim kurgu filmi seti gibi ama başrol oyuncuları belli. 1923 yıl rötarlı geldik ama tam geldik! Kapıya bak... Uzay gemisi rampası gibi. DRA! Duyuyor musun? Aç şu kapıları, Kaptanlar giriş yapıyor!”
DRA: (Deniz’in cebindeki telefondan, biraz da gururla) “Kapı protokolleri bypass edildi Deniz. Zenithus sistemine ‘Diplomatik VIP Antika Birliği’ olarak girişinizi yaptım. Yalnız uyarayım; arkanda bıraktığın o siyah leke için üniversite yönetimi senden ‘Karbon Vergisi’ isteyebilir. BİP-BOP!”
Magirus’u otoparkta dumanlar içinde bırakan ikili, devasa prizma binanın önüne gelirler. Binanın girişinde, havalı bir uzay üssü kapısı gibi duran, devasa, camdan bir döner kapı vardır.
Deniz: “Biz nereye geldik böyle? Burası bir bina değil, resmen bir labirent. Biz burada kaybolsak var ya ancak bizi kış döneminde bulurlar. Bu ne ya?”
Binanın girişindeki o devasa döner kapı, Deniz için sadece bir giriş değil, bir “The Karizma” podyumudur. Ancak 2030 model bir kapının, 2007 model bir sırt çantasını nasıl algıladığını hesaba katmazlar.
Deniz: “Bak şimdi Atlas, her zaman ilk izlenim önemlidir. New York sosyetesi görsün ‘The Karizma’ nasıl olurmuş...”
Deniz göğsünü kabartarak öndeki bölmeye dalar. Atlas ise elindeki Nokia 6300’dan (tabii ki çekmiyor ama o hala bakıyor) kayıt ofisinin koordinatlarını bulmaya çalışırken dalgınlıkla bir sonraki bölmeye adım atar. Ancak Atlas’ın sırt çantası o kadar doludur ki (içinde 2007’den kalma yedek jöleler ve kablolar vardır), kapı çantayı “yabancı bir cisim” algılayıp “BİİP!” diye durur.
Atlas: “Hop! Deniz dur! Çantam sıkıştı!”
Deniz: (Camın ardından hafif morarmış bir yüzle Atlas’a el kol hareketi yapar) “Kanka söylesene şuna, bu kapı Beşiktaş Çarşı'da olsaydı esnaf çoktan söküp hurdaya vermişti! Biz buraya Bilgisayar Mühendisliği okumaya mı geldik, yoksa cam hapishanede sergilenmeye mi? Atlas! Çek o çantayı oradan, yoksa Kartal pençesiyle o camı kırıp çıkarım!”
Atlas: (Yüzü kapı camına yapışmış, gözleri şaşılaşmış bir halde homurdanır) “Deniz, hareket edemiyorum! 2030’un yapay zekâ kapısı çantanın içindeki 2007 marka sertleştirici jöleyi 'nükleer tehdit' olarak kodladı. Kımıldarsam kapı beni ortadan ikiye bölecek!”
Atlas’ın yüzü camda Deniz’e bakarken yapışır. Deniz ise öndeki bölmede, tıpkı bir akvaryumdaki balık gibi kalmıştır. Eliyle dışarıdaki insanlara “Sorun yok, planın bir parçası” işareti yapmaya çalışır ama kapı hareket etmez. Tam o anda kapının üzerindeki hoparlörden DRA’nın sesi duyulur:
DRA: (Deniz’in cebinden gelen sese hafif bir alay ekleyerek) “ANALİZ! Güvenlik protokolü çok haklı Atlas. Senin o çantandaki jöle kokusu yüzünden kampüsün ekosistemi tehlikede. Neyse ki polislere ‘Bu iki garip yolcu Beşiktaş’ın ve Trabzonspor’un resmi elçisidir’ dedim de müdahale etmiyorlar. Ama kapı konusunda maalesef yapabileceğim bir şey yok, kapının beyni tamamen yerli ve milli 2030 siber-algoritmasıyla çalışıyor! BİP-BOP!”
Güvenlik Görevlisi (Yaşlı Amca): (Yavaşça yanlarına gelir, elindeki antika anahtar destesini karıştırır) “Yeni nesil işte... Daha döner kapı kullanamıyorlar. Zihniniz 2030 ama çantalarınız 1990’dan kalma herhalde... Bekleyin, manuel modu bulmam lazım.”
Güvenlik görevlisi yaşlı amca, cebinden çıkardığı paslı bir tornavidayı kapının manuel mekanizmasına sokup sağa sola bükmeye başlar. 2030’un en ileri teknoloji ürünü prizma binası, bir anda Edirnekapı'daki eski bir devlet dairesinin girişine döner.
“KRAAAA-TUNG!”
Kapı sert bir sesle döner ve bizimkileri dışarı fırlatır. Deniz ile Atlas yere kapaklanırken, Atlas’ın çantasından dökülen 2007 model jöle kutuları ve şarj aletleri mermer zeminde etrafa saçılır.
Deniz: (Yerden kalkıp ceketini silkelerken, kafasındaki hafif yamulmuş peruğu düzeltir ve gururla etrafa bakınır) “Gördünüz mü? ‘The Giriş’ buna denir! Kapı bile bizi görünce şoke oldu, sistemleri kilitlendi. Değil mi Atlas?”
Atlas: (Yerdeki jöle kutularını toplarken derin bir nefes alır) “Deniz, sistem kilitlenmedi, bizzat senin yüzünden iflas etti kanka. Üniversitenin ilk dakikasında güvenlik birimine yakalandık.”
Acil çıkıştan yüzleri kıpkırmızı çıkan ikili, koridorlarda kaybolur. Her yer dijital tabelalarla doludur.
Binanın içi, her bir koridorun başka bir fakülteye açıldığı, karmaşık bir yapıdır. Her yerde “Kayıt İşlemleri”, “Öğrenci İşleri”, “Dekanlık”, “Mali İşler” yazılı onlarca dijital tabela asılıdır.
Deniz: “Başlayacağım böyle işe ha. Bu ne arkadaş. Dolanmaktan başım döndü ya.”. Bu kampüs sanki Beşiktaş Çarşı ile Trabzon Meydanı'nın siber-uzayda birleşmiş hali gibi karışık”
Atlas: “Al benden de o kadar.”
Deniz: “Seni bilmem ama ben tuvalet molası vereceğim.”
Bir koridorda, üzerinde “Sosyal Bilimler Enstitüsü” yazan büyük bir kapı görürler. Kapının hemen yanında, bir el yazısıyla “W.C.” yazan bir not asılıdır.
Deniz: “Burada ‘W.C.’ yazdığına göre herhalde akademik tuvalet olmalı. Burası kesin sessiz ve temizdir. 2030’da pisuvarlar bile akıllıdır şimdi, bize günaydın falan derler. Beşiktaş ve Trabzonspor marşıyla günaydın falan derler bize.”
Kapıyı açtıklarında, oldukları yerde donup kalmışlardı. İçeride ne bir tuvalet ne de bir lavabo vardır. Sadece, tam ortasında bir podyumun olduğu bir Yüksek Lisans Seminer Odası’dır. Podyumda, tahtaya felsefi bir denklem yazmaya çalışan, çok ciddi görünümlü bir profesör ve önünde 15-20 yüksek lisans öğrencisi oturmaktadır. Tabi kapının açılmasıyla bütün gözler o yöne çevrilmişti.
Atlas: (Refleksle kapının yanındaki çöp kutusunun kapağını açıp kapatır, sanki orada gizli bir düğme arıyormuş gibi yapar) “Şey... Ben sadece... Atık yönetimini kontrol ediyordum.”
Deniz ise zoraki gülümseyerek aceleyle kapıyı kapatmaya çalışıyordu.
Profesör, gözlüğünün üstünden onlara bakıp, soğuk bir sesle sadece şunu söyler:
Profesör: “Fizibilite Çalışması 302’ye bir sonraki ders gireceksiniz, değil mi? Şimdilik binanın diğer tarafındaki normal tuvaleti kullanabilirsiniz. Orada felsefi bir tartışma dönmüyor, sadece biyolojik süreçler var.”
İki arkadaş bir an birbirine baktıktan sonra kapıyı çekip koşarcasına oradan uzaklaştı.
Neyse ki sonunda kayıt yerini bulmuşlardı. Ama oldukça uzun bir kuyruk vardı.
Deniz: (Bunalmışçasına) “Bu ne ya? Ekmek kuyruğu gibi maşallah. Bu sıra bize gelene kadar akşam olur... Ben çok susadım. Sen burda bekle ben su alıp geliyorum.”
Deniz kantin aramak için etrafına bakınırken koridordaki devasa, son model, dokunmatik ekranlı bir otomatı (içecek makinesi) fark eder. Otomatın üzerinde sadece “Zenithus Kripto Token” veya “Temassız Sinirsel Çip” ile ödeme yapıldığına dair neon uyarılar yanıp sönmektedir.
Deniz: “Başlayacağım sizin çipinize de tokeninize de! Bu ne ya? İnsan gibi kâğıt para geçmiyor mu burada? Neyse ki bizim şanlı 2007 dolarlarımız var, antika değeriyle kesin makineyi coştururuz.”
Deniz, cebinden çıkardığı hafif nemli, köşeleri kıvrılmış 2007 baskısı 5 Amerikan dolarını otomatın yutma slotuna büyük bir özgüvenle sokmaya çalışmaktadır.
Makine, parayı alır gibi yapıp aniden büyük bir hınçla geri tükürdü. Devasa dokunmatik ekranında kırmızı uyarılar yanıp sönmeye başladı.
Otomat Ekranı: "HATA! TESPİT EDİLEN NESNE: 2007 BASIMI ANTİK AMERİKAN DOLARI. GEÇERSİZ ÖDEME. BU CİHAZ NAKİT PARA DEĞİL, 2030 BLOKÇİN TRON TRANSFERİ KABUL ETMEKTEDİR. AYRICA PARANIN ÜZERİNDE HAFİF BİR TRABZON HAMSİ BUĞULAMASI KOKUSU VE BEŞİKTAŞ ÇARŞI TOZU TESPİT EDİLDİ... LÜTFEN MÜZEYE BAŞVURUNUZ!"
Deniz: (Parayı ekrana doğru sallayarak, sinirden gözü seğirerek mırıldanır) "Hamsi kokusu mu? O zekâ kokusu zekâ, hamsi esprisi yapma bana ekran! Beşiktaş’ın ve Trabzon’un asil tuzu sinmiş o dolara; hani elini öpüp başa koyman, kıymetli taştan yapılmış gibi bakman lazımken tükürüyorsun resmen! Görgüsüz siber-kutu seni. Al şu 5 doları, ver benim 'The Kahve' markalı enerji içeceğimi!"
Deniz, makine ile laf dalaşına girip cihazın yan paneline esnaf usulü hafifçe vurmaya başlar. O sırada DRA, Deniz’in cebinden bir cızırtıyla araya girer.
DRA: "Deniz, akıllı bir yapay zekâ otomatıyla kavga etmeyi keser misin? Adamların işlemci gücü senin sinir sisteminden daha hızlı çalışıyor. 2030 yılındayız, kâğıt para tarih olalı epey oldu. O buruşuk 5 dolarını ancak antika eşya pazarına ya da müzede 'İlkel İnsanların Ticaret Yöntemleri' sergisine koyarsın. Kredi kartın veya dijital cüzdanın yoksa acilen Atlas’ın siber hesabını kullanmalısın, yoksa açlıktan otomatın kablolarını kemireceksin!"
Deniz: (Arkada sırada bekleyen ve siber-gözlükleriyle kendisine bakan gotik öğrencilere aldırış etmeden bağırarak Atlas’a seslenir) "Kanka! Gözünü seveyim şuraya gel, acil devlet meselesi! Bu akıllı geçinen makine kâğıt para kabul etmiyor, paraya 'tarihi eser' muamelesi çekti. Senin o siber hesabına, dijital servetine ihtiyacım var, yoksa burayı tekmelerim!"
Atlas, arkadaki sıradakilere "Pardon, küçük bir yazılımsal kriz yaşıyoruz" der gibi elini kaldırarak hemen Deniz’in yanına koşar.
Atlas: (Nefes nefese) "Hayırdır ne oldu Deniz? Yine hangi teknolojik aletle kavga ediyorsun? Otomatla da dalaşmazsın ya, makine alt tarafı çikolata veriyor!"
Deniz: (Doları Atlas’ın gözüne sokarak) "Yahu şuna bak Atlas! Dolara antik tarihi eser dedi resmen. 'Kâğıt paralar tarih oldu, bizim blockchain'imiz var' diye hava atıyor. Bir de paraya 'hamsi kokuyor' dedi, hakarete bak!"
Atlas: (Gözlerini devirip akıllı telefonunu çıkararak QR kod okutmaya hazırlanır) "Tamam, sorun yok, şimdi hallederim. Sen çekil şuradan, bırak parayı da... Adamım, burası 2030 NYU kampüsü, tabii ki nakit geçmez. Ver şu siparişi de gidelim, rektörün dronları yine arkamızdan bakıyor."
Deniz ve Atlas iki kahve alarak sıralarına geri döner. Sıra onlara gelmiştir. Bu sırada kayıt memuru, Deniz’in kahve otomatıyla yaşadığı komik anı gören biridir. O antik para kavgasını güvenlik ekranlarından gülerek izlemiştir. Sıra onlara geldiğinde, karşısındaki kayıt memuru tabletiyle uğraşırken başını kaldırır.
Kayıt Memuru: (Gülümseyerek) “Sakin olun çocuklar. Antik kâğıt paralarla otomatı dolandırmaya çalışmanız güvenlik kameralarında çoktan ‘Viral’ oldu. Testleri başarıyla geçtiniz. Artık resmen Zenithus’un en popüler antika parçaları, yani Beşiktaş ve Trabzonspor ruhunu taşıyan üniversitelilerisiniz.”
Deniz: (Kahvesinden bir yudum alıp Atlas’a fısıldar) “Bak gördün mü Atlas? Rezil olduk derken popüler olduk. ‘The Karizma’ her devirde kendini belli ediyor oğlum! Hem Kartal hem Fırtına rüzgârı esiyor burada! ‘The Karizma’ dijital çağda bile geçer akçedir kanka!”
DRA: “POPÜLERLİK ANALİZİ: Deniz %85 ‘komik antika ve fanatik’, Atlas %70 ‘şaşkın deha’ olarak etiketlendi. Şimdi, ders seçimlerine geçmeden önce kimlik kartlarınızı alın, yoksa kapı sizi bir kez daha yutabilir. BİP-BOP!”
İki arkadaş, memuru birer devlet adamı ciddiyetiyle selamlayıp, 2007’den kalma o vakur duruşla oradan ayrılırlar.
Bölüm etkileşimi
