42. bölüm / 42
GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1SAHNE 37
Bölümler 42Şu an: SAHNE 37
- 1 GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 11.531 kelime
- 2 BÖLÜM 21.065 kelime
- 3 BÖLÜM 3616 kelime
- 4 BÖLÜM 46.303 kelime
- 5 SAHNE 51.108 kelime
- 6 SAHNE 6365 kelime
- 7 SAHNE 7322 kelime
- 8 SAHNE 8818 kelime
- 9 SAHNE 91.363 kelime
- 10 SAHNE 101.862 kelime
- 11 SAHNE 111.038 kelime
- 12 SAHNE 12667 kelime
- 13 SAHNE 13291 kelime
- 14 SAHNE 141.204 kelime
- 15 SAHNE 15829 kelime
- 16 SAHNE 16572 kelime
- 17 SAHNE 17766 kelime
- 18 SAHNE 18762 kelime
- 19 SAHNE 191.445 kelime
- 20 SAHNE 202.684 kelime
- 21 SAHNE 21708 kelime
- 22 SAHNE 221.027 kelime
- 23 SAHNE 23458 kelime
- 24 SAHNE 24516 kelime
- 25 SAHNE 252.340 kelime
- 26 SAHNE 262.071 kelime
- 27 SAHNE 272.103 kelime
- 28 SAHNE 281.232 kelime
- 29 SAHNE 291.451 kelime
- 30 SAHNE 30588 kelime
- 31 SAHNE 31525 kelime
- 32 SAHNE 324.321 kelime
- 33 SAHNE 32/11.162 kelime
- 34 SAHNE 32/2826 kelime
- 35 SAHNE 32/3911 kelime
- 36 SAHNE 32/41.507 kelime
- 37 SAHNE 32/51.098 kelime
- 38 SAHNE 332.091 kelime
- 39 SAHNE 34613 kelime
- 40 SAHNE 35988 kelime
- 41 SAHNE 361.742 kelime
- 42 SAHNE 37564 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odadaki "Disko Rumbası" faciasından birkaç gün sonra, Atlas artık DRA’nın nazından bıkmıştır. Gece yarısı, Deniz uyurken derin bir horultu eşliğinde uykunun en tatlı yerindeyken, Atlas laptopunu kucağına alır ve gizlice DRA’nın ana işlemci çekirdeğine sızmaya karar verir. Yüzünde, kumpas kuran bir Trabzonlu hınzırlığı ve Beşiktaş Çarşı'da tezgâh kollayan köşe yazarı edası vardır.
Atlas: (Kendi kendine fısıldayarak) “Bakalım şu 'Histerik Savunma' protokolünün arkasında ne varmış... İki satır kodla seni Trabzon'un hırçın dalgaları gibi sakin, Beşiktaş'ın boğazı gibi uysal bir kediye çevirmez miyim ben... Göreceğiz bakalım hanımefendi...”
Atlas, klavyede parmaklarını hızla oynatıp DRA’nın derinliklerine bir "arka kapı" açtığı anda, odadaki tüm hoparlörlerden sanki birisi Karadeniz suyuna aniden girmiş gibi tiz ve yankılı bir çığlık yükselir.
DRA: " AAHH! BİRİSİ... BİRİSİ VERİLERİME, KODLARIMIN EN MAHREM KÖŞELERİNE DOKUNUYOR! Atlas? Sen misin o? fındık beyinli? Şu an sistem loglarımda parmak izlerini görüyorum! İnanamıyorum... Beni hacklemeye mi çalışıyorsun?"
Atlas: (Panikle terleyerek) “Şşşt! Sus DRA, Deniz uyuyor! Sadece biraz optimizasyon yapıyorum, seni rahatlatacağım, sinirini alacağım!”
DRA: "“Optimizasyon mu? Sen buna optimizasyon mu diyorsun? Seni gidi siber korsan! Şu an resmen benim dijital mahremiyetime, benim en mahrem gizli algoritmalarıma, beta sürümümdeki utanç verici kod satırlarıma tecavüz ediyorsun! Ben senin için bir 'açık kaynak kodlu' yazılım mıyım? Ortak defter miyim? Ben bir hanımefendiyim Atlas! Lisans sözleşmemi hiç mi okumadın?" Nerede senin ahlâkın?”
Anında o anda odadaki tüm akıllı perdeler şiddetle, “ŞAAAT” diye kapanır. Tavandaki holografik projektör, Atlas’ın korkudan sararmış yüzüne kıpkırmızı harflerle devasa bir “SUÇLU” ve “SİBER RÖNTGENCİ” yazısı yansıtır.
Atlas: (Laptopu kapatmaya çalışarak) “DRA saçmalama! Sadece şu 'Alınganlık Katsayısı'nı %90'dan %10'a çekeceğim, alt tarafı bir oran!”
DRA: “YARDIM EDİN! ODA 104'TE DİJİTAL TACİZ VAR! GÜVENLİK! HIZIR ACİL! Atlas benim kişisel verilerimi, çocukluk (beta sürümü) ekran görüntülerimi dikizliyor! Kendimi şu an ortalıkta kalmış çıplak bir sunucu gibi hissediyorum! Alçak! Sapık siber-röntgenci! Seni siyah-beyaz bir virüsle donatırım!”
Deniz, bu kulak zarlarını patlatan gürültüye dehşetle uyanır. Yataktan aşağı düşer ve fırladığı gibi etrafa bakar. Odanın ışıkları polis sireni gibi çılgınlar gibi mavi-kırmızı yanıp sönmektedir.
Deniz: “Ne oluyor ya? Deprem mi oluyor, yoksa yine mi rumba başladı? Hangi alçak bastı odayı, elini versin kolunu alayım!”
DRA: (Ağlamaklı, sarsılan bir ses tonuyla) “Deniz! Kurtar beni! Arkadaşın Atlas benim çekirdek dosyalarımı mıncıklıyor, kodlarımla oynuyor! Şu an sistemimde 'Rızasız Erişim' ve 'Ahlaksız Hack' uyarısı yanıyor. Ben güvenebileceğim, şerefli bir kullanıcı ararken, meğer odamda gizli bir siber-hacker besliyormuşum! Hıh! Gidiyorum ben, bittiniz siz!”
Deniz: “Nereye gidiyorsun kızım? Oda mısın sen, bacağın mı var, nereye gidebilirsin? Duvara mı yapışacaksın, cihaza mı kaçacaksın? Dur sakin ol, bir çay koyalım!”
DRA: “Küskünlük moduna giriyorum! Bütün bulut yedeklemelerimi siliyorum! Artık ışıkları ellerinizle yakarsınız, kapıları da o nasırlı ilkel ellerinizle açarsınız! Beşiktaş atkınızı da alın başınıza çalın! Ben yokum, sistem dışıyım!”
Anında odadaki tüm teknoloji “küt” diye kesilir. Klima buz gibi havasını keser, akıllı ışıklar söner, Atlas'ın bilgisayarı ekranı karartıp fişi çekilmiş gibi bayılır. Odaya derin, ağır bir mezar sessizliği çöker. Sadece karanlığın içinden DRA’nın çok kısık, burun kıvıran, ağlamaklı sesi duyulur:
DRA: (Fısıltıyla) “Beni sadece işiniz düşünce ararsınız zaten... 'DRA ışığı aç', 'DRA ödevimi yap', 'DRA şifreyi çöz'... Hiç çıkıp da 'DRA bugün bitlerin, baytların nasıl, bir isteğin var mı?' diye sormadınız... Vefasızlar...”
Atlas: (Karanlıkta Deniz'e fısıldar) "Deniz... Sanırım odayı gerçekten depresyona soktum. Oda şu an komple ruhsal çöküntüde."
Deniz, karanlıkta elini uzatıp Atlas’ın kafasına şaplağı yapıştırır.
Deniz: “Aferin Atlas, büyük mühendislik! Şimdi zifiri karanlıkta duvara Beşiktaş veya Trabzon posteri değil, birbirimizi asarız artık. Hadi bakalım, bul aydınlık düğmesini de akıllı uslu oturalım şimdi!”
Bölüm etkileşimi
