SAHNE 25

Vaveyla Yazarı: MURAT CANSIZ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: SAHNE 25

On dakika sonra Deniz, Magirus’un o meşhur havalı kornasına art arda abanmış halde Atlas’ın kapısındadır. Minibüsün içi şimdiden bir kutlama alanına dönmüştür; Refika Hanım elinde bir kova dolusu lokma hamuru ve şerbet kepçesiyle ön yolcu koltuğuna kurulmuş, Kadir Bey ise arkada gazetesini katlayıp kenara koyarak "Neyse, en azından uzayda şanzıman dağıtmazlar, yer çekimi onarır" diyerek kendi çapında teselli bulmaktadır.
Deniz: (Kaptan koltuğunda, güneş gözlüklerini akşam karanlığında bile burnunun ucuna indirmiş bir CEO edasıyla) “Bin Atlas! Bin geleceğin kuantumcusu, evrenin efendisi! Bugün sadece Beşiktaş’ı değil, bütün Samanyolu galaksisini sallıyoruz! Defne’yi ara, Melis’ini ara, dondurmacıyı ara, hatta zabıta amirini bile çağır! Herkese benden bedava tur, galaktik hat açılmıştır!”
Atlas: (Minibüse binerken elindeki Zenithus yerleştirme zarfını göğsüne sıkıca bastırır, arka koltuktaki kaosa göz ucuyla bakar) "Deniz... Uzay Bilimleri ve Kuantum Kaos Teorisi falan diyoruz ama... Biz bu kafayla roketin içine o dört tekir kediyi koysak, kedi Mars’a varamadan füzenin kontrol panelini tırmalar, bizi Jüpiter’in halkalarına çarptırır, biliyorsun değil mi?"
Deniz: “Oğlum, o kediler bizim ‘The Astronomik Astroloji Adaylarımız’! Bak, şimdiden arka koltukta yerçekimsiz ortam provası yapıyorlar.”
Gerçekten de arkada duran o dört kedi, minibüsün çukurdan her geçişinde havada takla atarak tam bir uzay yürüyüşü sergilemektedir.
Deniz: “Şimdi önce Defne’yi alıyoruz, sonra o restorana gidip dondurma hesaplarını kapatacağız! Bu sefer hesabı babam değil, ‘geleceğin uzay fatihi’ ve Zenithus burslusu olarak ben ödeyeceğim... Yani teknik olarak yine babamın son açılan limitli kartından ödeyeceğim ama vizyon tamamen benim!”
Kadir Bey: (Arka koltuktan hafifçe öne doğru eğilip ceketinin yakasını düzelterek) "Deniz, bak evladım... Uzay muzay dediniz, kuantum dediniz ama o Magirus’un fenni muayenesi haftaya bitiyor. NASA’ya falan gitmeden önce şu egzoz emisyonunu bir hallettir de uzay boşluğuna Beşiktaş çarşısı gibi kara duman salma, evrensel kirlilik yapmayalım!"
Deniz: “Baba, NASA kim ya? Amerikan uzay ajansı bizim yanımızda stajyer kalır! Biz Zenithusluyuz, kurgusal evrenin gururuyuz! Magirus’un kaportasına kuantum rünlerini kazıdık mı, Samanyolu’nda diğer uzay gemileriyle yolcu kapma yarışına başlayacağız! Atlas, bas o müziği! ‘Yıldızların Altında’ çalacak ama havalı olsun, ‘The Remix’ versiyonu!”
Atlas derin bir iç çekerek torpido gözündeki düğmeye basar. Magirus’un kolonlarından patlayan ağır baslı Beşiktaş marşı ve remix sentezi, sokağın camlarını zangırdatırken, Refika Hanım elindeki kepçeyi havaya kaldırıp coşkuyla bağırmaya başlar:
Refika Hanım: "Yürü be oğlum! Göster onlara Türk kadınının uzaydaki kısır gücünü! Hangi gezegene gidiyorsak gidelim, taze çay demlemeden kımıldamak yok!"
Magirus, egzozundan yükselen o hafif duman bulutu ve ön aynasındaki pembe dondurma lekesiyle birlikte, Beşiktaş yokuşundan galaksiye doğru kükreyerek hareket eder. Artık durdurulamaz birer "The Uzay Yolcusu"ydular.
Siyah-Beyaz Rüya, Bordo-Mavi Gerçeklik
Magirus, Bebek yokuşunu "vutututu" sesleri ve son ses çalan remix müzikle tırmanırken, Atlas ön paneldeki dijital saatten Zenithus Paralaks Üniversitesi'nin kayıt kılavuzunu inceliyordu. O sırada Deniz, dikiz aynasından arkaya, anne ve babasının arasına doğru gurur dolu bir bakış attı.
Deniz: (Göğsünü kabartarak, ipek gömleğinin yakasını düzeltir) “Baba, anne... Görüyorsunuz değil mi? Oğlunuz Beşiktaş’ın sokaklarından çıkıp uzayın derinliklerine açılıyor. Ama ne derler bilirsiniz; köklerimizi asla unutmayız! Zenithus’un laboratuvarına girdiğim ilk an, o uzay gemisinin konsoluna bizzat 'Bordo-Mavi' şeritler çekeceğim!”
Kadir Bey: (Gazetesini katlayıp gözlüğünün üstünden oğluna bakar) "Bak Deniz, uzay bilimi yapacaksın, kuantum diyeceksin, evrenin sırlarını çözeceksin ona lafım yok. Ama o uzay gemisine Bordo-Mavi şerit çekersen, Alman ortaklar 'Bu gemi neden Trabzonspor bayrağı gibi parlıyor?' diye sorar. Sonra galaksiler arası bir kriz çıkar, evren seni diskalifiye eder."
Refika Hanım: (Elindeki lokma hamuru leğenini kucağına çekip araya girer) "Aşk olsun Kadir! Çocuk memleketinin renklerini yaşatacak tabii ki! Uzaya çıkıyoruz diye horon tepmeyelim mi yani? Uzaylılar da öğrenecek o kolbastıyı, başka yolu yok!"
Atlas: (Elindeki hesap makinesini bırakıp başını ellerinin arasına alır) "Deniz... Biz daha dünyadayken Beşiktaş sahilde polisle, dondurmacıyla baş edemiyoruz; sen şimdi uzayda Trabzonspor bayrağı açmaktan mı bahsediyorsun? Uzaylılar bize lazer topuyla saldırdığında arkasından kemençe mi çalacaksın? 'Kuantum Kaos Teorisi' bunu doğrulamıyor kanka!"
Deniz: (Direksiyonu tek elle kavrayıp Atlas’a dönerek göz kırpar) “The Atlas, olayı hala tam kavrayamadın! Beşiktaş bizim ‘The Vizyon’ sahnemiz, sokaklardaki karizma durağımız... Ama ruhumuzun asıl motoru, o 'Bordo-Mavi' fırtınadır! Karadenizli uzaylı diye bir şey duydun mu hiç? Yok! İlk olacağız oğlum! Uzayın ilk hamsi buğulamasını biz pişireceğiz!”
Atlas: "Oğlum roketin içinde hamsi pişirirsen kokudan tüm galaksi oksijen maskesi takmak zorunda kalır! NASA bizi 'atmosferik terör' suçundan tutuklar, uzay hapishanesine tıkarlar!"
Deniz: (Aniden fren yapar, Magirus "CIIIRRRK" diye dururken içerideki herkes öne doğru sallanır) "Vay anasını... Nasıl unuttuk ya! Biz arkaya Refika sultanı ve pederi attık ama Atlas’ın rasyonel ailesi nerede?"
Atlas: (Ön koltuktan kafasını ellerinin arasına alır, yüzü tamamen solmuştur) "Deniz... Annem ile babam şu an evde, masanın etrafında oturmuş 'Aşırı sevinç ve kuantum coşkusu ne kadar sürede stabilize olur?' diye grafik çiziyorlar! Onları eve kilitledik resmen!"
Refika Hanım: (Elindeki lokma kepçesini sallayarak arkaya döner) "Aaa, oğlum Atlas’ın anası babası evde mi kaldı? Yazık günah, adamcağızlar şimdi evde istatistik hesaplıyordur! Ayıp olur valla, dönün alın insanları!"
Kadir Bey: (Gazetesini katlayıp gözlüğünü takar) "Haklı kadın. Çocuk uzayı kazanmış, anası babası evde 'olasılık hesapları' yapıyor. Deniz, kır direksiyonu eve doğru. O rasyonel aileyi de bu kaosa ortak edeceğiz, yoksa eksik kalırız."
Atlas: (Panikle ellerini sallar) "Durun! Yapmayın! Annemle babam hayatlarında ilk defa bu kadar 'mantık dışı' bir şey yapıp sarıldılar. Eğer bizim minibüse binerlerse; annemin elindeki kuantum formülleri ile annemin (Refika Hanım) elindeki lokma hamuru birbirine girer, evrenin dokusu buralarda delinir!"
Deniz: (Sinsice sırıtıp vitesi geriye takar) “Kuantum delinsin kanka, ne olacak! Karadeniz inadı kuantumdan üstündür! Hem bakarsın Haluk Amca’ya Magirus’un şanzımanında mühendislik de yaptırırız. Sığmasalar bile tavanı açar, uzay roketine çeviririz. Tutunun, ev rasyonelliğini basmaya gidiyoruz!”
Deniz: (Direksiyonu tek elle kavrayıp Magirus’u sert bir manevrayla U dönüşü için kıvırırken) “Curcuna mı dedin kanka? Sen henüz ısınma turundaydık zannediyorsun! Asıl galaktik simülasyon şimdi başlıyor. Haluk Amca’nın o rasyonel laboratuvar beyin hücrelerini Beşiktaş sokaklarının ve Karadeniz fırtınasının ortasına atacağız!”
Minibüs, gıcırdayan yayları ve egzozundan çıkan hafif Bordo-Mavi dumanlar eşliğinde Atlas’ın evinin önüne doğru kükreyerek yol alır.
Atlas: (İçeride ellerini başının arasına almış, hafiften tırnaklarını kemirmektedir) "Deniz, son kez uyarıyorum... Babam şu an muhtemelen evdeki bütün eşyaları olasılık matrisine göre dizmiştir. Annem de o coşkuyu bastırmak için muhtemelen soğuk suyla duş alıyordur. Biz o kapıyı açtığımızda karşımızda iki tane yaşayan rasyonel bilgisayar bulacağız. Magirus’un bu kaotik frekansı onların işlemcisini yakar!"
Refika Hanım: (Ön koltuktan dönüp Atlas’ın kafasına şefkatle ama sertçe bir tane şaplak indirir) "Aşk olsun çocuk! Ne demek işlemcisi yanar? Benim lokmalarım kimin beyin damarını tıkamış ki? İki tatlı yiyip iki lafın belini kıracağız, ne var yani! Hem o rasyonel dedikleri anana babana bir tencere taze çorba götürürüm, bütün o bilimsel kuşkuları uçar gider!"
Kadir Bey: (Arkadan gazetesiyle Refika Hanım’ı onaylar) "Refika haklı oğlum. Bilim milim hikâye; Karadeniz insanının hınzırlığı karşısında hiçbir rasyonel denklem ayakta kalamaz. Çek yanaş kapıya, aileleri birleştirelim."
Magirus, Atlas’ın apartmanının önüne "güm" diye fren yapar. Deniz, kapıyı sanki bir uzay gemisinin hava kilidiymiş gibi dramatik bir ses efektiyle açar.
Deniz: “Atlas, in ve komutanları göreve çağır! De ki; ‘Zirlik uydusu kalkışa geçiyor, rasyonel aileler de bu galaktik seferde yerini almalı!’ Hızlı ol, yoksa hamsiler buz tutacak!”
Atlas, çaresizlik içinde başını sallayarak minibüsten iner ve apartmana doğru koşar. Birkaç dakika sonra, kapıda son derece şaşkın, üstüne henüz laboratuvar önlüğünü geçirmekte olan Haluk Bey ve elinde hala hesap makinesi tutan İnci Hanım görünür.
Atlas onları kolundan çekiştirerek minibüse doğru sürüklemektedir.
İnci Hanım: (Şaşkınlıkla etrafa bakınarak) "Atlas, oğlum, bu araç... Bu araç termodinamik yasalarına meydan okuyor! İçinden hem kısır kokusu hem de heavy metal remix Beşiktaş marşı geliyor. Bu veriler tutarsız!"
Haluk Bey: (Gözlüğünü burnunun üstüne itip minibüsün egzozuna ve pencerelerine inceliyormuş gibi bakar) "Hmm... Şasiden hafif bir Bordo-Mavi spektrumu yansıyor ama iç mekân entropisi maksimum seviyede. Bu veri setiyle seyahat etmek istatistiksel olarak intihar..."
Deniz: (Magirus’un kapısından uzanıp Haluk Bey’in elini havada yakalar ve içeri doğru çeker) “Hoş geldiniz Haluk Amca, İnci Teyze! Rasyonelliği dışarıda bırakın, çünkü burası ‘The Kuantum Kaos’ sahası! İnci Hanım, buyurun ön koltuğa, Refika sultanımla birlikte uzayın rotasını çizeceksiniz. Haluk Amca, sen de arkaya pederin yanına geç, beraber Magirus’un uzay motorunun kalkış açısını hesaplarsınız!”
İnci Hanım istemeye istemeye, elindeki hesap makinesini sıkıca kavrayarak ön koltuğa, Refika Hanım’ın yanına oturur. Haluk Bey ise arkada Kadir Bey’in yanına ilişir.
Kadir Bey: (Haluk Bey’e elini uzatarak) "Hoş geldin komşu. Bizim oğlanlar uzayı kazandı ama korkarım ki bu minibüs bizi uzaya gitmeden önce başka bir boyuta ışınlayacak."
Haluk Bey: (Gözlüğünü düzelterek ciddiyetle yanıtlar) "Açıkçası... bu olasılık sıfırdan büyük."
Deniz: “İşte bu! Kurmay heyet tamamlandı! Defne, Melis, kediler, anneler, babalar ve en önemlisi... Bordo-Mavi ruhumuz! Haydi, gidiyoruz! Bu gemi Zenithus’a ve ötesine varana kadar durmak yok!”
Minibüsün motoru homurdanarak Beşiktaş yokuşundan aşağı doğru süzülür. Arka aynadaki pembe dondurma lekesi parıldarken, içerideki curcuna şimdi gerçekten de zirveye ulaşıyordu.
Magirus’un içi kısa süre içinde CERN laboratuvarı ile Trabzon yayla şenliğinin kusursuz bir füzyonuna dönüştü. Ön koltukta oturan İnci Hanım, elindeki bilimsel hesap makinesiyle Refika Hanım’ın kucağındaki lokma hamuru leğeninin açısını ölçmeye çalışırken, Refika Hanım çoktan kadim Karadeniz diplomasi taktiğini devreye sokmuştu.
Refika Hanım: (Elimi İnci Hanım’ın omzuna koyarak, sıcak ve ikna edici bir tonla) "Bırak şimdi o tuşları, cetvelleri İnci'ciğim! Çocuklar uzayı kazanmış, biz burada kuantum mu tartışacağız? Al bakalım, ağzın tatlansın, bütün teorik stresin uçup gider."
Refika Hanım, taze şerbetli sıcacık bir lokmayı uzatıp İnci Hanım’ın ağzına tıkıştırır. İnci Hanım hayatında ilk defa verilerle açıklayamadığı bir tat dalgası karşısında kısa süreli bir işlemci durması yaşar.
İnci Hanım: (Lokma boğazına kaçacak gibi olurken gözleri kocaman açılır) "Mmm... Bu... Bu doğrusal olmayan bir glikoz patlaması! Hangi formülle yoğurdunuz bunu?"
Haluk Bey: (Arkada Kadir Bey’le yan yana oturmuş, elindeki not defterine istatistik karalarken araya girer) "İnci, glikoz seviyeni kontrol et! Aşırı şeker alımı nöronal aktiviteyi... Dur, ver bana da bir tane, analitik düşünce yeteneğim sarsılıyor."
Kadir Bey: (Keyifle gülerek Haluk Bey’in sırtına vurur) "Gördün mü komşu? Bilim bir yere kadar, lokma hamuru her yere kadar! Bizim oğlanlar uzaya gitmeden önce bu minibüs bizi müsilaj gibi yutacak ama olsun, en azından neşemiz yerinde."
O sırada arkadaki dört kedi, ön koltukla arka koltuk arasındaki boşlukta yer çekimsiz ortam simülasyonu yaparcasına havada taklalar atarak Haluk Bey’in ceketinin cebine girmeye çalışmaktadır.
Atlas: (ön koltuktan başını arkaya çevirir) "Baba... Annem şu an lokma hamuruyla kuantum fiziğini birleştiriyor, kediler babamın ceketini hackledi, Deniz ise hâlâ 'The Samanyolu Fatihi' diye bağırıyor. Biz bu minibüsle Zenithus’a varamayacağız, kesin karadelik tarafından yutulacağız!"
Deniz: (Direksiyonu tek elle ustalıkla çevirirken) “Korkma kanka, karadelik bize çarpana kadar biz karadeliğe Trabzonspor marşı dinletiriz! Bak, yaklaşıyoruz... Hazırlanın, kurmay heyet genişliyor!”
Magirus, Beşiktaş’ın en kalabalık duraklarından birinde "CIIIRRRK" sesiyle yanlamasına durur. Durakta ellerinde büyük alışveriş torbaları ve kafe bardağıyla bekleyen Defne ile Melis, kapının açılmasıyla birlikte şaşkınlık içinde kalakalırlar.
Defne: (Kapıdan içeri kafasını uzatıp içerideki manzaraya bakar) "Vay canına... Deniz, bu ne? Siz sadece Atlas’ı almaya gitmemiş miydiniz? İçeride bilim insanları, lokma leğeni, kediler ve havada uçuşan Bordo-Mavi spektrumlar var! Bu bir minibüs mü yoksa mülteci uzay gemisi mi?"
Melis: (Defne’yi ittirerek arkasından minibüse biner, elindeki kahveyi dökmemeye çalışarak) "Bakın burada kimler varmış... İnci Teyze ve Haluk Amca da burada! Rasyonel evrenin temelleri sarsılıyor! Atlas, senin ailen nasıl bu minibüse bindi, evrenin sonu mu geldi?"
Deniz: “Atlayın kızlar, atlayın! Yer çekimi kanunlarını yeniden yazıyoruz! Defne, geç arkaya Melis’in yanına. Bugün VIP galaksi turu var, biletler benden, vizyon şirketten!”
Defne ve Melis herkesle selâmlaşarak içeri girer ve hayretler içinde, Refika Hanım’ın uzattığı ikramları ve arkadaki rasyonel babaların şaşkın bakışları arasında minibüse sıkışır. Melis hemen elindeki telefonu çıkarıp canlı yayın açmaya çalışırken, Defne başını ellerinin arasına alır.
Defne: "Deniz... Biz Zenithus Paralaks’a yolcu etmeye gidiyoruz zannediyordum, meğerse kıyamet öncesi son partiye katılmışız."
İnci Hanım: (Ağzındaki lokmayı yuttuktan sonra Melis’in telefon ekranına merakla bakar) "Kızım, o telefonun ekranındaki veri akışı saniyede kaç megabayt? Acaba bu canlı yayın verilerini üniversitenin kuantum sunucularına aktarabilir miyiz?"
Haluk Bey: (Gözlüğünü yukarı iterek) "Mantıklı İnci! Bu kaosu kayda geçirmek, evrenin entropi yasasını anlamamız için eşsiz bir laboratuvar verisi sunar."
Deniz: “İşte bu! Bilimle Karadeniz ruhu nihayet birleşti! Haydi bakalım! Hedef Zenithus Paralaks, durmak yok yola devam!”
Magirus, Beşiktaş’ın dik yokuşlarından aşağıya doğru fren balatalarından yükselen hafif bir balata kokusu ve son ses çalan Beşiktaş ve Trabzon karışımı “The Remix” marşı eşliğinde süzülürken, içerideki curcuna artık atomik boyuta ulaşmıştı. Defne ve Melis’in de eklenmesiyle minibüsün içinde adım atacak yer kalmamıştı.
Melis: (Telefonunu ön tarafa doğru uzatarak, canlı yayın kamerasını Refika Hanım ile İnci Hanım’ın ortak çerçeveye sokar) "Evet sevgili takipçilerimiz! Şu an Türkiye’nin ilk alçak tabanlı Magirus M2010 model uzay roketindeyiz. Yanımızda geleceğin kuantum dâhisi Atlas, evrenin vizyoner başkanı Deniz, Trabzonspor’un uzay kolu başkanı Refika sultan ve... Dakikalar önce rasyonelliğini kaybetmiş olan rasyonel anne İnci Hanım var! İnci Hanım, ilk defa lokma yediniz, evrenin sonu hakkında ne düşünüyorsunuz?"
İnci Hanım: (Elindeki hesap makinesini bırakıp elindeki şerbetli lokmayı kameraya doğru gösterir) "Veriler... veriler tamamen değişti kızım! Glisemik indeksin nörolojik coşkuyla korelasyonu hiçbir fizik kitabında yazmıyor! Bu minibüs termodinamik yasalarını ihlal ediyor, ama lezzeti kusursuz!"
Haluk Bey: (Arka koltukta Kadir Bey’le birlikte Defne’nin getirdiği büyük alışveriş torbasını karıştırırken) "Kadir Bey, bu torbanın içindeki turşu bidonu evrensel bir denge unsuru mu yoksa roket yakıtı mı? Şasinin ağırlık merkezini ciddi oranda değiştiriyor."
Kadir Bey: (Gülerek Haluk Bey’in sırtına vurur) "Oturduğu yerde bilim üreten komşum benim! O turşu bidonu Trabzon’un tescilli zırhıdır, uzaylılar bize lazerle saldırırsa onu siper edeceğiz! Deniz, oğlum biraz daha hızlı sür, virajda sol tarafa yatıyoruz!"
Deniz: (Güneş gözlüklerini burnunun ucuna indirip dikiz aynasından arkaya doğru tek gözünü kırparak) “Rahat olun komutanlar! ‘The Magirus’ virajları fizik kurallarına göre değil, Trabzonspor’un şampiyonluk coşkusuna göre alır! Fizik kuralları bizim yanımızda stajyer yazar!”
Defne: (Arka koltukta Melis’in omzuna yaslanmış, gülmekten gözünden yaş gelmiştir) "Deniz, seni o Zenithus Paralaks’a almazlarsa temelli uzay boşluğuna bırakırım, yemin ederim bak!"
Atlas: (Direksiyonu Deniz’den devralmak istercesine ellerini direksiyona doğru uzatır ama yer darlığından yapamaz, kafasını cama yaslar) "Defne, Allah aşkına beni kurtarın bu gemiden! Babam az önce kedilerin kuyruğundaki statik elektriği hesaplamaya başladı, annem lokma hamurunu uzay formülüne uyarlıyor, Deniz ise Mars’a Bordo-Mavi bayrak dikmekten bahsediyor. Ben bu ekiple mezun olursam ya profesör olurum ya da akıl hastanesine başhekim!"
O sırada arka koltuktaki dört kedi, sanki Atlas’ın feryadını duymuş gibi aynı anda miyavlayarak ön tarafa doğru atlar ve kedilerden biri doğrudan Haluk Bey’in kafasına konar.
Haluk Bey: (Kafasında kediyle, son derece ciddi bir ses tonuyla) "Hmm... Kedinin miyavlama frekansı 440 hertz... Bu da demek oluyor ki warp hızına geçmek üzereyiz."
Refika Hanım: (Kahkaha atarak elindeki şerbet kepçesini havaya kaldırır) "Çocuklar, tutunun! Zenithus’a varmadan bu uzay gemisinde horon tepeceğiz, başka yolu yok! Bas o müziği Deniz, uzaylılar da horonun asaletini görsün!"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.