12. bölüm / 42
GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1SAHNE 12
Bölümler 42Şu an: SAHNE 12
- 1 GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 11.531 kelime
- 2 BÖLÜM 21.065 kelime
- 3 BÖLÜM 3616 kelime
- 4 BÖLÜM 46.303 kelime
- 5 SAHNE 51.108 kelime
- 6 SAHNE 6365 kelime
- 7 SAHNE 7322 kelime
- 8 SAHNE 8818 kelime
- 9 SAHNE 91.363 kelime
- 10 SAHNE 101.862 kelime
- 11 SAHNE 111.038 kelime
- 12 SAHNE 12667 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 SAHNE 13291 kelime
- 14 SAHNE 141.204 kelime
- 15 SAHNE 15829 kelime
- 16 SAHNE 16572 kelime
- 17 SAHNE 17766 kelime
- 18 SAHNE 18762 kelime
- 19 SAHNE 191.445 kelime
- 20 SAHNE 202.684 kelime
- 21 SAHNE 21708 kelime
- 22 SAHNE 221.027 kelime
- 23 SAHNE 23458 kelime
- 24 SAHNE 24516 kelime
- 25 SAHNE 252.340 kelime
- 26 SAHNE 262.071 kelime
- 27 SAHNE 272.103 kelime
- 28 SAHNE 281.232 kelime
- 29 SAHNE 291.451 kelime
- 30 SAHNE 30588 kelime
- 31 SAHNE 31525 kelime
- 32 SAHNE 324.321 kelime
- 33 SAHNE 32/11.162 kelime
- 34 SAHNE 32/2826 kelime
- 35 SAHNE 32/3911 kelime
- 36 SAHNE 32/41.507 kelime
- 37 SAHNE 32/51.098 kelime
- 38 SAHNE 332.091 kelime
- 39 SAHNE 34613 kelime
- 40 SAHNE 35988 kelime
- 41 SAHNE 361.742 kelime
- 42 SAHNE 37564 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odanın içi tam bir savaş alanı gibidir. Bir tarafta Atlas, üzerine "İngilizce Gramer: A’dan Z’ye Azap" yazan devasa bir kitabın içine gömülmüş; elinde üç farklı renkli fosforlu kalem, alnında ise "Ders Çalışıyorum, Dokunmayın" yazan bir bantla titremektedir. Diğer tarafta Deniz, boy aynasının önünde yeni aldığı "Amerika Tarzı" ceketini denemekte ve saçlarına fön çekmektedir.
Atlas: (Gözleri kan çanağı gibi, parmağıyla bir cümleyi takip ederek) "Deniz... Bittim ben. Üç saattir Magirus beklemekteyim. Bak! Eylem geçmişte başlamış, hala devam ediyor, gelecekte de biteceği meçhul! Bu cümle resmen bizim hayatımızı özetliyor kanka. Biz de üç saattir bu masada beklemekteyiz, ama beyin hücrelerim birer birer istifa ediyor!"
Deniz: (Aynada kendine göz kırparak) "Atlas, senin sorunun ne biliyor musun? Sen dili 'öğrenmeye' çalışıyorsun. Oysa dil öğrenilmez, dile maruz kalınır. Sen o 800 sayfayı beynine zorla sokmaya çalışıyorsun. Beyin dediğin organ naziktir, şefkat ister, naz ister. Sen ona böyle kaba davranırsan o da sana 'Present Perfect' falan vermez, direkt error verir."
Atlas: (Kalemi masaya fırlatarak) "E ne yapayım Deniz? Sen ne yapıyorsun mesela? Önündeki kitap daha ilk sayfasında duruyor, sen aynada kendine 'How are you?' diye sorup 'I am fine' diye cevap veriyorsun! Bu mu senin metodun?"
Deniz: (Gizemli bir tavırla Atlas’ın yanına gelir) "Bak dostum, ben bilim dünyasında devrim yaratacak olan Difüzyon Yöntemine geçtim. Newton elmayı gördü, ben yastığı gördüm."
Atlas: (Şüpheyle) "Difüzyon mu? O biyolojik bir terim değil miydi kanka? Maddelerin çok yoğun ortamdan az yoğun ortama geçişi..."
Deniz: (Parmak şıklatarak) "Aynen öyle profesör! Şimdi bak; bu 800 sayfalık kitap, bilgi açısından 'Yüksek Yoğunluklu' bir ortam. Senin şu anki kafan ise İngilizce konusunda 'Düşük Yoğunluklu', yani bomboş bir sahanlık. Gece yatarken bu kitabı tam yastığının altına, kulağının hizasına koyuyorsun. Gece boyunca o gramer kuralları, o kelimeler, o deyimler sessizce, difüzyon kuralları gereği senin kafana akıyor. Sabah bir uyanıyorsun; ağzından istemsizce ‘Aslında duygularımı ifade etmek isterim’ gibi cümleler dökülüyor. Şakır şakır Shakespeare gibi konuşuyorsun!"
Atlas: "Deniz, bu bilimsel olarak imkânsız. Kafatasımız bir yarı geçirgen zar değil ki bilgiler sızsın! Ayrıca kitap kapalıyken bilgi nasıl akacak?"
Deniz: "Ayrıntılara takılma Atlas! Ben dün gece 'Düzensiz Fiiller' listesini koydum, rüyamda kendimi Kraliçe Elizabeth ile çay içerken gördüm. Kadın bana 'Yemek’ dedi, ben uykumda 'Eaten' diye sayıklamışım, annem içeri girip 'Ateşin mi var evladım?' dedi. Bak, yöntem çalışıyor!"
Atlas: (Çaresizce kitaba, sonra yastığa bakar) "Ulan... Ya tutarsa? En azından boyun fıtığı olurum, sınava girmem diye rapor alırım. Ver lan şu kitabı bana! Hadi hayırlısı bakalım."
Deniz: (Kitabı Atlas’ın kucağına bir kutsal emanet gibi bırakarak) "Hah! İşte bilimsel aydınlanma budur profesör! Bak, boyun fıtığı olursan o da bir stratejidir. Hocanın karşısına boyunlukla çıkarsın, 'Hocam, dün gece kuantum gramerinin ağırlığı altında ezildim' dersin, adam sana kanaat notundan direkt pekiyi basar. Her türlü kazançtayız!"
Atlas: (Kitabı yastığın altına yerleştirmeye çalışırken homurdanır) "Oğlum kitap o kadar kalın ki, yastık şu an rampa oldu resmen. Ben bunun üzerinde uyursam, rüyamda Kraliçe Elizabeth’i değil, doğrudan okyanus ötesindeki göçmenlik bürosu memurlarını görürüm. Adamlar bana 'Geçmiş zamanı anlat' diye pasaportla kafama vururlar gibi geliyor."
Deniz: "O rampa vizyon rampasıdır Atlas! Kafan ne kadar yüksekte olursa, Amerikan rüyasına o kadar yakın olursun. Hem bak, yöntemi biraz daha geliştirdim. Kitabın sayfa aralarına babamın o pahalı Fransız parfümünden bir fıs sıktım. Difüzyon hızını artırsın diye!"
Atlas: (Korkuyla yastıktan geri fırlar) "Ne? Deniz, yine mi o parfüm? Oğlum geçen sefer midem Grand Canyon’a döndü diyorum, sen gramer kitabına parfüm sıkıyorsun! Sabah uyandığımda 'Present Perfect Tense' kokarak mı gezeceğim ortalıkta?"
Deniz: "Kötü mü kanka? Düşünsene, sınıfa giriyorsun, şakır şakır İngilizce konuşurken etrafa karizmatik bir esinti yayıyorsun. Sınav kağıdını okuyan hoca bile 'Bu kâğıt neden bu kadar entelektüel ve prestijli kokuyor?' diye fazladan on puan verir. Karizma dediğin şey multi-disipliner olmalıdır!"
Atlas: (Çaresizce yastığın üzerine yatar, boynu anında 45 derecelik bir açıyla havada kalır) "Deniz... Şu an zihnime gramer kuralları değil, sadece dünkü 'vutututu' sesleri ve çilekli dondurmanın dramı akıyor. Eğer sabaha kadar 'Speak-Spoke-Spoken' yerine 'Magirus-M2010-Rektifiye' diye sayıklarsam, Zenithus laboratuvarının kapısından beni içeri almazlar, haberin olsun."
Deniz: (Işığı kapatıp kapıya doğru ilerlerken sırıtır) "Rahat ol profesör, nöronlarına güven. Sabaha Shakespeare olarak uyanacaksın. Hadi good night, yani iyi geceler, vizyonun açık olsun!"
Bölüm etkileşimi
