14. bölüm / 42
GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1SAHNE 14
Bölümler 42Şu an: SAHNE 14
- 1 GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 11.531 kelime
- 2 BÖLÜM 21.065 kelime
- 3 BÖLÜM 3616 kelime
- 4 BÖLÜM 46.303 kelime
- 5 SAHNE 51.108 kelime
- 6 SAHNE 6365 kelime
- 7 SAHNE 7322 kelime
- 8 SAHNE 8818 kelime
- 9 SAHNE 91.363 kelime
- 10 SAHNE 101.862 kelime
- 11 SAHNE 111.038 kelime
- 12 SAHNE 12667 kelime
- 13 SAHNE 13291 kelime
- 14 SAHNE 141.204 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 SAHNE 15829 kelime
- 16 SAHNE 16572 kelime
- 17 SAHNE 17766 kelime
- 18 SAHNE 18762 kelime
- 19 SAHNE 191.445 kelime
- 20 SAHNE 202.684 kelime
- 21 SAHNE 21708 kelime
- 22 SAHNE 221.027 kelime
- 23 SAHNE 23458 kelime
- 24 SAHNE 24516 kelime
- 25 SAHNE 252.340 kelime
- 26 SAHNE 262.071 kelime
- 27 SAHNE 272.103 kelime
- 28 SAHNE 281.232 kelime
- 29 SAHNE 291.451 kelime
- 30 SAHNE 30588 kelime
- 31 SAHNE 31525 kelime
- 32 SAHNE 324.321 kelime
- 33 SAHNE 32/11.162 kelime
- 34 SAHNE 32/2826 kelime
- 35 SAHNE 32/3911 kelime
- 36 SAHNE 32/41.507 kelime
- 37 SAHNE 32/51.098 kelime
- 38 SAHNE 332.091 kelime
- 39 SAHNE 34613 kelime
- 40 SAHNE 35988 kelime
- 41 SAHNE 361.742 kelime
- 42 SAHNE 37564 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Atlas, hala "Present Perfect Continuous" içinde boğulurken; Deniz, kapıyı ayağıyla tekmeleyerek açar. Elinde iki devasa hamburger menü ve patates kızartmaları vardır. Odanın içi bir anda İngiliz edebiyatından çok, bir fast-food dükkânı gibi kokmaya başlar.
Atlas: (Kitapların arasından başını kaldırarak) "Deniz, ne yapıyorsun kanka? Bağlaçlar bitti, tam sıfat cümleciklerine giriyordum, dikkatimi hamburgerle mi dağıtacaksın?"
Deniz: "Hata yapıyorsun dostum! Dil karın doyurmaz. Şimdi asıl dersimiz başlıyor: 'Kültürel Adaptasyon ve Gastronomik Entegrasyon'. Amerika'ya gidince orada tost-çay mı yiyeceksin sanıyorsun? Şimdiden mideni ve şiveni alıştırman lazım."
Atlas: "Kanka sınavda hamburger mi soracaklar? 'Hamburgerin içindeki turşunun geçmiş zamandaki hali nedir?' diye mi çıkacak karşımıza?"
Deniz: "Sığ düşünüyorsun Atlas! Bak şimdi, ben New Yorklu bir borsa simsarıyım. Sert konuşurum, hamburgerimi hızlı yerim. (Hamburgerinden dev bir ısırık alır, ağzı doluyken konuşmaya çalışır) 'Hey man! Give me the money! Time is money!' Gördün mü? Bak, şivem bile değişti."
Atlas: (Gaza gelerek) "İyi o zaman... Ben de madem güney eyaletlerini seviyorum, Teksaslı bir kovboy gibi yiyeceğim. Şerif Atlas şehre indi!"
Atlas hamburgerini iki eliyle kavrar. Gözlerini kısarak masadaki kalemliği bir tabanca kılıfıymış gibi süzer. Hamburgerden kocaman bir ısırık alır ve ağzındaki köfteyi çiğnemeden haykırır:
Atlas: "WELCOME TO THE... (FIIIIŞŞŞ!)"
Ancak Atlas o kadar hırslı bağırmıştır ki, hamburgerin içindeki sıkışmış ketçap ve mayonez karışımı, bir volkan patlaması gibi fırlar. Ketçap önce Atlas’ın burnunun ucuna konar, oradan da bir mermi hızıyla sekerek Deniz’in o gün ilk kez giydiği, Milano’dan özel getirtilmiş bembeyaz ipek gömleğine tam kalbinin üzerine "GÜÜÜM" diye yapışır.
Sessizlik...
Deniz, gömleğindeki kıpkırmızı lekeye bakar. Leke, beyaz ipek üzerinde sanki bir hedef tahtası gibi durmaktadır.
Deniz: (Kısık ve titreyen bir sesle) "Atlas... Sen az önce... Benim 'İlahi Beyazlık' dediğim gömleğimi 'Adana Kebap' rengine mi boyadın?"
Atlas: (Burnundaki ketçap damlasıyla donup kalmıştır) "I am sorry partner... Yani kanka, fiziksel basınç... Sosun yoğunluğu bağırma ivmesiyle birleşince..."
Deniz: "BAŞLATMA ŞİMDİ İVMENE! O gömlek için annem üç gün ütü yaptı lan! Gel buraya Teksaslı zibidi! Seni o kementle bağlayıp Magirus'un arkasında Etiler'den Beşiktaş'a kadar sürüklemezsem bana da Deniz demesinler!"
Deniz elindeki patates kızartmalarını mermi gibi Atlas’a fırlatırken, Atlas elinde hamburgerle sandalyenin arkasına saklanır.
Atlas: "Deniz dur! Kültürel adaptasyonun bir parçası bu! Kovboylar düello yapar, kaçmaz!"
Deniz: "Bu düello değil, bu bir katliam olacak! Kaçma ulan!"
Odanın içindeki akademik hava, bir anda ketçaplı bir "Anadolu Usulü Kovalamacaya dönüşür. Deniz, elinde ıslak bir bezle (veya ketçabı daha da yayacak bir kâğıt havluyla) Atlas’ın peşinden malikanenin koridorlarında koşturmaya başlar.
Deniz, elinde rulo yapılmış bir moda dergisini kılıç gibi sallayarak Atlas’ı köşeye sıkıştırmış, Atlas ise kendini korumak için İngilizce gramer kitabını kalkan gibi yüzüne tutmaktadır. Tam o sırada kapı, o ağır ve otoriter gıcırtıyla açılır.
Kadir Bey: (Kapı eşiğinde, üzerinde robdöşambrı, elinde bir bardak ılık sütle belirir) “Ben de diyorum ki, alt katta neden bir sığır sürüsü koşturuyor? Meğer bizim ‘Geleceğin CEO’ları’ Teksas katliamı provası yapıyormuş.”
Deniz ve Atlas oldukları yerde heykel gibi donarlar. Deniz, elindeki dergiyi yavaşça arkasına saklar.
Deniz: “Baba... Şey... Tam olarak öyle değil. Biz aslında... İngilizcedeki ‘aksiyon’ fiillerini canlı olarak çalışıyorduk. Mesela ‘to run’ (koşmak), ‘to chase’ (kovalamak)...”
Kadir Bey: (Adım adım odaya girer, Deniz’in gömleğindeki devasa ketçap lekesine odaklanır) “Peki ya bu? Bu hangi fiil Deniz? ‘To bleed’ (kanamak) mı, yoksa ‘to be an idiot’ (aptal olmak) mı? O gömlek için ödediğim parayla küçük bir Anadolu kasabasının vergi borcunu kapatırdım ben!”
Atlas: (Kitabın arkasından kısık bir sesle) “Kadir Amca, aslında her şey ‘WELCOME TO THE’ derken oldu... Aerodinamik bir kaza...”
Kadir Bey: (Masadaki hamburger paketlerine ve yerdeki ketçaplı patateslere bakar) “Aerodinamik kaza ha? Bak Atlas, sen akıllı çocuksun. Ama bu Deniz seni kendine benzetiyor. Ben sizi Harvard’a, Yale’e hazırlansınlar diye buraya kapattım; siz odayı mahalle büfesine çevirmişsiniz!”
Deniz: “Baba, adaptasyon süreci bu! Amerika’da aç kalırsak nasıl ayakta duracağız? Biz burada sadece dil değil, mide de geliştiriyoruz!”
Kadir Bey: (Sütü masaya bırakır, sesi bir anda buz gibi olur) “Midenizi değil, zekanızı geliştirin. Şimdi... Atlas, sen bu yerleri siliyorsun. Deniz, sen de o gömleği çıkarıp annene değil, bizzat kendin banyoda çitiliyorsun. Eğer o leke çıkmazsa, Amerika’ya giderken o gömleği giyeceksin; üzerinde ‘Ben bir sakarım’ yazan kırmızı bir madalyayla!”
Deniz: “Kendi başıma mı çiteleyeceğim? Baba, ben ipek kumaşın pH dengesini bilmem ki!”
Kadir Bey: “Öğrenirsin evladım. Hayatın pH dengesi de o lekeyi çıkarırken başlar. Hadi! Yarın sabah o sınavda ikinizi de çivi gibi göreceğim. Yoksa Magirus’u hurdalığa, sizi de bizim şirketin arşiv odasına, tozlu dosyaların arasına stajyer diye gömerim!”
Deniz, banyoda lavabonun başında, elinde bir kalıp beyaz sabunla gömleği çitilemektedir. Atlas ise kapıda, elinde paspasla onu izler.
Deniz: (Köpükler içinde) “Görüyor musun Atlas? Teksaslı kovboy dedik, Anadolu kadınına bağladık. Şu halime bak, ellerim buruş buruş oldu!”
Atlas: “Kanka boşver, en azından ‘to wash’ (yıkamak) fiilini asla unutmayacaksın. Bu da bir çeşit difüzyon!”
Deniz: “Sus Atlas, paspasına odaklan! Yoksa bir sonraki ‘kültürel adaptasyon’ dersimiz İtalya üzerine olur ve seni spagettiyle boğarım!”
Deniz, banyonun içinde okyanus ötesi hayallerini köpüklü sulara gömmeye çalışırken, Kadir Bey’in sesi koridordan bir kez daha yankılandı: “O gömleğin yakasında tek bir ketçap izi kalırsa, okyanusu yüzerek geçersin Deniz!”
Deniz: (Gözleri köpükten yanarak, ellerini lavaboya çarpar) “Atlas! Şu an hayatımın en büyük dramını yaşıyorum. Harvard’a gitmeyi planlayan bir dâhinin, ipek gömlek çitilerken yaşadığı bu ‘Sabunlu Trajediyi ileride roman yapmazsam ne olayım! ‘Gömleğin İsyankâr Lekesi’ diye bir kitap çıkarırım, en çok satanlar listesine girer!”
Atlas: (Paspasla yerdeki ketçap izlerini titizlikle temizlerken, bir yandan da gramer kitabını banyo kapısına yaslamış okuyordu) “Kanka, kitabın 42. Sayfasında ‘Nasıl özür dilenir?’ diye bir bölüm var. Bence onu çalışsan, gömleği çitilemekten daha etkili olur. Kadir Amca’ya ‘Ortalığı berbat ettim, gerçekten özür dilerim’ dersen, belki seni arşiv odasına göndermekten vazgeçer.”
Deniz: “Özür mü? Bizde özür olmaz Atlas, bizde ‘telafi’ olur! Yarın sabah sınavda o testi fulleyip, müdürün masasındaki o pastadan daha büyük bir başarı pastasını babamın önüne koymazsam, bana da Deniz demesinler!”
Deniz, son bir hamleyle gömleği sudan çıkardı. İpek kumaş, sabunlu suyun içinde adeta bir bayrak gibi parlıyordu. Ketçap lekesi gitmişti ama gömlek, o meşhur “el ile çitileme” sonrası biraz formunu kaybetmiş, hafifçe yamulmuştu.
Deniz: (Gömleği balkona asarken) “Buna ‘Karadeniz stili ipek ütüsü’ diyorum. Biraz dalgalı, biraz hırçın, tam bizlik! Yarın bu gömlekle sınava gireceğim. ‘Benim gömleğim bile benim kadar maceraperest’ derim, hocalara mesaj veririm!”
Gece yarısı olduğunda, oda tekrar sınav merkezine dönmüştü. Deniz ve Atlas, masanın etrafında adeta birer “akademik savaşçı” gibi oturuyorlardı. Ketçap artık bir anı, ipek gömlek kurumaya bırakılmış bir zafer sancağıydı.
Atlas: “Deniz, ciddiyim... Yarın o sınava girdiğimizde, sadece soruları değil, bütün o ‘Amerika hayalini’ de çözmemiz gerekiyor. Sen Trabzon’daki o inatçı damarını, ben de Beşiktaşlı yanımı... Yani... bir şekilde birbirimizi tamamlıyoruz.”
Deniz: (Elindeki kurşun kalemi havada çevirerek, defterin kenarına Trabzonspor ve Beşiktaş logolarını yan yana çizer) “Tamamlıyoruz kanka. Amerika’da Magirus M2010’un bir benzerini bulup onu ‘Kuzeyin Siyah-Beyazı’ diye boyayacağız. Okyanusun ötesinde de ‘Vutututu’ sesini herkes duyacak.”
Tam o sırada, odanın kapısı hafifçe aralandı. Kadir Bey, elinde bir bardak daha sütle içeri girdi. Bu sefer yüzündeki ifade daha yumuşaktı.
Kadir Bey: “Gömlekten haber yok ama... Odamın önünden geçerken duyduğum o ‘sentez’ ritimler... Eğer o ritmi sınavda da yakalarsanız, belki Amerika’dan önce size bir ‘Veda Turu’ daha yaptırırım. Ama önce şu sınavı verin.”
Deniz: (Sırıtır) “Veda turu mu? Baba, biz o turu Amerika’ya gitmeden değil, Amerika’yı fethettikten sonra yaparız! Hazır mısın Atlas? ‘Action’ fiili başlıyor!”
Atlas: “Hazırım partner! ‘Sınavı geçmek’ fiilinin çekimi geliyor!”
Gece boyu, İstanbul’un ışıkları yavaş yavaş sönerken, odada sadece sayfaların çevrilme sesi ve sınavın o görünmez, heyecanlı hayaleti dolaşıyordu.
Bölüm etkileşimi
