SAHNE 26

Vaveyla Yazarı: MURAT CANSIZ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: SAHNE 26

Deniz, Magirus’un yan camlarına kocaman harflerle “ZENITHUS YOLCUSU KALMASIN! / UZAY BİZE, BİZ SİZE HAYRAN” yazdırmıştır. Atlas’ı da yanına (veya üzerine rütbe takarak hostes koltuğuna) oturtup, kızların oturduğu kafenin önünde sert bir frenle durur.
Deniz: (Kaptan şapkasını hafifçe öne eğerek) “Hanımlar! Gökyüzüne bakmayı bırakın, çünkü gökyüzünün yeni sahibi aşağıda, direksiyon başında duruyor. Zenithus Paralaks... Havacılık ve Uzay Bilimleri... Tam burslu, tam karizmalı!”
Defne: (Gülerek) “Deniz, sen daha Beşiktaş-Sarıyer hattında yolunu bulamıyorsun, uzayda rotayı nasıl bulacaksın? Yıldızlara da mı ‘Lütfet Azıcık Gül Esmerim’ diyeceksin?”
Deniz: “Defneciğim, o eskidendi. Artık Kuantum Deniz var. Bak, yanımda da Galaksiler Arası Hesaplama Müdürü Atlas duruyor. Melis! Sen de o dondurmayı bırak, çünkü Zenithus’un ilk ‘Yörünge Mankeni’ olman için babamla (yani rektörle) görüşebilirim!”
Melis: “Hala yalakalık peşindesin Deniz! Ama itiraf edeyim, Zenithus ismi senin o eski Magirus’tan daha havalı duruyor.”
Deniz: “Eski mi? Bu Magirus artık bir ‘Yeryüzü Roketi’! Atlas, ver müziği! Mars’ta Beşiktaş marşı çalacağımız günlerin provasını yapıyoruz!”
Magirus, Beşiktaş’ın en işlek ve canlı sokağına "vutututu" sesleri ve son ses çalan Beşiktaş marşıyla giriş yaptı. Deniz, Kadir Bey’in kredi kartını “akademik temsil gideri” ve “galaktik yatırım fonu” adı altında son limitine kadar zorlayıp, çarşının ortasında uzun mu uzun, dev bir ziyafet masası donatmıştı. Daha da abartarak, Magirus’un üzerine okulun renkleri olan parlak gümüş ve gece mavisinde dev bir balon kemeri kurdurmuş, minibüsü adeta bir uzay üssüne çevirmişti.
Deniz, elinde altın sarısı bir megafonla Magirus’un tavanına tırmandı ve sokaktan geçen şaşkın vatandaşlara hitaben bağırmaya başladı:
Deniz: (Megafona bağırarak, sesini çarşının dört bir yanına yayar) “Ey Beşiktaş halkı! Bugün burada sadece sıradan bir sınav sonucunu kutlamıyoruz! Bugün, evrenin ve yerçekiminin Deniz karşısında saygıyla diz çöküşünü kutluyoruz! Atlas, dök lokmaları kanka! Şerbetler Zenithus’tan, bu sınırsız karizma tamamen benden!”
Masanın etrafına tıkışan kalabalık içinde Defne, kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzünde “yine hangi belaya bulaştık” ifadesiyle Deniz’i süzüyordu.
Defne: (Gözlerini devirerek kafasını sallar) “Deniz, sokak ortasında lokma döktürmek de nereden çıktı? Hani sen uzay bilimci, kuantum kaosu falan olacaktın? Uzayda hamsi buğulama yanında lokma mı dağıtacaksın?”
Deniz, megafonu saniyesinde elinden atıp saniyeler içinde masaya, Defne’nin yanına ışınlandı. En yalaka, en tatlı dilli ses tonunu takınarak Defne’ye doğru eğildi:
Deniz: “Defneciğim, sultanım... Bu lokmalar senin o tatlılığının yanında ancak acı biber sayılır! Ben bu bursu neden kazandım biliyor musun? Çünkü senin gibi keskin zekâlı bir kadının yanında cehaletle duramazdım. Sen benim ‘The Akıl Hocam’sın, Zenithus Paralaks bile senin vizyonunun yan faturasından ibaret!”
Yan masadan olayı izleyen Melis, elindeki çatalı havaya sallayarak lafı yapıştırdı:
Melis: “Hayırdır Deniz? Geçen hafta da bana ‘Senin güzelliğin sayesinde ilham aldım, bu formülleri senin için ezberledim’ demiştin?”
Deniz, aniden alnında beliren boncuk boncuk terleri silerken hafifçe yutkundu ve iki ateş arasında kalmanın verdiği hayatta kalma refleksini devreye soktu:
Deniz: “Melis! Lütfen ama... Sen de benim The Görsel İlham Kaynağımsın! Defne ‘Beyin Takımı’ kuruluyorsa, sen de ‘Estetik Kurul’ başkanısın! Bak, Atlas şahidimdir, ikinizin de vesikalık fotoğraflarını Magirus’un torpidosuna yapıştırıp sabahlara kadar ders çalışmadım mı Atlas? Söyle kanka!”
Atlas: (Ağzı Refika Hanım’ın getirdiği şerbetli lokmalarla tamamen dolu, zorla yutkunarak konuşmaya çalışır) "Deniz... Fotoğraflar falan değil, senin ‘Kızlar ne der, rezil olurum’ korkun sayesinde o fizik sorularını çözdün. Ben sadece masada statik hesaplamaları yaptım, beni bu aşk üçgenine karıştırma kanka!"
Masanın baş köşesinde Deniz ve Atlas’ın anne ve babaları, bu absürt ama bir o kadar da neşeli tabloyu gurur ve şaşkınlıkla izliyorlardı. İnci Hanım, elindeki hesap makinesiyle masadaki lokma tabaklarının geometrik dağılımını incelerken, Kadir Bey derin bir iç çekerek çayından yudum alıyordu.
Deniz, masadaki kalabalığın meraklı bakışları arasında babası Kadir Bey’in yanına gitti ve saygıyla diz çöktü.
Deniz: “Baba... Bak şu etraftaki kalabalığa, bu coşkuya. Bu gördüğün her bir lokma tatlısı, senin yıllar boyunca bize öğrettiğin o efsanevi İşletme Vizyonunun somut birer parçasıdır. Ben Zenithus’a sadece okumaya gitmiyorum baba... Senin ‘Kadir Bey İmparatorluğu’nu Samanyolu galaksisine taşımaya gidiyorum! İnşallah ilk inşa edeceğimiz uzay roketinin adını da bizzat senin onuruna koyacağım: ‘Kadir-1: Şanzıman Fatihi’!”
Kadir Bey, oğlunun bu tiyatrovari ama bir o kadar da gurur verici hamlesi karşısında daha fazla dayanamayarak sesli bir şekilde gülmeye başladı. Ceketinin cebinden çıkardığı o meşhur kredi kartını masaya uzattı.
Kadir Bey: (Gülerek başını sallar) “Ulan Deniz... Yine kelime oyunlarıyla sıyrıldın işin içinden, hep bizi bağlarsın böyle! Al şu kartı da şuradaki meşrubatçıya ve dondurmacıya olan borcu kapat. Uzayda şanzıman dağıtma da galaksiyi de birbirine katsan bu saatten sonra boynum kıldan ince!”
Kadir Bey’in kredi kartını masaya bırakmasıyla birlikte Deniz zafer çığlığı atmaya hazırlanıyordu ki, Beşiktaş çarşısının girişinden gelen o acı fren ve siren sesi ortalığı bir anda savaş alanına çevirdi.
Zabıta amirliğinin emektar beyaz minibüsü ve iki adet polis aracı, "The Sürpriz Baskın" operasyonu gibi sokağın iki ucunu kapattı. Araçlardan inen zabıta ekipleri ve görevli memurlar ellerinde ceza koçanlarıyla doğrudan masaya doğru koşmaya başladı.
Zabıta Amiri: (Elindeki megafonla bağırarak) "Ey o dev balon kemerini kurup sokağı kapatan, Magirus’un üzerine çıkıp galaktik nutuk atan genç! Kim izin verdi bu sokakta uzay üssü kurmanıza? Kaldırın o lokma leğenini ve balonları, burası uzay üssü değil Beşiktaş Çarşısı!"
Deniz: (Hemen altın sarısı megafonunu kapıp zabıta amirine doğru döner, hiçe sayan bir karizmayla) “Komiserim, yanlış bilgi! Burası bir sokak değil, Zenithus Paralaks Üniversitesi’nin geçici galaktik kampüsüdür! Biz burada evrensel barış için lokma dağıtıyoruz, uzayüstü dokunulmazlığımız var!”
Defne: (Eliyle yüzünü kapatarak kafasını masaya gömer) "Allah’ım, yer yarılsa da içine girsem... Çocuk beş dakikada uluslararası krize çıkardı, şimdi de zabıtayla galaktik savaş başlatıyor!"
Melis: (Hızla telefonunu çıkarıp canlı yayın modunu ‘Kıyamet’ olarak değiştirir) "Evet takipçiler! Uzay roketimiz kalkışa geçmeden önce zabıta kuvvetleri tarafından kuşatıldı! Canlı yayındayız, beğeni atın!"
Atlas: (Panikle ellerini başının üstüne koyar) "Deniz! Sana demedim mi o balon kemerini fazla abarttık diye! Şimdi statik elektrik yerine karakol tutanağı yiyeceğiz! Babamın kartı da kurtarmaz bizi!"
Haluk Bey: (Son derece soğukkanlı bir şekilde gözlüğünü düzeltir, cebinden çıkardığı kronometreyi çalıştırır) "İlginç... Zabıta ekiplerinin koşu hızı saniyede ortalama 4,2 metre. Kolluk kuvvetlerinin reaksiyon süresi hesaplandığına göre, bu masayı toplamak için tam 34 saniyemiz var. Aksi takdirde gözaltına alınma olasılığımız %98,7."
Refika Hanım: (Elindeki şerbet kepçesini bir silah gibi havaya kaldırarak) "Aşk olsun! Benim taptaze lokmalarımı kimseye yedirmem! Gelin bakalım delikanlılar, hangi zabıta bir anne kaşığına karşı durabilirmiş!"
Zabıta amirinin “Kaldırın o balonları!” emriyle birlikte ortalık bir anda panayır alanından taktiksel savaş meydanına döndü. Zabıtalar ve belediye görevlileri koşa koşa masaya yaklaşırken, Atlas ve kızlar panik içinde ayağa fırladı.
Ancak masanın başında gayet sakin bir şekilde çayını yudumlayan Kadir Bey, durumun vahametini değil, işin ticari ve prestij boyutunu anında hesaplamıştı. Beşiktaş çarşısında hatırı sayılır iş bağlantıları, arka kapı diplomasisi ve her esnafın hatırını bildiği “ağır abilik” statüsü olan Kadir Bey, bu kaosu ustalıkla yönetebilecek tek adamdı.
Kadir Bey, ceketinin düğmelerini büyük bir vakarla ilikleyip ayağa kalktı. Karşısına dikilen öfkeli zabıta amirinin tam önüne geçerek elini uzattı.
Kadir Bey: (Geniş, güven veren ama bir o kadar da otoriter bir gülümsemeyle) “Hayrola komiserim, sabah sabah bu ne celal? Beşiktaş’ın gururu, geleceğin uzay fatihlerine bu mu muamele? Biz burada uluslararası bir akademik başarıyı, yerli ve milli imkânlarla kutluyoruz.”
Zabıta Amiri: (Şaşkınlıkla elini sıkıp biraz yumuşar gibi olsa da etraftaki balonları gösterir) “Kadir Bey... Kusura bakmayın da sokağın ortasına balon kemeri kurmuşsunuz, trafik kilitlendi, belediye otobüsü geçemiyor! İdari para cezası kesmek zorundayım, protokol böyle.”
Kadir Bey: (Cebinden çıkardığı altın yaldızlı kartviziti amirin cebine nazikçe iliştirirken fısıldar) “Protokol başımın üstüne komiserim. Ama bu gördüğün balonlar ve lokmalar ‘temsil gideri’ kapsamındadır. Hem bak, zabıta karakolunun çatı onarımı için geçen ay konuştuğumuz sponsorluk dosyası ne alemde? Onu bi’ tatlıya bağlayalım, bu küçücük ‘galaktik parti’yi de hatırım için görmezden gel.”
Zabıta amiri, kartviziti ve Kadir Bey’in arkasındaki devasa bütçeli esnaf ağını düşünerek derin bir nefes aldı. Tam o sırada Kadir Bey ustaca hamleyi yaptı:
Kadir Bey: (Yüksek sesle) “Neyse, biz kalkalım! Ekip bekliyor, uzaya roket kaldıracağız!” Ardından arkaya dönüp bağırdı: “Oğlumuz uzayı kazandı derken, karakolluk olduk! Deniz, bas gaza! Kredi kartı matrisi iptal, kaçış protokolü başlıyor!”
Deniz: (Magirus’un kapısından uzanıp altın sarısı megafonla) “Emriniz olun komutanım! The Magirus kalkışa geçiyor, herkes içeri! Kaçış manevrası başlıyor, sıkı tutunun!”
O an kalabalığın içinde bir can pazarı yaşandı.
Haluk Bey, rasyonel kimliğini bir kenara bırakıp hayatında ilk defa sprint atarak elindeki hesap makinesiyle birlikte minibüse doğru uçtu ve Kadir Bey tarafından yakasından çekilerek içeri alındı. İnci Hanım, Refika Hanım’ın uzattığı el sayesinde havada kapılarak ön koltuğa fırlatıldı. Defne ile Melis kıkırdayarak arkadaki açık kapıdan içeri dalarken, dört kedi de son anda Atlas’ın sırtına tırmanarak yerini aldı.
Deniz saniyeler içinde masadan atlayıp kaptan koltuğuna fırladı. Magirus, arkasında bıraktığı dev gümüş ve gece mavisi balon kemerini paramparça ederek, zabıta amirinin şaşkın bakışları altında “vutututu” sesleriyle sokağın ortasında kusursuz bir yanlama (drift) attı.
Egzozdan fırlayan koyu Bordo-Mavi duman bulutu bütün çarşıyı kaplarken, minibüs Beşiktaş’ın dar ve labirent gibi arka sokaklarına doğru roket hızıyla daldı.
Defne: (Minibüsün arka camından arkaya bakıp kahkaha atarak) “Kadir Amca, sen ne yaptın öyle? Adamı iki dakikada hem ikna ettin hem de ters köşe yaptın!”
Kadir Bey: (Ceketini düzeltip arkasına yaslanarak keyifle güler) “Kızım, business sadece masada yapılmaz; sokakta, zabıta önünde de yapılır. Biz bu piyasada eskiyiz! Deniz, oğlum bas şu gaza da Zenithus’a varalım, yoksa zabıta takviye kuvvet çağıracak!”
Gecenin sonunda Deniz ve Atlas’ın anne babaları, Kadir Bey’in ayarladığı özel konforlu bir makam aracıyla evlerinin yolunu tutarken, Magirus’u resmi olarak bizimkilere bırakmışlardı. Çarşıdaki onca curcuna ve zabıta kovalamacasından sonra ortalık biraz olsun sakinleşmiş, minibüsün içi ise bu sefer gizemli ve bir o kadar da psychedelic bir havaya bürünmüştü. Torpido üstündeki neon detaylar ve el yapımı ışıklandırmalar sayesinde içerideki lambalar adeta “Zenithus Mavisi” tonunda yanmaya başlamıştı.
Deniz; Defne, Melis ve Atlas’ı Magirus’un en arkasına ve ön koltuklara özenle yerleştirdikten sonra kaptan koltuğuna gururla kuruldu. Direksiyonun hemen üstündeki aynaya yapışmış olan o meşhur çilekli dondurma lekesi, mavi ışığın altında adeta neon bir tablo gibi parlıyordu.
Deniz: (Direksiyonu iki eliyle kavrayıp arkaya doğru döner) “Beyler, bayanlar! Bu gece son Beşiktaş gecemiz değil, ilk evrensel gecemiz! Atlas, ‘Yıldızların Altında’ parçasını kuantum hızında, tam bas frekansta başlat! Beşiktaş’tan çıktık yola, bu geceden sonra hedefimiz doğrudan Andromeda!”
Defne: (Ön koltukta bacak bacak üstüne atıp Deniz’e şüpheyle bakarak) "Deniz, bir saniye dur... Sen gerçekten o okulda derslere gireceksin değil mi? Sadece kantinde kızlara ‘The Deniz’ yazılı korsan kartvizitler dağıtmayacaksın, değil mi?"
Deniz: “Defne, aşk olsun! Ben Zenithus’un en üst düzey laboratuvarlarında senin için özel olarak ‘Leke Tutmaz Gömlek’ icat edeceğim ki, bir daha üzerine dondurma fırlatıldığında o kusursuz karizman en ufak bir leke almasın!”
Melis: (Arka koltuktan öne doğru uzanıp Deniz’in ensesine hafifçe vurarak) "Leke tutmaz gömlek mi? Deniz, o gömleği bence önce kendi yüzsüzlüğün ve torpido yalanların için icat etmelisin! Ayrıca o laboratuvarda üreteceğin ilk şey, yalan söylediğinde yüksek desibelde alarm veren bir ceket olsun. Şu an Zenithus Mavisi ışıkların altında bile burnunun uzadığını buradan net bir şekilde görebiliyorum!"
Deniz: “Melis, bu söylediğin vizyoner bir hakaret ama bilimsel olarak tamamen imkânsız! Benim burnum uzamaz, sadece Amerikalı yatırımcıların dikkatini çekmek için öne doğru estetik bir ivme kazanır. Atlas, müziğin basını artır kanka, arka koltuktaki negatif iyonları kuantum dalgalarıyla acilen nötrlememiz lazım!”
Atlas: (Teybin düğmesini çevirirken bir yandan hıçkırır) “HIK!... Deniz, ‘Yıldızların Altında’ parçasını açtım ama şarkı her başladığında içimdeki o Refika sultanın yaptığı lavanta aromalı iksir tempo tutuyor resmen. Ayrıca Andromeda diyorsun da bu Magirus’un yakıt göstergesi şu an ‘Beşiktaş Sanayi Sitesi’ni bile göstermiyor. Kırmızı ışık öyle bir yanıyor ki, Zenithus Mavisiyle birleşip içeriyi tam anlamıyla bir pavyon ambiyansına çevirdi!”
Gerçekten de deponun ibresi kırmızı çizgiyi çoktan geçmiş, yanıp sönen lamba mavi ışıkla birleşince minibüsün içi zifiri karanlık sokaklarda neon bir gece kulübünü andırmaya başlamıştı.
Defne: (Gülerek Deniz’in omzunu dürter) "Bak gördün mü 'The Deniz'? Andromeda hayalleri kurarken yolda kalacağız. Gerçekten, Amerika’ya gittiğimizde o devasa MIT laboratuvarlarında bu döküntünün nostaljisini ararsan ne yapacaksın?"
Deniz: (Direksiyonun yanındaki aynaya yapışmış çilekli dondurma lekesine son derece duygusal, neredeyse gözleri dolacak kadar derin bir bakış fırlatarak) Defne... Bu Magirus bir döküntü değil, bu yaşayan bir 'Zaman Kapsülü'! Amerika’ya gittiğimde MIT’deki o kibirli profesörlere ne diyeceğim biliyor musun? 'Siz atomu parçalamış olabilirsiniz ama hiç 2007 model alçak tabanlı bir minibüsün içinde, iki dünya güzeli marka elçisiyle Beşiktaş sahilinde zabıtadan kaçtınız mı?' İşte Amerikan rüyasının asıl formülü budur!”
Melis: “Valla Deniz, profesörler seni dinledikten sonra muhtemelen atomu değil, doğrudan senin bu vizyonunu parçalara ayırırlar. Ama kabul ediyorum, bu dondurmalı ayna eşliğinde Andromeda’ya gitmek fikri kulağa fena gelmiyor hani.”
Atlas: “HIK!... Andromeda’yı bilmem ama eğer iki dakika içinde bir akaryakıt istasyonuna varamazsak, o ‘Yıldızların Altında’ şarkısını gerçekten yıldızların altında, Magirus’u iterek söyleyeceğiz. Deniz, pederin kartı hâlâ sendeyken şu depoyu fulleyelim, geleceğimiz biraz olsun parlasın kanka!”
Deniz, Kadir Bey’in bıraktığı altın yaldızlı kredi kartını cebinden çıkarıp bir şövalye kılıcı gibi havaya kaldırdı ve minibüsün motoru güçlü bir hamleyle homurdandı.
Deniz: “Haydi bakalım! Zenithus Mavisi ışıklarımız sönmeden, dondurmalı aynamız yolumuzu aydınlatırken, Beşiktaş’tan fırlatılan ilk yerli ve milli kuantum minibüsü olarak tarihe geçelim!
Vutututututu!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.