SAHNE 9

Vaveyla Yazarı: MURAT CANSIZ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: SAHNE 9

Kadir Bey, masasının başında, elinde bir puro (henüz yakmamış) ve yüzünde "fırtına öncesi sessizlik" ifadesiyle beklemektedir. Kapı yavaşça açılır. Deniz, elinde karneyi bir kutsal emanet gibi tutarak içeri süzülür. Arkasında "tanık" olarak Atlas vardır.
Kadir Bey: (Gözlüğünün üstünden bakar) "Geldin demek... Çaycı Deniz. Veya Etiler’in Sis Bombacısı mı demeliyim? Getir bakalım şu 'vukuat belgesini'. Kaç tane 1 var bu dönem? Şirketin hisseleriyle yarışıyor mu?"
Deniz: (Karneyi masaya bir kumarbaz özgüveniyle bırakır) "Baba... Bu sefer yanıldın. Bu karne değil, bir sanat eseri. Bak bakalım, o rakamlar sana ne fısıldıyor?"
Kadir Bey karneyi eline alır. Gözlerini kısar. Önce bir sessizlik olur. Sonra gözlüğü çıkarıp tekrar takar.
Kadir Bey: (Sesindeki ton buz gibidir) "Deniz... Evladım... Matematik 10, Fizik 10, Kimya 10... Ulan senin bu notları alman için ya Einstein'ın ruhunu çağırmış olman lazım ya da okulun tapusunu birine devretmiş olmam lazım! Söyle bana; hangi öğretmene rüşvet verdin? Matematikçiye Magirus’un hisselerini mi vaat ettin?"
Deniz: "Baba aşk olsun! Bu tamamen alın teri, zekâ parıltısı ve biraz da Atlas'ın... yani... çalışma disiplinimin sonucu! Ben bir dâhiymişim de haberimiz yokmuş."
Kadir Bey: (Atlas’a döner) "Atlas, doğruyu söyle. Bu çocuk okulun sistemine mi sızdı? Yoksa sen mi yazdın bu notları?"
Atlas: "Kadir Amca, teknik olarak Deniz’in bu notları alması fizik kurallarına aykırı ama... (Deniz’in 'sus' işaretini görünce) ama biliyorsunuz, mucizeler bazen gerçekleşir."
Kadir Bey: (Karneyi masaya fırlatır) "Mucize falan değil bu! Ben senin ciğerini bilirim. Beton Nuri’yi arayacağım! Eğer bu notlarda bir hile varsa, seni Amerika’ya değil, okulun kazan dairesine stajyer diye yollarım!"
Deniz: "Baba ara! Hatta hoparlöre al! Nuri Hocam benim 'fırlama dehası' olduğumu tescilledi zaten!"
Kadir Bey sinirle numarayı çevirir. Hoparlörü açar.
Kadir Bey: "Nuri Bey, iyi akşamlar. Ben Kadir... Bizim oğlanın karnesi önümde de. Bir yanlışlık mı var diye soracaktım? Bu çocuk hayatında 10 görmemiş, karnesi olimpiyat meşalesi gibi parlıyor!"
Beton Nuri'nin Sesi: "Ah Kadir Bey ah! O karneler... Onlar aslında bizim çocuklara yaptığımız son bir şakaydı. Deniz’in asıl notları 1 ve 0 ama... (Güler) Vedalaşırken onlara bir moral verelim dedik. Gerçek karneleri okulun sistemine girdik, bunlar hatıra olsun diye dağıtıldı!"
Kadir Bey: (Deniz’e 'bittiğin an bu andır' bakışı atar) "Demek öyle Nuri Bey... Çok teşekkürler. Bu hatıranın bedelini ben Deniz’e 'çok güzel' ödeteceğim!"
Deniz: (Kendi kendine mırıldanır) "Vay arkadaş... Hoca bizi son saniyede yine ofsaytta düşürdü! Atlas, kaçalım mı?"
Kadir Bey, Beton Nuri ile yaptığı telefon konuşmasından sonra karneyi ağır çekimde masaya bırakır. Gözleri, Deniz’in boynunda asılı olan o meşhur Magirus anahtarlığına kilitlenir.
Kadir Bey: "Demek hatıra karnesi ha? Demek 'ben bir dehayım' ha? Deniz, bak bu masa kaç tane ihale gördü, kaç tane kriz atlattı biliyor musun? Ama senin kadar büyük bir 'illüzyonist' görmedi. Şimdi... Çıkar o anahtarı."
Deniz: "Baba, yapma... Magirus benim değil, o semtin bir parçası. O anahtarı alırsan Beşiktaş’ın kalbi durur, Etiler’de trafik kilitlenir, ekosistem çöker!"
Kadir Bey: "Ekosistemi ben bilmem, ben kasayı bilirim! Çıkar dedim!"
Deniz, titreyen elleriyle anahtarı masaya bırakır. Kadir Bey, o ağır parmaklarıyla anahtarı alır ve arkasındaki devasa çelik kasanın şifresini çevirmeye başlar.
"Tık... Tık... GÜÜÜM!"
Kasa açılır, anahtar içeri atılır ve kapı kapanır.
Kadir Bey: "Ağustos’taki o Amerika sınavına kadar bu anahtar gün yüzü görmeyecek. Magirus bahçede yatacak, sen de yanında 'yaya' olarak antrenman yapacaksın. Şimdi git, o maydanoz kokulu gömleğini değiştir!"
Deniz ve Atlas, bahçede ay ışığının altında mahzun duran Magirus’un yanına giderler. Deniz, arabanın ön tamponuna oturur, sanki bir hasta yakını gibi farları okşar.
Deniz: "Bak görüyor musun Atlas? Aslanımı kafese kapattılar. Şu farlardaki hüzne bak... Resmen 'Kaptan beni kurtar' diyor. Babam kalbimi söküp o kasaya kilitledi!"
Atlas: (Elindeki hesap makinesiyle Magirus’a bakarak) "Deniz, teorik olarak anahtar kasanın içinde olabilir ama pratik olarak bu arabanın çalışması için sadece bir anahtara ihtiyacımız yok. Ben lisede 'Elektronik ve Devreler' dersinden de 10 almıştım (gerçek olanından). Yani... Düz kontak diye bir bilim dalı var."
Deniz: (Gözleri parlar) "Atlas! Sen bir dahi misin yoksa benim suç ortağım mı? Ama babam her gece camdan bakıyor. Eğer motoru çalıştırırsak 'VUTUTUTU' sesiyle bütün holding ayağa kalkar."
Atlas: "İşte orada 'Akustik Mühendisliği' devreye giriyor. Eğer egzoza Refika Teyze’nin o kalın yün çoraplarından birini tıkarsak, ses desibelini %60 düşürürüz. Ama bu sadece bahçede rölantide çalıştırmak için. Amerika’ya gitmeden önce bu aslanı son bir kez sahile indirmemiz lazım."
Deniz: "Sahil mi? Oğlum, bu haliyle dışarı çıkarsak babam bizi Manhattan yerine Silivri’ye sürer! Ama... Defne’ye sözüm var. Magirus’suz bir veda, Beşiktaş’sız bir şampiyonluk gibidir. Eksik kalır!"
O sırada bahçenin karanlığından bir karaltı yaklaşır. Gelen Aras ve Arda’dır. Üzerlerinde siyah tişörtler vardır.
Aras: "Pişt! Sazan! Duyduk ki aslanı kafese koymuşlar. Bizim sınıfa yaptığın o 'tırnağım olamazsınız' çıkışını unutmadık ama... Magirus’un yetim kalmasına da gönlümüz el vermedi."
Arda: "Elimizde bir plan var. Babamın deposundan 'sessiz çekici' kiraladık. Gece yarısı Magirus’u bahçeden gizlice çıkarıp Beşiktaş sapağına bırakacağız. Orada düz kontak yapar, sabaha kadar turlarsınız.”
Aras ve Arda’nın getirdiği çekici, Magirus’u bahçeden adeta bir hayalet gibi, tekerleklerine bezler sararak çıkarır. Deniz direksiyonda, Atlas elinde kablolarla "düz kontak" yapmaya çalışırken ter içindedir. Tam bahçe kapısından süzülürlerken, holdingin tüm bahçe ışıkları bir anda stadyum aydınlatması gibi CÜÜÜM diye yanar!
Kadir Bey balkonda değil, tam karşılarında, Magirus’un önünde, katlanır kamp sandalyesine oturmuş, elinde bir bardak demli çayla onları beklemektedir.
Kadir Bey: (Çayından bir yudum alarak) "Yavaş olun evladım, tekerleği kedi pisliğine bastınız, kayarsınız maazallah. Atlas, o kırmızı kabloyu maviye bağlarsan sadece silecekler çalışır, motoru yormayalım şimdi."
Deniz: (Direksiyon başında donup kalır) "Baba? Sen... Sen burada ne yapıyorsun? Senin şu an horul horul uyuyor olman, bizim de Beşiktaş sahilinde 'zafer turu' atıyor olmamız gerekiyordu. Senaryo böyle değildi!"
Kadir Bey: "Deniz, ben senin babanım ama aynı zamanda bu semtin eski şoförlerindenim. Sen daha 'pııısss' sesi çıkarmayı bilmezken, ben Akaretler yokuşunda şanzıman dağıtıyordum. O yün çorabı egzoza tıkama fikri de çok eskidi, motoru boğarsınız."
Kadir Bey ayağa kalkar, ağır adımlarla Magirus’un yanına gelir. Deniz "Eyvah, şimdi bizi jilet yapacak" diye beklerken, babası cebinden gerçek anahtarı çıkarıp Deniz’e uzatır.
Kadir Bey: "O sınavı kazanıp Amerika’ya gideceksin Deniz. Kaçışın yok. Ama madem gideceksin, bu aslanın son kez İstanbul’un tozunu yutmasına izin veriyorum. Al şu anahtarı, düz kontak yapıp aküyü bitirme. Ama bir şartım var..."
Deniz: (Şaşkınlıktan dili tutulmuş halde) "Ne dersen kabul baba! İstersen holdingin bütün evraklarını elle temize çekeyim!"
Kadir Bey: "Yalnız gitmeyeceksin. Arka koltuğa ben de oturuyorum. Beşiktaş’a kadar bir tur atacağız. Bakalım gerçekten kaptan mısın, yoksa sadece direksiyonu mu süslüyorsun?"
Gece vakti Beşiktaş sahili, Magirus M2010’un o karakteristik motor sesiyle yankılanırken, minibüsün içi hem bir tarih dersi hem de bir modifiyeli araç festivali gibiydi. Deniz, her vites geçişinde direksiyonu adeta bir savaş pilotu gibi kavrıyordu.
Deniz: (Vitesi sertçe 3’e takarak) "Vutututu! Baba, duyuyor musun o ıslığı? Bu ses sadece turbo sesi değil, bu İstanbul’un fethinden kalma bir tını! Bak, sahil yolu bizi bekliyor!"
Kadir Bey: (Arka koltukta, kolunu camdan çıkarmış, eski İstanbul şoförleri gibi ağırbaşlı) "Evladım, 'Vutututu' dediğin şeyin literatürdeki adı şanzıman ağlamasıdır. Araba sana 'Vurma şu vitese artık' diyor, sen aşk şarkısı sanıyorsun. Bizim zamanımızda vitesler ipek gibi geçerdi, şimdi seninkiler sanki sanayi tipi kıyma makinesi!"
Atlas: (Arka koltuktan araya girer) "Kadir Amca, Deniz'in vizyonu böyle; motor bağırmadan o kendini Formula 1'de sanmıyor. Ama kabul et amca, 2007 model Magirus’ta bu kondisyon... Resmen yürüyen bir efsane!"
Aras ve Arda: (Hep bir ağızdan) "Vutututu! Deniz kardeşim, bir daha yap! Egzozdan alev atacak mı?"
Deniz: (Heyecanla sahili işaret eder) "Baba! Bak, ışıkların altında parlayan o melek kim? Defne! Elinde simitlerle bekliyor. Görüyor musun? Bu Magirus sadece demir yığını değil, bu araba bir 'kavuşma köprüsü'! Bu araba bir aşk hikayesi baba!"
Kadir Bey: (Gözlüğünü düzeltip Defne’ye bakar) "Aşkı bilmem evladım ama şu 2. vitesteki ses geçişin... Fena değil, eh işte, biraz 'Beşiktaşlı duruşu' var gibi. Ama bak kızcağız donmuş orada simitlerle. Eğer simitler Magirus’un buharından yumuşarsa o zaman aşk hikayen trajediden farksız olur!"
Magirus, sahilde Defne’nin tam önünde, sanki bir şövalye atıymış gibi hafifçe öne yığılarak (fren balatalarının o meşhur gıcırtısıyla) durdu.
Deniz: (Camdan başını çıkararak) "Ey sahilin prensesi! Viking gemin (ve içinde bir miktar emekli Viking babamla) ayaklarına geldi! Simitler taze mi?"
Defne: (Gülerek yaklaşır, elindeki simit paketini sallar) "Simitler taze ama sizin Magirus’un egzozu yüzünden biraz 'isli' tadı alabiliriz Deniz! Kadir Amca, hoş geldiniz! Deniz sizi yine yollarda yordu mu?"
Kadir Bey: (Kapıyı açıp inerken) "Yormak ne kelime kızım, beynimi vites topuzuna çevirdi! Neyse, simitler soğumasın. Deniz, şu 'Vutututu'yu kapat da çay söyleyelim. Bak, martılar bile senin egzoz dumanından Beşiktaş atkısı takmış gibi uçuyorlar artık!"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.