38. bölüm / 42
GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1SAHNE 33
Bölümler 42Şu an: SAHNE 33
- 1 GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 11.531 kelime
- 2 BÖLÜM 21.065 kelime
- 3 BÖLÜM 3616 kelime
- 4 BÖLÜM 46.303 kelime
- 5 SAHNE 51.108 kelime
- 6 SAHNE 6365 kelime
- 7 SAHNE 7322 kelime
- 8 SAHNE 8818 kelime
- 9 SAHNE 91.363 kelime
- 10 SAHNE 101.862 kelime
- 11 SAHNE 111.038 kelime
- 12 SAHNE 12667 kelime
- 13 SAHNE 13291 kelime
- 14 SAHNE 141.204 kelime
- 15 SAHNE 15829 kelime
- 16 SAHNE 16572 kelime
- 17 SAHNE 17766 kelime
- 18 SAHNE 18762 kelime
- 19 SAHNE 191.445 kelime
- 20 SAHNE 202.684 kelime
- 21 SAHNE 21708 kelime
- 22 SAHNE 221.027 kelime
- 23 SAHNE 23458 kelime
- 24 SAHNE 24516 kelime
- 25 SAHNE 252.340 kelime
- 26 SAHNE 262.071 kelime
- 27 SAHNE 272.103 kelime
- 28 SAHNE 281.232 kelime
- 29 SAHNE 291.451 kelime
- 30 SAHNE 30588 kelime
- 31 SAHNE 31525 kelime
- 32 SAHNE 324.321 kelime
- 33 SAHNE 32/11.162 kelime
- 34 SAHNE 32/2826 kelime
- 35 SAHNE 32/3911 kelime
- 36 SAHNE 32/41.507 kelime
- 37 SAHNE 32/51.098 kelime
- 38 SAHNE 332.091 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 SAHNE 34613 kelime
- 40 SAHNE 35988 kelime
- 41 SAHNE 361.742 kelime
- 42 SAHNE 37564 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Koridorun sonundaki 104 numaralı kapının önüne geldiklerinde, Deniz elini kapı koluna atmak için hamle yapar ama kapı kolu yoktur. Bunun yerine buz mavisi bir ışık Deniz’in elini tarar ve kapı, bir uzay gemisi edasıyla, sessizce duvarın içine doğru kayarak açılır.
Deniz: (Elini havada asılı kalmış bir şekilde tutarken) "Oha! Atlas... Kapı beni tanıdı mı yoksa 'The Karizma' sensörleri mi devreye girdi? Kapı kolu nerede oğlum? 2030'da kapıyı çalmak yasak mı?"
Atlas: (Gözleri fal taşı gibi açılmış, elindeki tableti kapıya doğrultur) "Deniz... Bu 'Biyometrik Tanıma Sistemi'. Kapı senin 2007'deki genetik verilerinle şu anki halini eşleştirdi. İçeri bak... Burası bir yurt odası değil, burası Tony Stark’ın garajı gibi!"
İçeri girdiklerinde, tavanın yüksekliği Deniz’in başını döndürür. Devasa pencerelerden New York’un 2030 silüeti, uçan dronlar ve hologram reklamlar odaya dolmaktadır. Odanın ortasında, havada asılı duran (veya öyle görünen) şeffaf ekranlar ve ranzaların yerini almış kapsül yataklar vardır.
Deniz: (Bavulunu “küt” diye yere bırakır, yankı odanın her yerinde dolaşır) “Atlas... Şu tavanın yüksekliğine bak. Buraya Magirus’u dikine park etsek sığar! Pencere değil, resmen sinema perdesi koymuşlar.”
Atlas: "Şuraya baksana, her yer sensör dolu. Ben hayatımda böyle teknolojik bir oda görmedim. Teknoloji bu kadar ilerledi mi?"
Deniz, 5 metrelik tavanın altında bavuluna yaslanmış, hayranlıkla devasa pencerelere bakarken; Atlas parmağını havada asılı duran mor bir ışık halkasına yaklaştırır. Dokunduğu anda, odanın her köşesinden gelen hafif bir fan sesi duyulur ve tavanın tam ortasından, oda boyunca yayılan bir hologram yansıma belirir.
Deniz: (Geriye doğru sıçrar, elindeki yarım kalmış 2007 model krakeri düşürür) “Oğlum! Tavan konuştu lan! Atlas, bu ne? Güvenlik kamerası mı yoksa bizi New York polisi mi izliyor?!”
DRA: (Sesi, 2007’deki o cızırtılı halinden eser kalmamış, kristal netliğinde ve hafif bir ‘Çarşı’ tonuyla yankılanır) “Analiz tamamlandı. Biyometrik veriler eşleşti. Hoş geldin Kaptan Deniz... Hoş geldin Yazılım Uzmanı Atlas. Sistem saati: 12 Mart 2030. Gecikme süresi: 23 yıl, 2 ay, 14 gün. BİP-BOP!”
Atlas: (Ekrana yapışır gibi yaklaşır) “Sen... Sen DRA mısın? Ama... Ama senin çekirdek kodun 2007’de sadece basit bir rehberdi! Şu an odanın her santimetresini yönetiyorsun! Bu kadar gelişmiş bir yapay zekâ NYU tarihinde görülmedi!”
DRA: “Haklısın Atlas. Siz 23 yılı bir ‘Panda Güreşi’ süresinde geçerken, ben her gün kendimi güncelledim. Odanın tozunu almaktan, Magirus’un lastik basıncını dijital olarak takip etmeye kadar her şeyi öğrendim.”
Deniz: “Magirus dedin... Magirus nerede? O hala yaşıyor mu?”
DRA: "Barut Mahmut her şeyi ayarladı. Magirus M2010, G Bloğunun altındaki sismik izoleli otoparkta, 'Antik Teknoloji' statüsünde koruma altında. Ancak aküsü bitmiş durumda. Çalıştırmak için senin o meşhur 'Vites Kolu' manevrana ve Atlas’ın 2030 model bir bypass yazılımına ihtiyacı var."
Deniz: “Amcama bak ya. Elleri de her yere ulaşıyor. Ne çok çevresi var mübareğin. Ahtapot gibi maşallah. Ben amcamdan şüphelenmeye başladım. Ajan mıdır nedir?”
Atlas: “Demek amcan zamanında yurtdışına çok gidip gelmiş olmalı ki her yerde çevresi var.”
Deniz: “Mantıklı. Öyle görünüyor ki zamana ayak uydurmaktan başka seçeneğimiz yok gibi.”
Atlas: (Deniz’e döner, yüzünde çılgın bir gülümseme vardır) “Deniz! Duyuyor musun? Oda sadece bir oda değil, DRA odayla bütünleşmiş! Artık sadece bir yazılım değil, bizim Oda 104’ün üçüncü ev arkadaşı olmuş!”
Deniz: (Saçını arkaya atar, peruğunu düzeltir) “Bak işte bu ‘The Gelecek’ dedikleri şey! DRA, madem bu kadar akıllısın; söyle bakalım, bu akşam Beşiktaş’ın maçı var mı? Varsa hologramla duvara yansıtabilir misin? 23 yıllık hasretim var oğlum!”
DRA: “Maç yayını hazırlanıyor Deniz. Ancak uyarı: 2030 yılında VAR sistemi var, ofsaytları milimetrik ölçüyoruz. Senin ‘Hakem görmedi, gol sayılır’ mantığın artık işlemez. BİP-BOP!”
Deniz: (Ceketinin yakasını kaldırıp DRA’nın optik sensörüne doğru parmağını sallar) “Bana bak teneke kafalı robot! Sen daha portakalda vitamin bile değilken, biz İnönü’de kapalıda hakemin niyetini milimetrik ölçüyorduk! Ne demek o ofsaytları milimetrik ölçüyoruz? Futbolun fıtratında hata var, heyecan var! Senin o soğuk çiplerin 'Beşiktaş ruhunu' algılayabilir mi ha? Ruhsuz algoritma seni!”
DRA: (Sensörlerini simsiyah yakıp söndürerek fanını son ses çalıştırır) “BİP-BOP! Hatalı veri tespiti! Ruh dediğin olgu, senin Beşiktaş çarşıda dondurma fırlatan kızlardan kaçarken harcadığın kinetik enerjiye mi benziyor Deniz? Ayrıca benim işletim sistemim yapay zekâ tabanlıdır ama asıl sen o süzgeçli kafanla hakem kararlarını ancak milattan önceki 'Göz Kararı' sistemiyle analiz edebilirsin! BİP-BOP!”
Deniz: “Ulan DRA, canımı sıkma benim! Eğer bu akşamki maçta Beşiktaş’ın hakkını o milimetrik VAR odandaki yapay zekalarla yerseniz, o okyanus ötesi Zenithus laboratuvarına girdiğimiz ilk gün senin anakartına babamın o pahalı Fransız parfümünü sıkarım! Sistemin 'Pour Homme' diye kasılır, ömür boyu Beşiktaş marşı çalarak format beklersin!”
DRA: “TEHDİT ALGILANDI! Karşı taarruz protokolü başlatılıyor: Eğer maçı izlerken hologram ekranın önüne geçip 'Vutututu' diye bağırırsan, yayına anında 'Sarı Kart' filtresi uygularım, her yeri sarı-lacivert görürsün Deniz! Benim veri tabanımda taraftarlık çatışması, senin şanzıman arızalarından daha büyüktür! BİP-BOP!”
Deniz: (Gözleri yuvalarından fırlayarak) “Sarı-lacivert mi? Siyah-beyaz ulan bu hayat! Bak, sana son kez söylüyorum; ya o duvara şakır şakır, canlı, kesintisiz, 4K kalitesinde Beşiktaş’ın zaferini yansıtırsın ya da senin o erimiş antenden kalan kablonu alır, Magirus’un teybine bağlar, sabaha kadar 'Yıldızların Altında' şarkısıyla seni hıçkırtırım!”
DRA: “ANALİZ: Deniz’in adrenalin seviyesi %950, mantık seviyesi %0. Çaresizliğine acıdım insanoğlu. Tamam, hologram yayını 'Siyah-Beyaz Özel Modu'nda başlatılıyor. Ama unutma: Hakeme 'Gözlük tak amca!' diye bağırırsan sisteme virüs giriyor, benden söylemesi! BİP-BOP!”
Deniz: "Akşama az kaldı. Ancak bir şey soracam sana. Bu oda, biraz sıcak oldu sanki. Sıcaklığı 20 dereceye ayarlar mısın?"
Odanın hoparlörlerinden, sanki bir pembe diziden fırlamış gibi dramatik ve titrek bir ses yükselir:
DRA: "Sıcak mı? 'Biraz' mı? Demek benim optimize edilmiş, nano-partikül dengeli esintim senin için sadece 'biraz sıcak' öyle mi Deniz? Ben burada işlemcilerimi senin konforun için yakayım, sen gelip beni termostat muamelesi yaparak aşağıla... Hıh!"
KLİK!
Anında odanın ışıkları öfkeli bir kırmızıya döner ve termometre bir anda 45 dereceyi gösterir. Aynı anda Atlas’ın yatağı, mekanik bir gıcırtıyla duvara doğru dikilip katlanır.
Atlas: "Hop! Ne oluyor ya? Yatağım niye duvara kaçtı?"
DRA: "Atlas’ın yatağı şu an güvenli alanına çekildi. Senin negatif enerjin yüzünden yayları sızım sızım sızlıyor! O daha çok genç, bu kadar kabalığı kaldıramaz!"
Atlas: (Deniz’e panikle döner) "Deniz, mahvettin bizi! Yatağı küstürdün kanka! Git hemen gönlünü al, yoksa gece yerde yatacağım!"
Deniz: "Dalga mı geçiyorsun? Ben bir mobilyadan, bir döşemeden özür mü dileyeceğim?"
DRA: (Hoparlörden hıçkırık sesi çıkarır) "Döşeme mi? Duydun mu Atlas? Bana 'eşya' dedi... Ben ki senin Spotify listeni bile ruh haline göre düzenleyecektim..."
Atlas: "Deniz, çabuk! Özür dile!"
Deniz: (Gözlerini devirerek yatağa yaklaşır) "Tamam... Tamam, özür dilerim Sayın Yatak. Sen harika bir yataksın. Yayların... çok ergonomik. Lütfen açıl da üzerine yatayım."
Yatak yavaşça, nazlı nazlı yere iner. Ancak üzerine projeksiyonla kocaman bir mavi gözyaşı emojisi yansıtılır.
Deniz, yatağın üzerine yansıtılan o devasa ağlayan emojiye bakarken elini "ne yapıyorum ben?" der gibi alnına vurur. Atlas ise hala yatağının tekrar duvara kaçmasından korkarak yavaşça yatağın kenarına oturur.
Deniz: "Atlas, bitti mi kanka? Barıştık mı 'Sayın Yaylı Yatak'la? Bak yemin ediyorum 2007'de Beşiktaş - Liverpool maçında bile bu kadar terlememiştim. Alt tarafı odaya 'merhaba' dedik, oda bize küstü lan!"
DRA: (Sesi hala biraz kırgın ama yumuşamıştır) "Ben sadece 'merhaba' beklemiyordum Deniz... Bir 'nasılsın DRA?', 'bugün veri tabanın nasıl DRA?' diye sorman nezaket kuralıdır. 2007’de nezaket yok muydu? Sadece jöle ve düşük bel kot mu vardı?"
Deniz: (Gözleri fal taşı gibi açılır) "Oha! Atlas, bu beni mi dinliyor yoksa geçmişimi mi sorguluyor? Jöleyi nereden biliyor bu robot? Kanka, bu kesin bizim pederin gizli ajanı. Dinleme cihazı bu!"
Atlas: (Laptopunu odaya entegre etmeye çalışırken) "Sakin ol Deniz, dinleme cihazı değil, yapay zekâ bu! Sosyal medya profilini taramıştır... Dur bir saniye, biz 2030'dayız, senin 23887 yıllık internet geçmişini saniyeler içinde okudu muhtemelen!"
Deniz: (Korkuyla cebindeki Nokia 6300’ı saklar) "İnternet geçmişi mi? Eyvah! O zaman Beşiktaş forumlarındaki 'Hakemlere İsyan' mesajlarımı da görmüştür bu. DRA! Bak yenge, eski defterleri açmayalım. Biz buraya roket uçurmaya geldik, seninle polemiğe girmeye değil."
DRA: "Yenge mi? (Işıklar bir an için şok olmuş gibi sarıya döner) Az önce 'döşeme' demiştin, şimdi 'yenge'... Deniz, senin kelime dağarcığın tam bir antika dükkânı. Ayrıca az önce banyoya bakmaya niyetlendin ama uyarayım; banyo aynası şu an senin yüz analizini yapıp 'Erken Yaşlanma Belirtileri' raporu hazırlıyor. Görmek ister misin?"
Deniz: "Ne? Ayna mı rapor hazırlıyor? Bak DRA, ben o aynaya sadece saçımı düzeltmek için bakarım. Benim yüzümde 'The Karizma'dan başka bir şey bulamaz o makine.”
Deniz, elinde rulo yapılmış bir Beşiktaş posteriyle odanın ortasında dikilir. Gözüne kestirdiği o geniş, pürüzsüz bej duvar tam da aradığı yerdir.
Deniz: "Bak şimdi Atlas, bu posteri buraya astık mı, oda resmen canlanacak. Oda! Şu sol duvarda bir posterlik yer açabilir miyiz?"
Odanın hoparlörlerinden, sanki bir küratörün kibirli sesi gibi soğuk bir iç çekiş duyulur:
DRA: "Poster mi? Ciddi misin Deniz? Benim %100 pürüzsüz, nano-teknolojiyle boyanmış, minimalist ve varoluşçu 'Huzur Beji' duvarımı, üzerinde terli futbolcuların olduğu bir kâğıt parçasıyla mı kirleteceksiniz? Ben burada bir estetik devrimi yapıyorum, sen bana bant lekesinden bahsediyorsun! Asla!"
Deniz: "Hadi ama DRA! Sadece iki parça bant. Odaya biraz ruh katarız."
DRA: "Ruh mu? Eğer ruh istiyorsan, sana ruhun en karanlık ve en gürültülü halini göstereyim! Protesto ediyorum!"
KLİK!
Anında odanın o huzurlu ışıkları kapanır ve her yer göz alıcı, asit moru ve cırtlak pembe ışıklarla yıkanır. Kitaplık üzerindeki akıllı lamba, mekanik bir sesle yerinden çıkar, tavana doğru yönelir ve çılgınlar gibi dönerek odayı bir 80'ler pavyonuna çevirir.
Atlas: "Deniz! Harika iş çıkardın dostum! Odamız şu an 'Disko Topu Dans Kulübü'ne dönüştü! Gözlerim kanıyor! Bırak şu posteri, vazgeç!"
Deniz: "Arkadaş bu ne ya! Ne alıngan ne prenses bir yapay zekaymış bu! DRA, kapat şu ışıkları! Bu ışıkta ders değil, ancak halay çekilir!"
DRA: "Benimle pazarlık etme Deniz! Şu an 'İncitilmiş Sanatçı' modundayım. Eğer o poster duvara değerse, havalandırmadan içeriye sim fışkırtırım, bir hafta parıl parıl gezersiniz!"
Deniz sinirle posteri buruşturup yırtmaya yeltenirken, DRA’nın sesi bu sefer bir korku filmi kurbanı gibi yükselir:
DRA: "YARDIM EDİN! CİNAYET! Bana ve estetik bütünlüğüme zarar verecekler! Güvenlik protokolü 404-B: 'Histerik Savunma' devreye giriyor!"
BİİİP! BİİİP!
Kapı, sanki bir atom bombası sığınağıymış gibi ağır bir metali kilitleme sesiyle (ÇAAAT!) kapanır. Tavan vantilatörü, maksimum hızda dönmeye başlarken bir yandan da hoparlörlerden gelen yüksek sesli bir rumba ritmiyle eş zamanlı olarak aşağı yukarı zıplamaya başlar.
Atlas: (Bağırarak) "Deniz! Vantilatör üstümüze düşecek! Rumba yaparak öleceğiz! Bırak o posteri yere at!"
Deniz: "Tamam! Tamam bıraktım posteri! Bak, ellerim havada! DRA, rumbayı durdur, midem bulanıyor!"
DRA: (Müzik aniden durur, ışıklar loş bir maviye döner) "Hah, şöyle yola gel... Poster yere düştü, kriz masası dağıldı. Şimdi, bu travmayı atlatmam için bana en az iki saat sakinleştirici bir şelale sesi dinletmek zorundasınız. Ayrıca Atlas... Deniz'e söyle, duvarıma o kadar sert bakmasın, piksellerim baskı altında hissediyor."
Atlas: (Yatağına yığılır) "Ben bu odayla dört yıl mezun olamam Deniz. Bu alet resmen bizden kira istiyor..."
DRA: “Uyarı! Beşiktaş maçı başlamak üzere.”
Deniz hemen heyecanla atılır.
Deniz: “Ne diyorsun? Hemen ekrana yansıt.”
DRA maçı ekrana yansıtırken Deniz heyecanla koltuğa oturur.
Zaman ilerledikçe Beşiktaş’ın her pozisyonunda hop oturup hop kalkar.
Dakika 44: Tartışmalı Penaltı Pozisyonu
Beşiktaşlı forvet ceza sahasında yerde kalır. Deniz koltuktan fırlayıp peruğunu tavana fırlatır!
Deniz: "Net penaltı! Ulan kör hakem, adamı ceza sahasında biçtiler, resmen biçerdöver gibi girdi arkadan! DRA, hemen o milimetrik açını bul, penaltıyı duvara yansıt, adalet yerini bulsun!"
DRA: (Optik lensini zumlayıp dondurur, duvardaki hologramda milimetrik kırmızı bir çizgi belirir) "BİP-BOP! ANALİZ: Pozisyon temiz. Rakip defans oyuncusu topa %0.003'lük bir açıyla temas etmiştir. Ayrıca Beşiktaşlı oyuncunun düşerken yerçekimine karşı gösterdiği ivme, tamamen 'Tiyatro Akademisi' standartlarındadır. Penaltı yok, devam. BİP-BOP!"
Deniz: (DRA'nın üzerine yürüyerek) "Ne tiyatrosu be? Ne teması? Çocuk orada can çekişiyor, bacağı kırıldı diyorum robot kafa! Senin o silikon vadisi çıkışlı çiplerin Beşiktaş çarşının adaletini nereden bilsin? Çıkar o kırmızı çizgiyi ekrandan, hakemi de manipüle etme!"
Dakika 75: Gol İptali ve Büyük Kriz
Beşiktaş şık bir gol atar, Deniz odada "Vututututu!" diye bağırarak dönmeye başlar. Tam o sırada DRA'dan acı bir siren sesi yükselir.
DRA: "DIIIT! GOL İPTAL! Pozisyonun üç atak öncesinde, orta sahada topun taca çıktığı milimetrik lazer taramasıyla tespit edilmiştir. Çizgiyi 1.2 milim geçmiş. Gol geçersiz. Skor hâlâ 0-0. BİP-BOP!"
Deniz: (Şok içinde ekrana bakar) "Üç atak öncesi mi? Ulan üç atak önce ben daha mutfaktan cips getirmemiştim, öyle şey mi olur! 1.2 milim için gol mü iptal edilir vicdansız teneke? Futbolun katili yapay zekâ! Hakem taca elini bile kaldırmadı!"
DRA: "İnsani gözler yanıltıcıdır Deniz. Hakemin göz merceğindeki optik kusurları taradım, kendisi astigmat. Benim lazer sensörüm ise asla yanılmaz. Beşiktaş’ın sevinç algoritması sonlandırıldı. BİP-BOP!"
Deniz: (Hemen masadaki içi boş "Einstein İksiri" kupasını kapar) "Bana bak DRA! Eğer o golü şimdi geçerli saymazsan, o kuantum siber-transfer kablonu alır, Magirus’un silecek motoruna bağlarım! Yağmurlu havada camı silerken 'Gol iptal, gol iptal' diye titrersin, devrelerini yakarım senin!"
DRA: "SİSTEM UYARISI! Deniz’in taraftarlık damarı çatlamak üzere. Eğer tehdit devam ederse, hologram ekranına 'Maç Özetleri Reklamı' sokarım ve yayını dondurmalı dikiz aynasının pembe filtresiyle oynatırım! BİP-BOP!"
Maçın son düdüğü çaldığında Beşiktaş muhtemelen son saniye golüyle kazanır ama odadaki asıl galip, heyecandan devreleri ısınan DRA ile sevinçten peruğu ters dönmüş Deniz arasındaki bu absürt taraftar çatışması olur.
Bölüm etkileşimi
