SAHNE 20

Vaveyla Yazarı: MURAT CANSIZ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: SAHNE 20

Deniz, Magirus’u Bebek sahilinin en karanlık ve manzaralı yerine çeker. İçeride Atlas, Deniz’in talimatıyla her yere pille çalışan mumlar yerleştirmiş, Almanlardan kalan kırıntıları alelacele koltuk altlarına süpürmüştür. Ama asıl bomba; Deniz’in “karizma hamlesi” olan kedilerdir.
Deniz: “Atlas, kediler nerede? Melis gelmek üzere, o hayvanlar bizim ‘duygusal derinliğimizi’ temsil edecek. Papyonları taktın mı?”
Atlas: (Elinin her yeri tırmık içinde) “Deniz, şu tekir olan papyonu yemek sanıp çiğniyor, diğeri ise papyonu çıkarıp kendine ‘maske’ yaptı, önünü göremediği için VIP koltuktan düştü. Al şu kedileri, benim mesaim bitti!”
Deniz: “Dur kaçma! Melis kapıda! Çabuk arka bölmeye geç ve ben ne zaman ‘Denizler çok sakin’ dersem, o havalı ‘Saksafon’ CD’sini başlat!”
Kısa zaman sonra Melis görünür ve selam vererek içeri girer. Magirus’un içi mum ışığı ve hafif bir “ıslak kedi” kokusuyla (Deniz bunu ‘Paris parfümü’ diye yutturacaktır) doludur.
Melis: “Vay canına Deniz... Gerçekten şaşırttın. Bu minibüsün içinde bir ‘saray’ kurmuşsun resmen. Ama şu arkadaki hışırtı ne?”
Deniz: “O hışırtı... ee... ruhumuzun titreşimleri Melis. Gel, şöyle ‘First Class’ koltuğuna otur. Alman ortaklarımın en sevdiği koltuktur, üzerinde hala ‘başarı enerjisi’ var.”
Tam Deniz, Melis’in elini tutup romantik bir konuşma yapmaya hazırlanırken; bizim dört kedi, üzerlerinde eğreti duran papyonlarla saklandıkları yerden fırlarlar. Ama kedilerden biri (papyonu gözüne kaçan), panikle Melis’in kucağına atlar!
Melis: “Ayy! Deniz, bu kedinin gözünde neden siyah bir kurdele var? Korsan kedi mi bu?”
Deniz: “Yok Melis, o... ‘Maskeli Balo’ konseptimiz! Bak, ne kadar asil duruyorlar değil mi? Atlas! Müziği gir kanka, ortam gerildi!”
Atlas: (Arka bölmeden fısıldar) “Deniz, CD takıldı! Çıkmıyor!”
Atlas CD’yi zorlayınca, sistem yine kısa devre yapar. Saksafon bekleyen Deniz, bir anda “Beşiktaş Tribün Besteleri – Remix” versiyonunun en gürültülü kısmıyla sarsılır: “GÜCÜNE GÜÇ KATMAYA GELDİK!”
Melis: “Deniz! Romantizm bitti, şu an deplasman otobüsündeyiz gibi hissediyorum!”
Deniz: “Melis hayır! Bu... bu aşkımızın marşı! Bak kediler bile tempo tutuyor!”
O sırada, kucağındaki papyonlu kedi Melis’in elindeki meyve suyuna pati atar. Bardak devrilir, Deniz’in “jilet” gömleği yine (geleneksel olarak) batar. Deniz, ıslanmış gömleği ve boynunda papyonu kaymış bir kediyle Melis’e bakar.
Deniz: “Şimdi diyeceksin ki; Deniz, neden her randevun bir felaketle bitiyor? Çünkü ben sıradan bir adam değilim Melis. Ben aksiyonun, tutkunun ve... (kedi hapşırır) ...alerjinin adamıyım!”
Melis: (Kahkahalarla gülmeye başlar) “Deniz, yemin ederim senden daha komik birini tanımadım. Şu halimize bak! Amerika’ya gitsen orada da kesin Özgürlük Heykeli’ne papyon takmaya çalışırsın!”
Deniz, Melis’e “Seninle Amerika’da bir elmanın iki yarısı olacağız...” diye fısıldarken, camda Defne belirir. Defne yanında sınıftan Arda ve Ersun’u da getirmiştir. Hepsi dışarıda kıkırdayarak içeri bakmaktadır.
Defne: (Cama tıklayıp kahkahayla bağırır) “Deniz! Elmanın diğer yarısını bulmuşsun ama elma biraz ‘farklı’ mı sanki? Dün kantinde bana ‘Hayatımın tek gerçeği sensin’ derken bu elmadan bahsetmiyordun!”
Deniz: (Yerinden sıçrar, Melis’in elini sanki elinde bomba varmış gibi fırlatır) “Defne? Arkadaşlar? Aa, ne büyük tesadüf! Biz de tam... ee... (Melis’e döner) Melis, sen sınıfın ‘Dramatik Sanatlar’ projesi için seçilen konuk oyuncuydun değil mi? Adın neydi senin?”
Melis: “Ne oyuncusu Deniz? Ne projesi? Az önce bana babanın yatını anlatıyordun!”
Deniz: (Anında vites değiştirip Defne’ye döner) “Yat mı? Ha! Yatırım diyorum Melis Hanım! Defneciğim, biliyorsun ben sınıf temsilcisi adayı olarak (aslında değildir) okulumuzun mezuniyet töreni için ‘Zengin Züppe ve Mağdur Kız’ temalı bir skeç yazıyorum. Melis de sağ olsun, provada bana eşlik ediyordu. Ama oyun bitti, Melis Hanım performansınız harikaydı, hadi size iyi akşamlar!”
Defne: (İçeri kafasını sokar, kedileri ve papyonları görür) “Deniz, peki bu kediler neyin provası? ‘Kedi Seven Züppeler Derneği’ reklamı mı çekiyorsun? Ayrıca papyonun neden kedinin gözünde?”
Deniz: (Kıvırma hızı ışık hızını geçer) “Defne, o kadar sığ düşünme! Bu bir sembolizm! Kediler toplumun baskısını, papyonlar ise modernizmin körlüğünü temsil ediyor! Ben burada sanatsal bir devrim yapıyorum, sen gelmiş bana hesap soruyorsun. Aşk olsun!”
Arda: (Dışarıdan bağırır) “Oğlum Deniz, arkada Melis’in çantası kaldı! Skeç bittiyse kızı neden apar topar minibüsten attın?”
Deniz: “Metot oyunculuğu Arda! Karakterden çıkması lazım kızın! (Hemen Defne’ye döner, sesini yumuşatır) Defne, biliyorsun benim gönlümde yatan aslan... yani kedi... yani tek gerçek sensin. Bu prova sadece seninle yapacağımız asıl büyük dansın antrenmanıydı. Melis kim? Ben adını bile unuttum.”
Melis: (Minibüsün dışından bağırır) “Deniz, Allah belanı versin! Numaramı sil!”
Deniz: (Defne’ye pişkin pişkin sırıtır) “Bak, karakterine ne kadar sadık... Nasıl da gerçekçi küfrediyor değil mi? Defne, hadi gel, sana bu ‘Modern Sanat’ minibüsünde bir çay ısmarlayayım da şu skeçin sonunu seninle yazalım. Atlas! Çabuk Defne’nin sevdiği o şarkıyı aç, Melis’in CD’sini camdan fırlat!”
Atlas: (Arka koltuktan kafasını uzatır) “Deniz, elimde sadece ‘Beşiktaş Tribün Besteleri’ kaldı, Melis sinirlenince diğerlerini çantasına doldurup gitti!”
Deniz: “Tamam, o zaman Defne’ye özel besteyi giriyoruz! ‘Siyahına Beyazına, Defne’nin Nazına!’ Hadi aslanım, bas gaza!”
Defne: (İçeri binerken koltuğu kontrol eder) “Deniz, eğer bir tane bile simli toka veya yabancı parfüm kokusu bulursam, bu Magirus’u Taksim Meydanı’nda simit tezgahına çeviririm, anlaştık mı?”
Deniz: “Prensibimiz net Defne: Magirus’ta sadece senin kokun, benim karizmam ve Atlas’ın talihsizliği barınabilir! Buyursunlar!”
Defne arka koltuğa kurulmuş, Deniz tam “yırtık dondan çıkar gibi” kurtulduğunu sanırken, Defne koltuğun kenarına sıkışmış o pembe, kalpli not kağıdını parmaklarının ucuyla çeker.
Üzerinde simli kalemle: “Deniz & Melis – Sonsuza Dek... Amerika Hayalimiz” yazmaktadır.
Defne notu havada sallar. Atlas arka bölmede “Ben bittim, beni gömün” işareti yaparak koltuğun altına sığınır.
Defne: “Deniz... Bu ‘Dramatik Sanatlar’ projesi bayağı detaylıymış. ‘Deniz ve Melis Sonsuza Dek’ mi? Amerika hayali mi? Hangi senaryo bu, ‘Yalancının Mumu Yatsıya Kadar mı’?”
Deniz: (Dikiz aynasından notu görür, kalbi Magirus’un motorundan daha hızlı çarpmaya başlar ama saniyeler içinde o meşhur ‘pişkin’ gülümsemesini takınır) “Defne... İnanmayacaksın ama tam da bunu soracağını biliyordum! Bak, vizyon işte budur!”
Defne: “Hangi vizyon Deniz? Notta adın yazıyor!”
Deniz: “İşte o ‘Metot Oyunculuğu’ dediğim şeyin zirvesi! Melis karakterine o kadar girmiş ki, kendi kendine bu notu yazıp oraya saklamış. Ben de onu test ediyordum; ‘Bakalım sahnede inandırıcı olacak mı?’ diye. Hatta notu görünce ‘Melis Hanım, bu kadarı da fazla, prodüksiyon bütçemizi aşıyor’ diyecektim tam sen geldin!”
Defne: “Deniz, notun arkasında senin el yazınla ‘Seni Los Angeles sahillerinde gezdireceğim fıstığım’ yazıyor! Buna ne diyeceksin?”
Deniz: (Zerre istifini bozmadan vitesi ikiye takar) “O.… o bir şifre! Los Angeles; ‘Lütfet Azıcık Gül Esmerim’ demek! ‘Fıstığım’ ise... ee... fıstıklı baklava! Babamın Alman ortaklarına alacağımız hediyenin kod adı! Defne, sen beni hiç mi tanımadın? Ben bu kadar ucuz bir romantizm yapar mıyım? Ben sana şiirler yazan adamım, başkasına not mu yazarım?”
Atlas: (Dışarıdan fısıldar) “Kanka, şiirleri de internetten kopyalayıp altına kendi adını yazıyordun, hatırlatırım!”
Deniz: “Atlas! Sen sus, senin yüzünden ‘sanat yönetmenliğimiz’ yerlerde sürünüyor! (Tekrar Defne’ye döner) Defne, bak... Şu an Magirus’un içindeki bu gerginlik, aslında bizim aramızdaki o ‘elektrikli’ çekimin bir sonucu. Sınav sonuçları bile bu aşkın önüne geçemez!”
Defne: “Deniz, yemin ederim senin ağzın laf yapmıyor, resmen laf fabrikası kurmuşsun. Ama bu notu saklıyorum, mezuniyet yıllığında ‘Yılın En Büyük Yalancısı’ bölümüne ekleyeceğim!”
Deniz: “İstediğin yere ekle prensesim, yeter ki benim adımı senin adının yanına ekle! Hadi, Beşiktaş sahilde bir tur atalım da şu ‘sahte’ notun tozunu rüzgâr götürsün. Atlas, bas müziği! Bu sefer sadece Defne için!”
Deniz, vitesi en yumuşak şekilde bire takar. Magirus’un içindeki o disko ışıklarını hemen kapatıp, ışık şiddetini “romantik mum ışığı” seviyesine (yani loş bir sarıya) indirir. Dikiz aynasından Defne’ye, sanki dünyanın sekizinci harikasına bakıyormuş gibi bakar.
Deniz: “Defne... Şu an o cebindeki notun kâğıdı, senin zarafetin karşısında samana dönüşüyor farkında mısın? Ben o notu yazarken aslında senin ne kadar dikkatli ve zeki olduğunu test etmek istiyordum. ‘Benim Defne’m bu ucuz numarayı yemez’ dedim içimden. Ve yanılmadım! Sen bir dedektifsin, sen bir Sherlock Holmes’sun!”
Defne: “Deniz, sus artık. Sherlock değilim ama senin tam bir şarlatan olduğunu anlayacak kadar lise okudum. ‘Lütfet Azıcık Gül Esmerim’ ne ya? Los Angeles’ın açılımı bu mu gerçekten?”
Deniz: (Elini kalbine koyar, bir yandan da Magirus’un kornasıyla yoldaki bir yayaya yol verir gibi yapar) “Duygularımı kodladım Defne! Çünkü senin aşkın öyle uluorta yaşanacak bir şey değil. Bak, Atlas şahidimdir! Atlas, dün akşam ben yatakta döne döne ‘Defne beni affeder mi, bu sanatsal projeyi anlar mı?’ diye ağlamadım mı?”
Atlas: (Arka koltuktan, Defne’nin bakışlarından tırsarak) “Valla... Döne döne bir şeyler yapıyordun Deniz ama ağlıyor muydun yoksa horluyor muydun orasını Allah bilir. Ama ‘Defne’ dediğini duydum... Sanırım ‘Defne’nin notu nerede?’ diyordun.”
Deniz: (Atlas’a ‘yaktın beni’ bakışı atıp hemen toparlar) “İşte! Bak, rüyalarımda bile seninle ilgili bir ‘not’ meselesi var! Defne, sana yemin ederim o Melis sadece bir figüran. Benim hayatımın başrolü, yönetmeni, hatta yapımcısı bile sensin. İstersen şu an Magirus’un üzerine kocaman harflerle ‘DEFNE’ yazdırayım! Babamın Alman ortaklarından aldığım bütçeyi senin adına bir vakfa bağışlayayım: ‘Deniz’den Çekenler Derneği’!”
Defne: “Deniz, o bütçeyle ancak bana bir yemek ısmarlarsın. Ama öyle her yer olmaz. En lüksünden!”
Deniz: “Lüks ne kelime? Sana Boğaz’ı kapatayım! Atlas, çabuk babamın kredi kartı limitini kontrol et! Eğer dondurulduysa annemi ara, ‘Deniz yine bir sanat faciası yaşıyor, acil fon lazım’ de!”
Defne: “Dur dur, vazgeçtim. Daha komik bir şey istiyorum. Şu an bu Magirus’la Beşiktaş Meydanı’na gireceğiz ve sen camdan sarkıp ‘En büyük Defne, başka büyük yok!’ diye bağıracaksın. Hem de o papyonlu kedilerden birini havaya kaldırarak!”
Deniz: (Bir an yutkunur, karizmayı düşünür, sonra Defne’nin cebindeki notu hatırlar) “Başka emrin? Kraliyet muhafızlarını da çağıralım mı? Tamam ulan! Senin için Beşiktaş Meydanı’nı inletmeyen Deniz, Los Angeles sahillerinde kumda oynasın! Atlas, aslanlara (kedilere) mama ver, sesleri gür çıksın! Meydana giriyoruz!”
Magirus, Kartal heykelinin önünde gürültüyle durur. Deniz, Beşiktaş Marşını son sese verir, camı indirir ve Defne’nin cebindeki o “Melis” notunu imha etme umuduyla kendini camdan dışarı sarkıtır.
Deniz: (Elinde papyonu kaymış, uykulu bir kediyi aslan kral gibi havaya kaldırarak) “DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN! BU CİHANDA BİR SULTAN VARSA O DA DEFNE’DİR! MELİS KİMMİŞ? MELİS BİR PROJEYDİ, DEFNE İSE BİR ALIN YAZISI!”
Defne: (Arka koltukta kahkahalarla videoya çekmektedir) “Daha yüksek sesle Deniz! Kartal heykeli bile duymadı!”
Deniz: “EN BÜYÜK DEFNE! BAŞKA BÜYÜK YOK! AMERİKA SENİNLE GÜZEL, BEŞİKTAŞ SENİNLE ÖZEL!”
Tam o sırada, meydandaki kalabalığın arasından tanıdık bir ses yükselir. Bu, az önce minibüsten atılan ve hala siniri bozuk olan Melis ve yanındaki kız grubudur. Melis elinde dondurmasıyla donup kalır.
Melis: “Deniz! Sen az önce bana ‘Hayatımın tek gerçeği sensin’ dememiş miydin? Şimdi kediyi mi kandırıyorsun?”
Deniz: (Havada kediyle kalakalır, saniyeler içinde Defne’ye döner, sonra Melis’e) “Melis! Bak, ne güzel denk geldin! İşte ‘Dramatik Sanatlar’ dersimizin final sahnesi! Bak, Defne Hanım (Defne’yi işaret eder) başrol oyuncumuz, ben de onun sadık hizmetkarı rolündeyim. Nasıl? İnandırıcı mıyım?”
Defne: (Camdan kafasını uzatır) “Melisciğim boşuna yorulma, Deniz şu an ‘Ceketini Kaybeden Yalaka’ rolünü Oscar’lık oynuyor. Ama not bende, merak etme!”
Deniz: (Ter içinde) “Defne, notu karıştırma şimdi! Melis, sen de... ee... sen de git dondurmanı ye, sahne bitti! Atlas, bas gaza! Meydanda ‘set ekibi’ saldırısına uğruyoruz!”
Atlas: “Deniz, motor stop etti! Konfetiler egzozu tıkamış!”
Deniz: “İn it Atlas! İn ve şu Magirus’u it! Defne’nin şanına yakışır bir gidiş yapmamız lazım! Melis geliyor, elinde dondurmayla bize doğru koşuyor!”
Melis, Deniz’in camına dondurmayı tam fırlatacakken, Deniz son bir yalakalık hamlesiyle kediyi siper eder (kediye bir şey olmaz, kedi dondurmayı havada kapar).
Deniz: “Gördün mü Defne? Senin için dondurma saldırısına bile göğüs geriyorum! Melis’in öfkesi bile benim sana olan aşkımı donduramaz!”

Meydandaki kalabalık bir anda adeta bir gladyatör arenasına dönüştü. En önde Melis, elinde üç top külahta çilekli-çikolatalı dondurmasıyla bir intikam tanrıçası gibi duruyordu. Deniz ise havada sol eliyle bir sokak kedisini tutmuş, sağ eliyle Magirus’un kapısına asılmış vaziyette ter döküyordu.
Melis: “Deniz! O kedi dondurmayı yiyor ama seni kim yiyecek biliyor musun? Az önce minibüsten attığın o çanta dolusu hayallerimle seni Beşiktaş çarşısında nakavt edeceğim! Drama dersiymiş, Oscar'mış... Yalan makinesi bile senin yanında amatör kalır!”
Deniz: (Kedi hala kollarında patileriyle dondurmayı yalarken, Melis’e doğru fısıldar) “Melis, ses tonun çok yüksek, yönetmen 'Kestik!' diyecek şimdi! Hem bak bu kedi sıradan bir kedi değil, Hollywood'dan transfer. Bak nasıl dondurma yiyor, metot oyunculuğu bu!”
Defne: (Magirus'un camından kafasını iyice uzatarak sinirle güler) “Deniz, eğer bir saniye daha o zavallı hayvanı canlı kalkan olarak kullanırsan, o '10'luk mezuniyet karneni bizzat ben buruşturup okyanusa fırlatacağım! Melis, canım, fırlat o dondurmayı, tam alnının ortasına!”
Deniz: “Defne, yapma! Karne benim geleceğim, Amerika vizem o benim! Atlas! Sana it dedim oğlum! Niye araba hâlâ milim kıpırdamadı? Şanzımana lavanta kokulu Einstein iksiri mi döktün ne yaptın?”
Atlas: (Magirus’un arkasına geçmiş, iki eliyle tampona abanmış, yüzü kıpkırmızı halde bağırır) “Deniz! İniyorum ama bu araba değil, resmen yürüyen bir Bizans lahiti! İçerideki konfetiler egzoz borusunda resmen betonlaşmış!”
MELİS’İN KIZ GRUBU: “Yuhhh! Yalancı Deniz! Kese Kâğıdı Fatihi seni!”
Melis: (Yerdeki diğer kızın elindeki devasa külahı da kapıp çift silahşor gibi Deniz’e doğru iki adım atar) “Bu çilekli Defne ile ortak geçmişinize gelsin, bu çikolatalı da benim harcanan dakikalarıma!”
Deniz: (Korkuyla kediyi yavaşça yere bırakır, kedi mutlu bir şekilde köşeye çekilir) “Melis dur! Silahını indir! O dondurmalar eriyor, milli servet! Defne, bak senin için canımı ortaya koyuyorum, bu yüzsüzlük değil, bu tamamen 'romantik bir savunma mekanizması'!”
Defne: (Gözlerini devirerek) “Deniz, yemin ederim senin bu yüzsüzlüğün karşısında pes ediyorum. Tamam, sür şu döküntüyü, Melis bizi dondurma yağmuruna tutmadan kaçalım! Atlas, yüklen şu araca!”
Atlas tüm gücüyle iteklemeye çalışırken Deniz, aracı çalıştırmaya çalışırken teybin sesini ve basını sonuna kadar açıp “Beşiktaş Marşı” çalmaya başladı.
Müziğin ritmiyle birlikte, egzoza sıkışan konfetiler "GÜÜÜM!" diye bir patlamayla havaya uçtu. Magirus’un motoru aniden "VUTUTUTUTU!" diye gürleyerek çalıştı.
Deniz: “Aha! Kartal uyandı! Atlas atla içeri çabuk.”
Atlas kendini son anda açık kapıdan içeri fırlatırken, Melis’in fırlattığı çilekli dondurma Magirus’un o meşhur geniş dikiz aynasına "ŞLAP!" diye yapıştı. Minibüs patinaj çekerek meydandan uzaklaşırken, ayna siyah-beyaz ve artık biraz da pembe renkliydi.
Deniz: (Direksiyona geçip vitesi 2’ye takarken) “Gördün mü Defne? Aynadaki o pembe leke bile bizim gelecekteki pembe panjurlu evimizin bir işareti! İşte vizyon, işte kaçış estetiği!”
Defne: (Yüzünü elleriyle kapatarak) “Sadece sür Deniz... Sadece sür ve arkana bakma.”
Magirus, Ortaköy sapağına doğru yaklaşırken sahil yolunun o sarı ışıkları altında mavi-kırmızı tepe lambaları parladı. Trafik Polisi Sinan Amir, elindeki feneri ağır ağır sallayarak Magirus’a "sağa çek" işareti yapıyordu.
Deniz: (Direksiyonu sıkıca kavrayarak) "Eyvah... Defne, sakin ol kanka. Ehliyetim tam, kemerim... yani kemer yok ama arabada Beşiktaş atkısı var, idare ederiz. Atlas, arkada durumlar nasıl?"
Atlas: (Arka koltukta iki büklüm, kafasını dizlerine vurarak hıçkırmaktadır) "Deniz... HIK... İçtiğim o Einstein İksiri yüzünden her hıçkırdığımda ağzımdan Paris moda haftası esintisi çıkıyor. Polis üfletirse alkolmetre kesin 'Fransız Konsolosluğu' uyarısı verecek!"
Magirus, fren balatalarının o meşhur "CIIIIZZZ!" sesiyle sağa yanaştı. Sinan Amir, ağır adımlarla şoför camına yaklaştı, dirseğini kapıya dayayıp içeriye doğru feneri tuttu. İlk yaptığı şey burnunu kırıştırmak oldu.
Sinan Amir: "İyi akşamlar kaptan. Ehliyet, ruhsat... Bir de bu arabanın içi neden böyle buram buram lavanta ve prestij kokuyor? Siz mazot yerine esans mı yakıyorsunuz bu döküntüye?"
Deniz: (En sempatik Beşiktaşlı gülüşünü yüzüne yerleştirerek) "Amirim, iyi görevler! O koku tamamen vizyoner bir sınav hazırlığının yan etkisi. Organik ders çalışma aroması o, başarı kokusu yani!"
Sinan Amir: (Feneri sağ dikiz aynasına çevirir; Melis’in fırlattığı çilekli-çikolatalı dondurma eriyerek 'Magirus M2010' yazısının üzerine doğru pembe bir şerit halinde akmaktadır) "Peki kaptan... Başarı kokusunu geçtim. Sağ aynadaki o pembe, organik kütle nedir? Aynaya dondurma mı yedirdiniz, yoksa araba stresten çilekli mi kusmuş?"
Defne: (Yan koltuktan çaresizce araya girerek tatlı dille çözmeye çalışır) "Memur Bey, tamamen sanatsal bir protestonun kurbanı olduk. Arkadaşım az önce sokakta bir drama performansı sergiliyordu da seyircilerden biri sahneyi fazla ciddiye aldı."
Deniz: "Aynen öyle amirim! 'Ceketini Kaybeden Yalaka' oyunumuzun finalinde bir hanımefendi dondurmayla intihar saldırısı düzenledi. Ama bakın, ayna hâlâ görevini yapıyor! Pembe açılı ayna, 2026 modası!"
Sinan Amir, durumun absürtlüğünü çözmeye çalışırken arka koltuktan gelen tuhaf sesle irkildi. Atlas, hıçkırığını tutmaya çalışırken neredeyse patlamak üzereydi.
Sinan Amir: "Arkadaki arkadaşa ne oldu? Sınav stresi mi, yoksa bagajda gizli bir şey mi var?"
Atlas: "HIK!... Memur bey... HIK... Tamamen iyiyim. Sadece kuantum fiziği... mideme biraz ağır geldi." (Ağzından çıkan lavanta kokusu bir anlığına Sinan Amir’in yüzüne çarpar.)
Sinan Amir: (Gözlerini kırpıştırarak) "Yahu siz ne içtiniz? Kaptan, al şu cihazı, bir üfle bakalım. Bu arabadaki 'enerji' bana pek normal gelmedi."
Deniz derin bir nefes alıp alkolmetreye üfler. Cihaz "0.0" gösterince Sinan Amir şaşırarak kafasını sallar.
Sinan Amir: "Alkol yok... Ama araba dondurmalı, arkadaki çocuk lavantalı. Evladım, git... Git gözümün önünden! Ama o aynayı sil, arkadan gelen araçları çilek aromalı görüyorsun, tehlikeli! Hadi hayırlı mezuniyetler."
Magirus kontrol noktasından yavaşça uzaklaşıp sahil yolunda hızlanırken, Deniz vitesi 2'ye takıp derin bir nefes aldı.
Deniz: "Gördün mü Defne? Polisi bile vizyonumuzla büyüledik! Aynadaki çilek lekesi bize uğur getirdi, artık bizi Amerika’ya giden hiçbir güç durduramaz!"
Defne: "Deniz, dua et de adamın canı çilek çekmedi. Hadi, şu tabutu artık sağ salim eve sür, Amerika öncesi bir de karakol köşelerinde yatmayalım!"
Atlas: "HIK!... Deniz, pasaportumu... HIK... banyoda unutmuş olabilirim..."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.