SAHNE 18

Vaveyla Yazarı: MURAT CANSIZ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: SAHNE 18

Kapı girişinde mahşeri bir kalabalık vardı. Polisler ve panzerler tetikte beklerken, gökyüzünde bir helikopter devriye atıyordu. Deniz ve Atlas, diğer öğrenciler gibi X-Ray cihazından geçerken polisin kemerine kadar el koyduğu o gergin atmosferden sıyrılıp sınıfa girerler. Deniz’in gözleri hala koridordaki kızlardadır.
Deniz: (Her zamanki gibi etrafına bakınarak kızları süzüyordu) "Vay arkadaş! Atlas, yemin ederim şu kapıdaki sarışın kızın bacakları için okulun harcını çift yatırırım. Sütun değil mübarek, Galata Kulesi! Hele şu göğüslere bir baksana. Yasla kafanı o diz kapağına, yüzyıllık uykunu al, öyle bir huzur... Sanki Byzantium o dizin üzerine kurulmuş!"
Atlas: "Sus be zevzek! Millet burada gelecek kaygısından tırnaklarını yiyor, sen 'mimari analiz' yapıyorsun. Bak sınıfa, burası derslik mi yoksa Star Wars seti mi belli değil!"
Deniz sınıfın kapısından içeri adım attığında, genzini yakan o ağır ozon ve eski devre kartı kokusuyla irkildi. Burası sınav odası değil, bir uçak kokpiti ile bir telefon santralinin karışımı gibiydi. Yerlerde kalın gri kablo yığınları birbirine dolanmış, her masanın üzerinde devasa, ağır CRT monitörler ve o dönem için “uzay teknolojisi” sayılan dokunmatik panel prototipleri duruyordu.
Deniz: (Şaşkınlıkla etrafına bakındı) “Ula kanka, burası sınav odası mı yoksa telekomünikasyon merkezi mi? Her masada birer devasa ekran, kablolar her yeri sarmış... Ne dersin, biz imtihana mı geldik yoksa interneti mi bağlayacağız?”
Atlas çoktan yerine oturmuş, önündeki kızılötesi tarayıcıları ve karmaşık joystick’leri inceliyordu. Masası, o dönemin yüksek teknolojili bir oyun konsolunu andırıyordu.
Deniz kendi masasına geçtiğinde şaşkınlığı arttı; masanın kenarında, sınavda verileri işlemek için kullanılan mekanik bir kol vardı.
Deniz: (Kendi masasına otururken) “Masada vites koluna benzeyen bir şey var! Joystick mi bu, yoksa sınavda Magirus mu süreceğiz? Eğer öyleyse, profesör gelsin yan koltuğa, ona bir Manhattan turu attırayım, direkt mezun etsin beni!”
Atlas: (Paneli kurcalarken) “Deniz, bak... Bu dokunmatik ekran senin tuş vuruş hızını ve nabzını ölçen bir ‘biyometrik okuyucu’. Yalan söylersen veya kopya çekmeye yeltenirsen, sistemdeki ‘hata’ sinyali hoparlörlerden ciyak ciyak ötüyormuş diye duydum.”
Deniz: “Hadi canım! O zaman ben yandım. Her güzel kız gördüğümde kalbim Beşiktaş tribünü gibi güm güm atıyor, makine beni ‘kopya çekiyor’ sanıp alarmı çalacak!”
Dev ekranda yeşil puntolarla “İMTİHAN BAŞLADI-BAŞARILAR!” yazısı belirdi. Geri sayım biter bitmez, sınıfın içinden eski model bir ana kartın o karakteristik “bip” sesleri yükseldi.
Sınıfın Ortasındaki Büyük Bilgisayarın Hoparlörü: “Aday 104-Deniz... Kalibrasyon başlatılıyor. Lütfen gözlerinizi ekranın ortasındaki sabit yeşil çizgiye odaklayın.”
O sırada yan masada bir kızın masasındaki optik tarayıcı kolu, kızın elindeki hesap makinesini tarayıp bir hata sesi çıkardı.
Sınıfın Ortasındaki Ses: “Hata. 2007 model hesap makinesi kullanımı yasaktır. Sadece zihinsel işlem yapınız.”
Deniz: (Atlas’a fısıldayarak) “Oha! Makine bildiğin kızın elindeki hesap makinesine ayar verdi. Atlas, senin masadaki mekanik kol ne yapıyor lan?”
Atlas: (Yüzü bembeyaz, kol monitörün tozunu alıp kabloları hizalamaya çalışmaktadır) “Deniz... Bu makine saçımın statik elektriğini ölçüp zekâ seviyemi hesaplıyor galiba. Ama çok yavaş, işlemci ısınınca fanlar uçak motoru gibi çalışmaya başladı!”
Derken tavan hoparlörlerinden cızırtılı bir ses yükseldi: “Dikkat! Sistem aşırı yüklenme algılandı! Floppy disk sürücüsü hatası!”
Deniz’in ekranındaki soru, o dönemin karmaşık bir yazılım dili olan Pascal üzerindeydi. Tam odaklanmıştı ki büyük bir “ÇAT!” sesiyle masanın altındaki güç kaynağından (PSU) dumanlar yükseldi. Kablolardan biri erimişti.
Deniz: “Hoppala! Şanzıman dağıldı! Atlas, duman çıkıyor lan masadan, bu teknoloji değil, bu bildiğin sanayi sitesi!”
Atlas’ın masasında ise bir dizi eski model seri portlu cihaz birbirine girmiş, ekranlar yeşil bir karıncalanma ile dolmuştu. Sınıfın genelinde monitörler titriyor, eski tip mouse’lar kendi kendine hareket ediyor, hatta bir masadan durmaksızın bir bilgisayarın “dıt-dıt” uyarı sesleri yükseliyordu.
Sınıfın Ortasındaki Ses: “PANİK YAPMAYIN. BU BİR SİSTEM SİMÜLASYONUDUR. LÜTFEN YANAN KABLOLARI SOLUMAYINIZ, PENCERELERİ AÇINIZ.”
Yan Masadaki Çocuk: (Bağırarak) “Hocam! Masamdaki joystick kilitlendi, ekran sürekli ‘Abort, Retry, Fail?’ deyip duruyor!”
Sınıf bir anda curcunaya döndü. Bir masada monitörden yansıyan ışık hüzmesi “Sınav bitti, herkes Beşiktaş Çarşı’ya gitsin!” diye anlamsız bir hata mesajı veriyordu (Atlas’ın sisteme girdiği küçük bir sızıntı).
Deniz: (Kaskı/kulaklığı fırlatıp atar) “Ulan bu ne! Teknoloji dediniz, bildiğin sanayi sitesine döndü sınıf! Atlas, senin masadaki seri port kabloları eridi, ekrana ‘Beşiktaş’ yazmaya çalışıyor ama ‘B’ harfini çizemedi!”
Atlas: (Uyuşmuş bir halde gülümseyerek) “Kanka... Çok huzurluyum... Bırak ekran yansın... Yeşil ışıklar çok hipnotik...”
Ana Ekran: “SİSTEM ÇÖKTÜ. İMTİHAN GEÇERSİZ. İNSAN FAKTÖRÜ ALGILANDI. LÜTFEN KÂĞIT KALEM KULLANAN İLKEL ÇAĞLARA GERİ DÖNÜN.”
Deniz gözlüğünü çıkarıp zonklayan başını tuttu.
Deniz: “Gördün mü Atlas? Robot mobot dedik, iki tane Beşiktaşlı ruhu görünce devreleri yandı makinelerin. O kadar kablo çekmişler, bir tane Magirus kontağına kurban gittiler!”
Atlas: “Kanka... İşlemci en son ‘Bu zekayla dondurmacı bile olamazsın’ diyordu, o an koptum zaten.”
Deniz: “Boşver be! Yürü, Terzi Rıza’ya gidelim de şu ceketlerin yırtılan yerlerini diksin. Teknolojik ilerleme dedikleri buysa, ben 1980 model Magirus’umla mutluyum arkadaş!”
İkisi de dumanlar içindeki sınıftan, yanıp sönen eski tip monitörlerin arasından gülerek çıktılar.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.