SAHNE 32/4

Vaveyla Yazarı: MURAT CANSIZ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: SAHNE 32/4

JFK terminalinin o devasa cam kapıları “vıjt” diye iki yana açıldığında, Deniz ve Atlas sanki bir havalimanından değil de bir zaman makinesinden dışarı adım atarlar. 2007’nin o sarı ışıklı, analog ve nispeten “yavaş” dünyasından sonra karşılarındaki manzara, ikisinin de beyin devrelerini yakacak cinstendir.

Deniz: (Güneş gözlüğünü burnunun ucuna indirir, ağzı bir karış açık) “Atlas... Kanka... Biz yanlışlıkla Mars’a falan mı indik? Şu gökyüzündeki ışıklı yollar ne? O uçan şeyler... Onlar ‘The Taksi’ mi, yoksa istila mı başladı?”

Atlas: (Laptopunu kucağında sıkıca tutmuş, etraftaki hologramları süzmektedir) “Deniz, baksana... Tabelalar kâğıt değil, hepsi havada asılı duran lazerler! Ve şu ses... Havada hiç motor sesi yok, sadece bir elektrik uğultusu var.”

Deniz: (Cebinden Nokia 6300’ını çıkarıp çılgınlar gibi havaya kaldırır) “Çekmiyor! Tek diş bile yok! Oğlum bu koskoca Amerika’da baz istasyonu mu yok? Ayrıca şu insanların kulağındaki şeffaf şeyler ne? Kendi kendilerine mi konuşuyorlar bunlar? Beşiktaş’ta böyle kendi kendine konuşana ‘The Deli’ derlerdi!”

Atlas: (Yanlarından süzülerek geçen, tekerleksiz ve şoförsüz bir ‘Otonom Kurye’ robotuna çarpmaktan son anda kurtulur) “Dikkat et kanka! Robotlar bizi ezmeden Zenithus’a ulaşmalıyız. Bak, şu ‘Ulaşım Noktası’ yazan hologramın altına gitmemiz lazım. Ama Deniz... Bir sorunumuz var.”

Deniz: “Ne oldu kanka? Dolar mı çok artmış? Mazot mu bitmiş?”

Atlas: “Kanka, nakit paramız... 2007 model dolarlarımız muhtemelen artık ‘antika’ sayılıyor. Herkes elindeki saati veya gözlüğü bir yerlere okutarak ödeme yapıyor. Bizim elimizdeki kâğıt paralarla burada ancak müze gezilir!”

Deniz: (Şaşkınlıktan peruğunun kalıntısı olan elektrikli saçlarını karıştırır) “Kâğıt para geçmiyor mu? ‘The İflas’ mı ettik yani? Dur bakayım...” (İleride havada asılı duran devasa bir dijital reklam panosuna bakar, panoda dev bir yapay zekâ yüzü onlara bakıp gülümsemektedir.) Bak, şu dev kafa bize bakıyor Atlas! Kesin bizi ‘Zaman Kaçakçısı’ diye yakalatacak. Kanka, Magirus’un vites topuzuna kurban olayım, o bile bu teknolojiden daha mantıklıydı!”

Atlas: “Sakin ol Deniz, sadece alışmamız lazım. Bak, şu tabelada ‘Zenithus Üniversitesi Öğrenci Servisi’ yazıyor. Sanırım otonom bir araç bizi alacak. Ama şoförü olmadığını görünce sakın ‘Beni bu hayalet arabaya bindiremezsiniz’ diye bağırma, tamam mı?”

Deniz: (Korkuyla yutkunur) “Şoförsüz araba mı? Kanka, direksiyonda kimse yoksa vitese kim atacak? ‘The Vutututu’yu kim yapacak? Bu Amerika bizi bozacak Atlas, hem de çok bozacak!”

Tam o sırada, JFK Havalimanı’nın VIP yolcu çıkış kapısının önünde, yerinde sayarak duran parlak gümüş renginde, tekerleksiz ve yerden birkaç santim havada süzülen devasa bir otobüs (daha doğrusu dev bir siber-kapsül) sessizce yanaşır. Araç tamamen camdandır ve ön camında holografik harflerle "ZENITHUS UNİVERSİTESİ - OTONOM SHUTTLE 04" yazmaktadır.

Araç kapısını pürüzsüz bir "tıss" sesiyle açar. İçeride koltuklar vardır ama ne şoför koltuğunda bir insan ne de direksiyon simidi vardır; sadece orta konsolda holografik mavi bir yapay zekâ yüzü (gülücük atan dijital bir küre) parlamaktadır.

Yapay Zekâ Sesi (Kibar ve Mekanik): “Hoş geldiniz Zenithus öğrencileri. Lütfen içeri geçin, emniyet kemerlerinizi bağlayın. Rota: Manhattan Kampüsü. Akıl sağlığınız en büyük önceliğimizdir.”

Deniz: (Geriye doğru bir adım atıp Atlas’ın koluna yapışır) “Kanka! Çocuk oyuncağına dönmüş bu! İçinde ne motor var ne debriyaj! Ben bu otobüse binersem ruhumu yapay zekâya teslim etmiş gibi hissederim. Hani bunun muavini? Hani ‘Müslüm Gürses’ açıp yolculuğun dibine vuran şoför amca?”

Atlas: (Valizini çekerek otobüse doğru yürür) “Deniz, saçmalama, otonom araç bu! Dünyanın geleceği artık böyle işliyor. Yürü, ayakta kalmayalım, kapı kapanıyor.”

Atlas otobüse biner biner bindikten sonra kapı hızla kapanır. Deniz, arkasında 15 kilo fazla bagajı, elinde canlı bambu filizi ve kafasında o dev perukla dışarıda kalır.

Deniz: “Hey! Beni unutmayın lan! ‘The Deniz’ bu terminalin kapısında kalmaz!” (Hemen arkasından koşup kapının camına yumruk atar)

Otonom otobüsün kapısı acil durum sensörleriyle tekrar açılır. Deniz içeri daldığı an, otobüsün içi bir anda alarm verir.

Yapay Zekâ Sesi: “Uyarı! Yolcuda yüksek oranlı ‘Analog Panik’ ve yabancı nesne (18. yüzyıl peruğu) tespit edildi. Aerodinamik denge için peruğun çıkarılması tavsiye edilir.”

Deniz: (Peruğunu iki eliyle sıkıca kavrayıp sinirle bağırır) “Kim yabancı nesne lan! Bu bir Beşiktaş-Trabzon fırtına peruğu! Dokunursan otobüsünün bütün kablolarını söküp Oda 104’ün şanzımanına bağlarım!”

Otobüs, Deniz’in bu tehdidini "Analiz ediliyor..." şeklinde yorumlayıp aniden arkaya doğru sert bir manevra yapar. Araç, JFK otoparkından çıkıp New York’un o devasa, uçan otobanlarına doğru saatte 200 kilometre hızla fırlarken, içerideki yer çekimi sistemi bir anlığına devre dışı kalır.

Atlas: (Koltuktaki siber emniyet kemerine sıkıca tutunurken bağırdı) “Deniz, otobüsün yapay zekâsıyla tartışmayı kes! Araç bizi hackleyecek nerdeyse!”

Deniz: (Yer çekimsiz ortamda havada asılı kalmış, bacakları boşa kürek çekerken) “Hacklesin kanka! Ben Beşiktaş Çarşı’da minibüs şoförü Naci abinin freni patlamış Magirus’undan sağ çıktım, bu plastik kutu bana vız gelir! Ama şoförsüz arabaya binmenin cezası kesinlikle bu olmamalı!”

O sırada otobüsün holografik ekranı bir anda kararıp Beşiktaş’ın efsanevi maç müziğini çalmaya başlar. Sitem, Deniz’in sarsılmaz iradesini ve "The Deniz" ruhunu algılamış, yapay zekâ kendi kendini Türkçe moda çevirmiştir.

Yapay Zekâ Sesi (Bu kez Karadeniz şivesiyle): “Ula uşaklar, kemerleri sıkı bağlayun! Zenithus Kampüsü’ne doğru yanlamasına giriyoruz! Vutututu yapmaya hazur musunuz?”

Deniz: (Havada takla atarak koltuğuna düşer ve gururla sırıtarak Atlas’a döner) “Gördün mü kanka? Yapay zekâ bile memleket havasını alınca anında hizaya geldi! Tutunun, Manhattan’ı Akaretler yokuşuna çeviriyoruz!”

Ancak Karadeniz şivesiyle konuşan otonom siber-otobüs, Deniz’in bu gazını biraz fazla yanlış anlar. Araç, Manhattan'ın gökyüzündeki uçan otobanlarına çıktığı an, otonom sürüş protokolü tamamen "Modifiye Şahin / Deli Minibüsçü" moduna geçer.

Yapay Zekâ Sesi (Coşkulu bir Karadeniz tınısıyla): “Ula direksiyon yok daa, ne yazar! Vites 5, gaz sonuna kadar! Fırtına koparıyoruz yolaşkineee!”

Otobüs, yerden 300 metre yükseklikteki manyetik şeritten bir anda fırlayarak yanlamasına (drift atarak) uçan taksilerin arasından makaslamaya başlar.

Atlas: (Gözleri kabin camına yapışmış, elleriyle oturağın kollarını sökecek gibi tutarken) “Deniz! Yapay zekâyı gaza getirdin! Araç şu an kuantum frenleri kapatıp ‘makas’ atıyor! 2030 New York trafiği bizim Beşiktaş-Beşiktaş minibüslerine benzemez, uçuracaksın bizi!”

Deniz: (Kafasındaki peruğun rüzgârdan dikleştiğini hissederek camdan dışarı yumruk sallar) “Kanka korkma! Bu otobüs Magirus ruhu taşıyor! Bak, öndeki uçan limuzini nasıl deldi geçti! ‘The Makas’ buna denir işte!”

Gerçekten de otobüs, otonom trafik polislerinin holografik sirenlerini arkasında bırakarak iki mega gökdelen arasındaki dar siber-tünelden saniyede 300 kilometre hızla fırlar. Araç hızlandıkça, iç mekânın yer çekimi simülasyonu delirir. Torpido gözünden dışarı fırlayan dijital bardaklar, bavullar ve Deniz’in valizinden düşen o canlı bambu filizi kabinde havada asılı kalır.

O sırada, otonom otobüsün ön camındaki holografik navigasyon ekranı kıpkırmızı bir uyarı verir: “DİKKAT! Rota üzeri sistem hatası! Manhattan Asma Köprüsü’nde trafik sıkışıklığı! Önünüzde 50 adet otonom kurye dronu barikat kurdu!”

Yapay Zekâ Sesi: “Ula önümüzü kesti la bunlar! Çekin ellerinizi tuşlardan, şimdi ‘Horon-Makas’ yapay zekâ kombosu çalıştırilmaktadur!”

Atlas: (Panikle dizüstü bilgisayarını kucağına açıp çılgın gibi tuşlara basar) “Hayır, hayır! Araç manuel (müdahale) kabul etmiyor! Kanka, kurye dronlarına çarpmak üzereyiz! Kodları çözemezsem parça pinçik olacağız!”

Deniz: (Koltuktan kalkıp otobüsün şoförsüz ön camına doğru yürür, yer çekimi yokken havada adeta bir uzay yürüyüşü yapmaktadır) “Kod mod bilmem kanka! Çekil yolumdan!”

Deniz, kafasındaki dev Marie Antoinette peruğunu çıkarıp otobüsün holografik ekranına bir bayrak gibi fırlatır ve elindeki Trabzonspor rozetini ekrana yapıştırır.

Deniz: “Sistemine de otonomuna da Trabzon fırtınası çarpı Siyah-Beyaz Kartal pençesi atıyorum! Ulan seni de mi ben öğreteyim! Çekilun yoldan, Fırtına-Panda geliyor!”

Deniz’in bu mutlak ve absürt inatçılığı karşısında Zenithus Üniversitesi’nin otonom yapay zekâsı kısa devre yapar. Saniyede bir milyon işlem yapan siber beyin, Deniz’in bu hamlesini mantıksal bir hata olarak değil, “Üstün Sürücü Yeteneği” olarak algılar.

Otobüs dikine bir açıyla gökdelenin cam duvarına tırmanmaya başladığı an, içerideki yer çekimi simülasyonu tamamen iflas eder. Yolcuların altındaki akıllı koltuklar kilitlenir ama panik tavan yapmıştır.

Ön koltukta oturan fütüristik kıyafetli züppe bir öğrenci (Elinde dijital tabletle çığlığı basar): "İnanamıyorum! Kuatum sensörlerim hata veriyor! Araç neden dikey eksende 90 derece tırmanıyor? Bu otobüsün yapay zekâsı bozuldu, hemen yönetim kuruluna şikâyet edeceğim! Tabletin şarjı bitiyor, ölüyorum!"

Deniz: (Tavanda ters asılı durmuş, ceketini silkerken adama doğru eğilir) "Kes sesini züppe öğrenci! O tırmandığın duvar Beşiktaş rampasından diktir! Şikâyet edeceksen Karayolları 2030 Müdürlüğü'ne et!"

Arka sırada, üzerinde metalik gri bir astronot cübbesi olan ve boynuna yapay zekâ çevirici takmış olan yaşlı bir Zenithus Fizik Profesörü ise durumdan bambaşka bir sonuç çıkarır. Adam, elindeki bardağı havada ters dönmüş halde duran kahvesini izleyerek huşu içinde başını sallamaktadır.

Fizik Profesörü: "İnanılmaz... Kuantum yer çekimi manipülasyonu! Bu öğrenciler hangi galaksiden geldi bilmiyorum ama geleneksel fizik kurallarını altüst ettiler. İşte modern eğitim budur!"

Atlas: (Tavandaki havalandırma ızgarasına yapışmış, yüzü korkudan kireç gibi beyazlamış halde adama bakar) "Hocam modern eğitim değil, bu tam anlamıyla bir cinnet! Lütfen profesörlüğünüzü konuşturun, şu aracı düzeltin yoksa midem 2030 yılından doğrudan 2007'ye kusacak!"

O sırada, otobüsün arka köşesinde oturan ve elindeki hologram ekranla arkadaşlık uygulaması kurcalayan cyberpunk tarzı genç bir kız, Deniz’in kafasındaki o dev Marie Antoinette peruğunu ve elindeki canlı bambu filizini görür. Hiç istifini bozmadan uygulamasını kapatıp Deniz'in fotoğrafını çeker ve sosyal medyaya yükler.

Cyberpunk Kız: "Vay be... Tarza bak! 18. yüzyıl Rokoko saray estetiği ile 2030 siber-sürrealizmi müthiş harmanlamış. Hey peruklu yabancı, üzerindeki bu ‘The Kaos’ konseptini hangi butikten aldın?"

Deniz: (Gururla kaşlarını kaldırıp tavanda baş aşağı duruşunu bozmadan poz verir) "Butik falan değil hanımefendi, bu doğrudan Beşiktaş Çarşı el emeği! Adını da yaz: 'The Deniz & Atlas Fırtınası'! Amerika’ya imzamızı böyle atarız!"

Otonom otobüs gökdelenin tepesinden kampüs meydanına çakılır gibi inip kapılarını "Tıss" sesiyle açtığında, içerideki yolcular birbirlerinin üzerine yığılır. Profesör cübbesini düzelterek en önde dışarı çıkar ve inmeden önce Deniz’e saygıyla başını eğer:

"Genç adam, bu otobüs yolculuğu hayatımda gördüğüm en sarsıcı astrofizik simülasyonuydu. Zenithus'a hoş geldiniz."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.