SAHNE 32/1

Vaveyla Yazarı: MURAT CANSIZ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: SAHNE 32/1

Motor sesi yerine, kabinde yankılanan derin bir ses duyulur: "Ey Fani Yolcular! 'Kutsal Bambu Adası'na hoş geldiniz! Lütfen emniyet kemerlerinizi takılı tutun, aksi takdirde 'Yüce Şef Panda' sizi güreşe davet edecektir."

Deniz: (Koltuk sırtlığından sarkan bir bambu dalını ittirerek) "Hoop! Bu da ne böyle? Atlas, ne oluyor? Kabin neden tropik bir ormana benziyor? Ve o ses neydi?"

Atlas: (Gözleri fal taşı gibi açılmış, mutluluktan ağlamak üzere) "Deniz! Benim çocukluk hayalimdeki yer! Bambu Adası! Sadece... neden bu kadar çok mermer sütun var?"

Deniz: "Sütunlar mı? Atlas, bizim önümüzde bir panda, bir Roma gladyatör miğferi ve kılıcıyla duruyor! Ve bize havalı bir 'Kung-Fu' selamı veriyor!"

Panda-Gladyatör, elindeki dev bambudan yapılma kılıcını koridorun metal tavanına sürterek kıvılcımlar saçarak ilerler. O sırada uçağın KGF sistemi tam kapasite çalışmakta, uçuş kabinini tamamen interaktif bir dijital arenaya çevirmektedir. Panda-Gladyatör: "Korkmayın, değerli yolcular! Ben Yüce Şef Panda'nın sadık hizmetkârıyım! Önemli: Hava yastığınız, bambu sürgünü şeklinde çıkacaktır!"

Panda-Gladyatör: "Korkmayın, değerli yolcular! Ben Yüce Şef Panda'nın sadık hizmetkârıyım! Önemli: Hava yastığınız, acil durumlarda otomatik olarak dev bir bambu sürgünü şeklinde açılacaktır, sakın şaşırmayın!"

Koridorda oturan ve fantezisi sürekli indirimde olan o teyze, elindeki örgü şişlerini havaya kaldırarak Panda'yı görünce bas bas bağırır:

Teyze: " Ayol! Panda, o kılıç ne? Onunla Migroslarda sucukta indirim yapar mısın? Hangi markette en iyisi, çabuk söyle!"

Panda-Gladyatör: (Kılıcını kalkan gibi ön savurarak dramatik bir duruş sergiler) "Hanımefendi, ben sadece bu kutsal uçuşun barışını korumakla yükümlüyüm! İndirimler sadece Kutsal Bambu Pazarında geçerlidir, burada kupon geçmez!"

Tam o sırada, uçak ani bir siber türbülansa girer. KGF sistemi yolcuların gizli aksiyon tutkularını tetiklediği için, koridorun tavanındaki dijital panellerden kırmızı uyarı lazerleri inmeye başlar.

Deniz: (Kafasındaki dev Marie Antoinette peruğunu tutarak koltuğunda doğrulur) "Oha! Matrix sahneleri başladı kanka! Lazerler indi, şimdi 'The Ninja' gibi eğilmemiz gerek!"

Atlas: (Klavyeyi kucağına çekip çılgınlar gibi tuşlara basarken) "Deniz, saçmalama! Sistem kilitlendi! Arka taraftaki yolcuların fantezisiyle bizim gladyatör fantezimiz çarpıştı. Resmen dijital bir savaş alanındayız!"

Panda-Gladyatör kılıcını havaya kaldırıp "Saldırın minyatür ejderhalar!" diye kükrediğinde, bagaj kapaklarından dışarı fırlayan dijital hologram maymunlar ve uçan kelebekler koridoru savaş alanına çevirir. Teyze ise hiç istifini bozmadan, elindeki çanta ile üzerine gelen sanal maymunun kafasına vurarak bağırır:

Teyze: "Bana sucuk indirimi vermeyen maymundur! Çekilin yolumdan, pazara yetişeceğim!"

Atlas: (Klavyenin tuşlarını adeta döverek, alnından sular akarken bağıra bağıra konuşur) "Deniz! Söylediğim kodu anladın mı? Sistem sadece bizim zihnimizi okumuyor, bastığımız her tuşu bir ‘oyun kuralı’ olarak algılıyor. Eğer bu kovalamacayı durdurmazsak, uçak resmen Jumanji tahtasına dönecek!"

Deniz: (Kafasındaki devasa Marie Antoinette peruğunu tek eliyle sıkıca tutarken, koridordan üzerine doğru koşan dijital bir gergedan hologramından son anda yana sıçrar) "Kanka, Jumanji ne ki! Adamlar koridora sanal çöl kaplanı saldı! Bak, arkadaki Teyze kaplanı çantayla kovalıyor, hayvani bir cesaret var kadında!"

Gerçekten de arkadaki sırada oturan o indirim delisi teyze, elindeki örgü çantasını savura savura dijital kaplanın üzerine yürümektedir.

Teyze: "Yol ver lan kaplan! Zaten ucuz et arıyorum, bir de seninle mi uğraşacağım? Çekil, pazar kapanacak!"

O sırada Panda-Gladyatör, elindeki dev bambu kılıcını havada çevirerek koridorun ortasında set kurar. Ancak sistemin yarattığı "engebeli arazi" fantezisi yüzünden uçağın halıları bir anda asma köprülere ve kaygan lav taşlarına dönüşmüştür.

Panda-Gladyatör: (Epik bir ses tonuyla bağırır) "Dikkat edin yolcular! 'Yüce Şef'in Tapınağı'na giden yolda üç kural vardır: Asla arkaya bakma, uçan maymunlara muz verme ve... OLAĞANÜSTÜ TÜRBÜLANS GELİYOR!"

Uçak, okyanus üzerinde devasa bir hava akımına kapılıp sağa yatarken, kabin içindeki yer çekimi bir anlığına tersine döner.

Deniz: (Ayakları yerden kesilmiş, havada sırtüstü süzülürken kollarını çırpar) "Atlas! Yer çekimi iptal oldu kanka! Şuna bak, resmen havada yüzüyorum! 'The Astronaut' oldum unvanımı geri aldım!"

Atlas: (Koltuğun demirlerine dört kolla sarılmış, gözleri kapalıdır) "Deniz, havada yüzmenin sırası değil! KGF’nin anakartına erişmem lazım ama sistem sürekli yeni tehlikeler üretiyor. Bak, yukarıdan dijital sarmaşıklar iniyor!"

Gerçekten de bagaj kapaklarından fışkıran kalın, yeşil sarmaşıklar kabini sarar. Yolcular panik içinde sarmaşıklara tutunmaya çalışırken, az önceki o gazetesini okuyan Sivaslı amca, sarmaşıklara Tarzan gibi sarılıp koridordan çığlık çığlığa geçer:

Amca: "Yandık anam! Sivas’a böyle mi gideceğiz? Bu ne biçim uçak, koltuğumuzu geri verin!"

Deniz: (Havada takla atarak geçen amcanın gazetesini kapmaya çalışır) "Amca sakin ol, adrenalin seviyesi %100! New York’a böyle gıcır bir giriş yapmayan da ne bileyim yani!"

Atlas sonunda laptopunun entegre kablosunu uçağın acil durum terminaline bağlamayı başarır. Ekranında kırmızı şeritler yanıp sönerken, sistemin "Jumanji Protokolü"nü hacklemek için son bir tuşa basması gerekir.

Atlas: "Deniz, tutun bir yere! Sistemi resetliyorum! Tüm bu pandalar, kaplanlar ve sarmaşıklar tek bir komutla uçup gidecek ama inişe çok az kaldı!"

Deniz: (Kafasındaki peruğun ucundan sarkan bir bambu filizini ısırarak karizmatik bir duruş sergiler) "Bas Atlas! Göster zekânın gücünü! 'The Jumanji' bittiğine göre, artık 2030’un altını üstüne getirme sırası Beşiktaş çocuklarında!"

Atlas, enter tuşuna avucuyla sertçe vurur.

Kabini saran o dijital orman, sarmaşıklar, kaplanlar ve Panda-Gladyatör, bir anda rengarenk pixellere bölünerek havada erir. Uçağın ışıkları "ZANK" diye normal, steril 2030 beyazına dönerken, kabine derin bir sessizlik çöker. Yolcular derin nefesler alarak koltuklarına yığılırlar.

Atlas’ın enter tuşuna basmasıyla kabini saran o dijital orman piksel piksel erirken, KGF sistemi son bir "artçı şok"la yemek servis otomasyonunu devreye sokar.

Kabin ekibi (şimdi hepsi de küçük, sevimli ve uçan holografik kelebekler şeklinde görünmektedir, çünkü arka sırada oturan bir yolcunun gizli fantezisi budur) acil yemek servisine başlar. Deniz'in önüne gelen tepside, yemeğini parlak bir porsiyon 'Mucizevi Yosun' olarak görür. Deniz'in önüne gelen tepside, yemeği parlak bir porsiyon 'Mucizevi Yosun' olarak görür.

Deniz: (Gözlerini devirerek tepsideki yeşilliği inceler) "Yosun mu? Ben annemin yaptığı o mis kokulu tavuklu pilavı istemiştim, bunlar bana akvaryum yemi dayıyor!"

Uçan Kelebek Memur: (Kanatlarını çırparak havada minik bir daire çizer) "Üzgünüz Deniz Bey. Yüce Şef Panda'nın kalıntısı olarak şu an sadece enerji veren yosun ve kutsal bambu filizi çayı servis edebiliyoruz."

Atlas ise tepsisindeki yemeğini yerken, aniden tepsisinin üzerinde garip bir hareketlilik fark eder.

Atlas: "Deniz, bak! Benim yosunum az önce bir anda kurutulmuş meyveye dönüştü! Tadı hala yosun gibi ama görüntüsü... tıpkı bir kuru üzüm!"

Deniz: (Şaşkınlıkla yan koltuğa göz atarak) "Atlas, o senin yemeğin değil! Yan koltukta oturan ve sürekli yağmur yağmasını isteyen o amcanın fantezisi! Adam, yosununun üzerine yağmur damlası şeklinde kuru üzüm fantezisini yansıttı. Baksana, adam şu an tepsisindeki 'yağmurlu kuru üzümü' büyük bir keyifle yiyor!"

Kabin henüz tamamen normalleşmemiştir; hâlâ Roma mimarisiyle inşa edilmiş bir panda tapınağının loş havasını andırmaktadır. Havalandırmadan gelen o nemli orman kokusu, Atlas’ın çocukluk hayalleriyle, Deniz’in macera açlığı ve teyzenin market takıntısı arasında sıkışıp kalmıştır.

Deniz: (Kafasındaki o devasa Fransız peruğunun arasından sarkan bir bambu yaprağını koparıp atar) “Atlas, senin şu pandalar cidden çok havalı ama neden hepsi Russell Crowe gibi bakıyor lan? Adam az önce bana ‘Gücümüz ve Onurumuz İçin’ dedi, sonra gelip önümdeki bambuyu kemirmeye başladı!”

Atlas: (Panda-Gladyatör’ün miğferindeki tüy kalıntılarını hayranlıkla izlerken) “Deniz, anlasana! Bu bir Çapraz Fantezi. Benim pandalar senin o ‘gladyatör olma’ isteğinle birleşmiş. Bak, uçağın kanatları bile hâlâ dışarıdan devasa bambu yaprakları gibi görünüyor! Bu sistem resmen bizi hayal gücüyle havada tutuyor!”

Deniz: (Tepsisindeki parlak yosuna tiksinerek bakar) “Oğlum, hayal gücüyle karın doymaz! Bak şu yan koltuktaki amcaya, adamın fantezisi sürekli yağmur yağmasıymış; uçağın içinde sadece adamın koltuğuna sağanak yağıyor! Adam ıslanmış ama hala keyifle kuru üzüm yiyor. ‘The Manyaklık’ bu Atlas!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.