8. bölüm / 56
Ruj Lekesi8. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 8. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Yani," dedim, masadaki şık bardağımdan bir yudum su alıp yerimde dikleşerek. "Burger hamlesiyle kesinlikle büyük bir puan kazandın resmi adam. Ama bu seni tamamen affettiğim anlamına gelmez. Menünün kalanını da görmem lazım."
Karşımdaki adam bu lafıma karşı hafifçe başını salladı, gözlerindeki o koyu ve muzip parıltıyla doğrudan yüzüme baktı. "Demek menünün kalanını da görmen lazım. Peki, ben o zamanı seve seve yaratırım Ruj Güzeli," dedi, sesi o kadar pürüzsüzdü ki bir an dikkatimi dağıtacak gibi oldu.
Tam o sırada mutfak kapısı açıldı ve restoran müdürü arkasında iki garsonla birlikte masamıza doğru adeta bir tören yürüyüşü başlattı. Önümüze bırakılan tabakları görünce gözlerim yuvalarından fırlayacaktı. Hayatımda gördüğüm en havalı çift köfteli burger tam karşımda duruyordu. Altın sarısı patatesler minik, şık sepetlerin içindeydi ve ketçap bile sanki kristal bir kasede servis edilmişti.
"Oha," dedim filtresizce, ellerimi çırparak. "Şef resmen vizyonumu aşmış, sanata dökmüş olayı. Bak şimdi gözüme biraz daha sempatik geldin."
"Afiyet olsun Neşe Deray," dedi, mennun bir gülümsemeyle burgerinden bir parça alırken.
Tam burgerin o muazzam tadına bakmak için elimi uzatmıştım ki, restoranın cam kapısının dışındaki caddede ani bir hareketlilik patlak verdi. Flaşlar ardı ardına patlamaya, siyah camların ardında ellerinde koca kameralarla adamlar belirmeye başladı. Güvenlik görevlileri kapının önünde barikat kurmaya çalışıyordu ama dışarısı bir anda ana baba gününe dönmüştü.
"Ahanda," dedim, burgeri havada asılı kalan elimle dışarıyı işaret ederek. "Senin meşhur ordu kapıyı tutamadı galiba. Magazin basını geldi resmi adam. Bizi mi çekiyorlar onlar?"
Karşımdaki adamın yüzündeki o keyifli, rahat ifade bir anda silindi. Çenesi kaskatı kesildi, gözleri saniyeler içinde o mesafeli ve sert lider duruşuna geri döndü. Dışarıdaki muhabirlerden biri kameraları aşmaya çalışarak içeriye doğru, "Atahan Bey. Yanınızdaki hanımefendi kim? Yeni bir ilişki mi?" diye bağırmaya başladı.
Restoran müdürü panikle masamıza doğru koştu. "Atahan Bey, arka kapıdan çıkışınızı ayarlayalım hemen. Basın barikatı zorluyor," dedi nefes nefese.
Derin bir nefes alıp masadaki peçeteyle ellerini sildi. Bana doğru döndüğünde gözlerindeki o sertlik yerini ani bir düşünceliliğe bıraktı. "Neşe, üzgünüm. Bu dünyanın kuralları bazen çok can sıkıcı olabiliyor. Buradan hemen çıkmamız lazım. Kameraların karşısına çıkmak ister misin bilmiyorum ama..."
"Ne? Kameralar mı?" diyerek sandalyemden hızla doğruldum, çantamı kaptım. "Yahu delirdin mi, yarın bütün gazetelerde 'Başkanın oğlunun burger yiyen gizemli sevgilisi' diye manşet mi olayım? Bizim kızlar grubu beni gıybet kazanında diri diri yakar. Yürü, arka kapı nereye çıkıyor?"
Bu panik halime rağmen dudaklarının kenarıyla hafifçe gülümsedi. Masadan kalkıp hızla yanıma geldi, elini belime yerleştirerek beni yönlendirdi. "Arka kapı mutfaktan otoparka çıkıyor. Hadi."
Biz mutfak koridoruna doğru yürürken arkamızdan flaş sesleri ve bağrışmalar yükseliyordu. Sosyetik burgerim masada öksüz kalmıştı ama şu an peşimizdeki magazincilerden kaçmak hayatımda yaşadığım en çılgın maceraya dönüşmüştü.
Korumalar mutfak kapısında etten bir duvar örerken, o benim elimi sıkıca tuttu, o anın adrenalini ile bende onun soğuk elini tuttum.
Parmaklarımız birbirine kenetlendiğinde, otoparkın serin havası yüzümüze vurdu. Attığım her adımda topuklu botlarımın çıkardığı sesler yankılanıyor, kalbimin ritmi adeta kulaklarımda çınlıyordu.
"Hızlı ol Ruj Güzeli, az kaldı," dedi, sesinde en ufak bir panik belirtisi bile yoktu. Aksine, sanki her gün magazincilerden kaçıyormuş gibi rahat ve kendinden emindi.
"Hızlıyım zaten be adam." diye soludum, sarı elbisemin eteklerini toparlamaya çalışarak. "Ama senin boyun bir metre seksen beş olduğu için bana öyle geliyor olabilir. Şu an resmen arkandan sürükleniyorum."
Bu lafıma karşılık adımlarını hafifçe yavaşlattı ve başını bana doğru çevirdi. O karanlık otopark ışıklarının altında bile gözlerindeki o eğlenen parıltıyı görebiliyordum.
"Boyum bir doksan iki," diye düzeltti beni ukala bir tonda. "Ve eğer istersen seni kucağıma alıp taşıyabilirim, böylece daha hızlı oluruz."
"Sakın! Sakın öyle bir şey yapayım deme," dedim gözlerimi büyüterek. "Zaten yeterince aksiyon yaşadım, bir de kucakta taşınma sahnesiyle kalbime indirme. Nerede şu senin meşhur araban?"
Dedim ama beni duymamış gibiydi. Daha çok duymuşta, öneme almamış gibi. Eğildi ve ani bir hareketle beni kucağına aldı. Şaşkınlıktan küçük bir çığlık atarken, dengemi sağlamak için gayriihtiyari kollarımı boynuna dolamak zorunda kaldım. Buram buram o gibi kokan parfümü bir kez daha bütün duyularımı ele geçirdi.
"Bırak yürüyeyim. Az kaldı zaten," diye fısıldadım, sesimin ne kadar titrediğini fark edince kendime kızarak.
"Ayağın acır," dedi düz ve net bir sesle. Bakışları doğrudan karşıdaydı ama kollarının arasındaki güvenli his, otoparkın bütün o soğuk havasını unutturmuştu.
"Ayaklarım gayet iyi." diyerek hafifçe debelendim ama beni öyle sıkı kavramıştı ki, kıpırdamam bile imkansızdı. "Hem sen nereden biliyorsun ayağımın acıyacağını? Medyum musun nesin?"
"O ince topuklu botlarla o hızda koşarsan ne olacağını tahmin etmek için medyum olmaya gerek yok Ruj Güzeli," dedi, adımlarını hiç yavaşlatmadan o simsiyah, mat kaplamalı spor arabaya doğru ilerlerken.
Dudaklarının kenarında yine o hafif ukala ama bir o kadar da içimi eriten gülümseme vardı.
Kendi kendime, "Bak hele sen şu resmi adama, bir de beni düşünürmüş," diye söylendim ama kalbimin göğüs kafesimi deliler gibi dövmesine engel olamadım.
Canım o an ona kızmak istiyordu ama o kadar sıkı ve güvenli tutuyordu ki, sadece sessiz kalıp arabaya ulaşmayı bekledim.
Arabanın yanına geldiğimizde, tek eliyle akıllı anahtarı kullanarak kapıyı açtı ve beni adeta bir tüy yansımasıymışım gibi yumuşakça yolcu koltuğuna bıraktı. Üzerime eğildiğinde o tanıdık, baş döndürücü koku yine arabayı sardı. Emniyet kemerimi çekip bizzat yerine oturturken, gözleri bir saniye bile ayrılmadı gözlerimden.
"Emniyette misin, Ruj Güzeli?" dedi fısıldar gibi.
"Kemerimi de kendim bağlayabilirdim Atahan Bey," dedim, kucağında taşınmanın getirdiği o tatlı utancı örtbas etmeye çalışarak. "Güç gösterisinden sonra şimdi de kahramanlık rolü mü?"
Hafifçe güldü, kapımı kapattı ve arabanın önünden dolanıp hızla sürücü koltuğuna geçti. Motoru tek bir tuşla kükrettiğinde araba adeta otoparkın içinde kaydı. Gaz pedalına bastığı an, arkamızda kalan magazincilerin flaşları dikiz aynasında küçük parıltılar halinde yok olup gitti.
Anayola fırladığımızda, şehrin bütün ışıkları arabanın ön camından içeri akmaya başlamıştı.
Arabanın içindeki o yoğun adrenalin yavaş yavaş çekilirken, az önce ellerimizin kenetlenmesi ve beni kucağına aldığı o an beynimde dönüp duruyordu. Kalbimin sesini duymasın diye radyoya uzanıp rastgele bir tuşa bastım. Kısık seste çalan akustik bir parça doldurdu aradaki sessizliği.
"Ee," dedim, çantamı dizlerimin üstünde sıkıca tutarak. "Yarım kalan burgerimin yasını tutuyorum şu an. Beni aç bıraktın resmi adam, farkında mısın? Üstelik vizyonumu da masada bıraktık."
Gözlerini yoldan ayırmadan direksiyonu tek eliyle kavradı ve o büyüleyici gülümsemesini yüzüne yerleştirdi. "Söz veriyorum o burgerin telafisini yapacağım. Ama önce, seni bu magazin saçmalığından uzak, kimsenin bizi rahatsız edemeyeceği bir yere götürmem lazım. Kabul ediyor musun, yoksa dik başlılığın geri dönüp muhabirlere röportaj mı vermek istiyor?"
"Röportaj versem herhalde ilk manşet 'Atahan Bulut bir burgerin hesabını yapamadı' olurdu," diyerek güldüm ve başımı cama yasladım.
Bölüm etkileşimi
