55. bölüm / 56
Ruj Lekesi55. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 55. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime · Okuduğun bölüm
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Utanıyorum senden." dedi.
Odanın kapısı ne ara açılmıştı, o yabancı kadın içeriye ne zaman girmişti fark etmemiştim bile. Zihnimdeki o kırbaç sesinin, o ağlayan esmer çocuğun hayaliyle boğuşurken, karşımda beliren bu kadının sesi beni o karanlık rüyadan tamamen kopardı. Üzerinde çok pahalı, şık bir kürk vardı. Yüz hatları sert, bakışları ise bir anne şefkatinden fırlamış gibi değil, adeta bir yabancıyı, sokaktaki bir dilenciyi suçlar gibi soğuktu.
Mihanların arkasından odaya sızan bu kadın, benim annemmiş. Adı Hülya’ymış. Bana öyle söylediler ama içimdeki o beyaz sis, bu kadına dair tek bir sıcak anı bile vermiyordu bana.
Hülya hanım yatağımın kenarına doğru adımladı. Topuklu ayakkabılarının o parkede çıkardığı keskin ses, rüyamdaki o baston tıkırtılarını hatırlattı bana. Tam önümde durdu. Gözlerini o kulaklarımın hizasında biten, darmadağın, çirkin kesilmiş saçlarımda gezdirdi. Dudaklarını tiksinir gibi büktü.
"Utanıyorum senden," diye tekrarladı, sesindeki o iğneleyici tonu doğrudan kalbimin ortasına saplayarak. "Şu haline bak. Koskoca Göksal ailesinin gelini olacaktın. O şatafatlı salonlarda, o nişan masasında oturup hayatımızı kurtaracaktın. Ama sen ne yaptın? Gittin o serseri boksörün peşinden, kendini bu rezil hallere düşürdün. Saçlarını ne hale getirmişsin böyle? Bir erkeğe benzemişsin. Yüzün gözün, solgun..."
Hiç sesimi çıkarmadım. Dudaklarımı birbirine sıkıca bastırdım. Normalde içimdeki o kural tanımaz çocuk ruhunun ayağa kalkıp bu kadına rest çekmesi, "Sana ne!" diye bağırması gerekirdi belki de. Ama bende o güç yoktu. Hayat enerjim o kadar çekilmişti ki, sadece yatağın içinde küçülerek onun beni aşağılayan kelimelerini dinledim.
Başımı öne eğdim, saçlarımın yüzümü kapatmasına izin verdim.
Hülya hanım aniden uzanıp yatağın çarşafının üzerinde duran sol elimi hoyratça kavradı. Yangından kalan, sargıları yeni sökülmüş o kırmızı, çirkin yanık izleriyle dolu elime baktı. Parmaklarımın ucundaki o beton zemini kazımaktan kalan kabukları gördü. Gözlerinde hem sahte bir acıma hem de derin bir aşağılama belirdi.
"Şu elinin haline bak," dedi, elimi tiksinerek yatağın üzerine geri fırlatırken. "Elin bile mahvolmuş. Çirkinleşmişsin Neşe. Sen bizim o gurur duyduğumuz, o pervasız kız değilsin artık. Bir enkazdan farkın yok. Seni feda etmiş. Sen ise hala burada, tanımadığım bu insanların evinde bir gölge gibi saklanıyorsun. Gerçekten yazık."
Gözlerimden sessiz bir damla yaş süzülüp çıplak boynuma doğru akarken yine sustum. Annem olduğunu iddia eden bu kadının kelimeleri etimi sızım sızım sızlatıyordu ama sesim boğazımda düğümlenmişti. Haklıydı belki de. Ben o fotoğraftaki uzun saçlı, güzel gülen kız değildim artık. Zihni bomboş, elleri yanık içinde, sevdiği adam tarafından terk edilmiş çaresiz bir enkazdım sadece.
"Aslında seni aldıracaktım, baban olacak o ölmüş adam izin vermedi." Bir anne, kendi doğurduğu çocuğun yüzüne karşı bunu nasıl bu kadar rahat söyleyebilirdi?
Zihnim bomboştu ama bu kelimelerin kalbimin en derin yerinde açtığı o koca deliği hissetmek için hafızaya ihtiyacım yoktu. "Keşke izin verseydi de hiç doğmasaydım," demek istedim ama dudaklarım bile kıpırdamadı. Sadece yatağın içinde biraz daha küçüldüm, yorganı göğsüme kadar çektim.
Hülya hanım kürkünü hafifçe düzelterek bana tepeden bakmaya devam etti. "Büyüdün, başımıza bela oldum. Şimdi de hafızanı kaybetmiş numarası yapıp kendini acındırıyorsun. Senin bu halin bizim işimize yaramaz Neşe. Toparlan ve o malikaneye geri dönmenin bir yolunu bul, yoksa o sokaklarda tek başına..."
"Hop, yavaş gel be kadın. Kimin odasında, kime şekil yapıyorsun sen?!"
Kapının birden bire sertçe duvara çarpmasıyla ikimiz de irkildik. İçeri giren Yazgı’ydı. Gözleri uykudan hafifçe mahmurlu olsa da, yüzündeki o hırçın, o sokak kızı ifadesi anında kendini belli etmişti. Üzerinde bol bir hırka vardı, saçları darmadağındı ama bakışlarında tek bir korku kırıntısı bile yoktu. Karşısındaki kadının o şık kürklerine, pahalı takılarına zerre bakmadı bile. Kimin annesiymiş, kim ne demiş onun umurunda değildi.
Hülya hanım kaşlarını çatarak Yazgı’ya döndü. "Sen de kimsin? Hadsiz. Bir anneyle kızının konuşmasına nasıl böyle dalarsın?"
"Anne mi? Lan yemişim senin gibi anneyi." diye gürledi Yazgı, odaya doğru iki büyük adım atıp doğrudan Hülya hanım ile benim aramda bir duvar gibi dikilerek. "Sabahtan beri kapının arkasında senin o cırlak sesini dinliyorum. Doğurmuş olmakla anne olunmuyor, anladın mı? Kıza bak be. Zaten zihni darmadağın, ne yaşadığını bilmiyor, bir aydır o depoda canı çıkmış... Sen gelmişsin burada saçından, elinden, parasından bahsediyorsun. Vıdı vıdı etme de ikile hadi buradan."
Hülya hanım şok içinde bir adım geriledi. "Sen benimle nasıl böyle konuşursun? Ben bu kızın annesiyim, onun üzerinde hakkım var."
"Hakkını yedirtirim sana kadın." dedi Yazgı, parmağını Hülya hanımın burnuna doğru sallayarak. "Bak benim asabımı bozma. Sokak kızıyım ben, o çok iğrendiğin sokaklarda büyüdüm, ağzımı açtırma bana şimdi burada, ana bacı kalmaz. Kimin annesi olduğun zerre umrumda değil. Bu kız şu an bu evde, bizim yanımızda. Ve bu odada tek bir kelime daha edip onun canını yakarsan, o fiyakalı kürkünü eline verir, seni bu apartmanın merdivenlerinden aşağı yuvarlarım. Çık git lan bu odadan. Naş."
Hülya hanım öfkeden kıpkırmızı kesildi, çantasını sıkıca kavrayıp Yazgı’ya nefretle baktı. "Terbiyesiz yaratık. Neşe, senin bu pisliklerin arasında kalmana şaşmamalı zaten," dedi ve topuklarını parkeye sertçe vurarak odadan fırlayıp gitti.
Kapı arkasından büyük bir gürültüyle kapandığında Yazgı derin bir nefes aldı, üzerindeki hırkayı düzeltti. Arkasına dönüp yatağın içinde tir tir titreyen bana baktı. O az önceki hırçın, argo konuşan kız gitmiş, yerine gözleri şefkatle dolmuş bir dost gelmişti. Yatağın kenarına ilişti, o sargıları yeni açılmış, yanık izleriyle dolu sol elimi kendi ellerinin arasına aldı.
"Korkma be güzelim," dedi, sesi ilk defa bu kadar yumuşayarak. Gözlerimden bir damla yaş daha süzüldü. Bu halimi görünce dayanamadı. Beni göğsüne yasladı. Başımı onun o bol, sıcak hırkasına doğru gömdüğümde, iki kolunu da etrafıma sıkıca sardı. Saçlarımın kısacık, darmadağın kesilmiş uçlarını avcunun içine alıp başımı yavaşça okşamaya başladı.
"Ağla," dedi Yazgı, çenemi saçlarıma yaslayarak. Sesi o kadar derinden ve sarmalayıcı geliyordu ki, az önce dışarıdaki adamlara ana bacı küfreden o hırçın sokak kızından eser kalmamıştı şimdi. "İçinde ne kadar pislik varsa, o ihtiyarın sana yaşattığı ne kadar acı varsa hepsini dök buraya. Kimseyi dinleme sen. O ananın dediklerini de unut. Seni aldıracakmış... Ulan sen bu dünyaya o şerefsizlere rest çekmek için gelmişsin be kızım. Biz seni bırakır mıyız hiç?"
Ağzımdan saklamak istediğim bir hıçkırık kaçtı.
"Ağla. Ağla ama o gözlerinden akan tek bir damla yaş için bile kendini suçlu hissetme, hatırlayacaksın elbet. Gün gelecek koleksiyon koleksiyon yaptığın rujları tek tek süreceksin dudaklarına."
Duyduğum son kelimeyle birlikte gözyaşlarımın arasında bir anlığına duraksadım. Başımı Yazgı’nın o bol, sıcak hırkasına yasladığım yerden yavaşça kaldırdım. Zihnimdeki o kapkara, sıvasız dehlizlerin içinde bu kelimenin karşılığını aradım ama hiçbir şey bulamadım.
"Ruj mu?" dedim, yüzümü iyice buruşturarak. Sesim hem şaşkın hem de bu fikirden tamamen tiksinir gibi çıkmıştı. Kafamın içindeki o uyuşmuş çocuk ruhu, dudaklarına bir şeyler süren, o şatafatlı salonlarda parıldayan süslü bir kızı hayal bile edemiyordu. "Ben... Ben ruj mu sürüyordum? Hem de koleksiyon yapacak kadar mı? Saçmalık. Benim şu halime bak Yazgı. Aynadaki o darmadağın, kısacık saçlı gölgeye ruj sürsen ne fark eder ki?"
Yazgı yüzümün bu halini görünce dudaklarının kenarında o hırçın ama içimi ısıtan sokak kızı gülüşü belirdi. Gözlerindeki o şefkat dolu bakış hiç değişmeden beni göğsüne biraz daha bastırdı, saçlarımın darmadağın kesilmiş uçlarını tekrar okşadı.
"Ruj ya, bildiğin ruj işte." dedi Yazgı, hafifçe kıkırdayarak. Sesi o kadar samimiydi ki, "Hem de ne rujlar be güzelim. O çok iğrendiğin, o cici bez bebeklerin sürdüğü pembiş pembiş şeylerden değil. Sen ağzına o kıpkırmızı, o acımasız, dünyaya 'bana bakın lan, ben buradayım ve hiçbirinize boyun eğmiyorum' diyen o deli kırmızısını sürerdin. Herkesin ödünü patlatırdın o dudaklarla. Şimdi yüzünü öyle ekşitme bana."
"Ama ben hatırlamıyorum," dedim, sesim yeniden o kırılgan, hayattan vazgeçmiş tona bürünürken. Sol elimdeki o sargıları yeni açılmış yanık izlerine baktım. "Benim bildiğim tek renk o deponun sıvasız tuğlalarının kırmızısı. Betonun grisi, o adamın bana içirdiği ilacın şeffaf rengi... O dediğin kızı, o dik duran Neşe'yi içimde bulamıyorum ben."
"Ben bulurum," dedi Yazgı, çenemi parmaklarının ucuyla kibarca tutup gözlerimi kendi gözlerine dikerek. "Sen bulamıyorsan ben senin yerine o kırmızıyı herkese kusarım, rahat ol sen. Atahan... Yani o dışarıda kıyameti koparan herif var ya, o bile senin o rujunun rengine hastaydı be kızım. Şimdi kapa o sulu gözlerini, biraz dinlen. Kim ne derse desin, kim gelirse gelsin, ben buradayım. Unutma, biz her zaman yanındayız. Arkadaşın değil, ailen olarak."
Bölüm etkileşimi
