29. bölüm / 56
Ruj Lekesi29. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 29. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Canım ne zaman isterse o zaman kuralları çiğnerdim. Tabii bazen bu kuralları çiğnemeye çalışırken kendi bacaklarımı da çiğnediğim gerçeğini hesaba katmıyordum.
Evet, itiraf ediyorum: Ben azıcık, ama gerçekten çok azıcık sakar bir kızdım.
Atahan'ın o geniş omuzlarını takip ederek uzun mermer koridorda ilerlemeye başladım. Devasa, cam kaplı toplantı odasının kapısına sadece birkaç adım kalmıştı. İçeride yaş ortalaması elli olan, jilet gibi takım elbiselerinin içinde nefes almaya korkan bir sürü ciddi adamın bizi beklediğini biliyordum. Kucağımdaki o beş saattir canımı çıkaran klasör yığınını sımsıkı kavrayıp dik başımı yukarı kaldırdım. Tam bir podyum kraliçesi gibi o kapıdan içeri süzülecektim.
"Atahan Bey, yalnız bu mali özetler tam istediğiniz gibi sert oldu," dedim arkasından laf yetiştirerek.
"Güzel, toplantıda göreceğiz Neşe Hanım," dedi Atahan arkasını bile dönmeden, sesindeki o ukala tınıyla.
Tam o esnada, evrenin benim tescilli karizmamla ilgili bambaşka planları devreye girdi.
Sağ ayağımdaki o çok sevdiğim yüksek topuklu botum, tam toplantı odasının kapısının önündeki o kalın, lüks halının kenarına sinsice takılıverdi. Bileğim o kadar ani ve berbat bir şekilde yana doğru döndü ki, koridorda net bir "çıt" sesi yankılandı.
"Aha," dedim içimden, acıyla gözlerimi sımsıkı kapatırken. "Gitti ayak!"
Dengem saliseler içinde altüst oldu. Kucağımdaki o ağır klasörler havaya doğru fırladı; içindeki yüzlerce mali rapor, grafik ve bütçe özeti adeta havada birer martı gibi süzülerek koridorun zeminine saçılmaya başladı. Ben ise koridoru inleterek "Ohaaaa!" diye filtresiz bir çığlık attım ve acıyla kapının pervazına tutunmaya çalıştım ama nafile, sağ ayağımın üzerine basamadan arkaya doğru sendeleyerek düşmeye başladım.
Tam kafamı mermere vuracağımı düşünüp gözlerimi kapatmıştım ki, sırtımda devasa, kaskatı bir duvar belirdi.
Atahan, ani ve inanılmaz derecede çevik bir hamleyle, koca gövdesiyle beni tam düşerken arkamdan yakaladı. Tek bir harekette, tıpkı dün gece kulüpte yaptığı gibi güçlü kolunu belime yerleştirdi ve beni kendine doğru sertçe çekti. Geniş göğsü sırtıma yaslandığında, o buram buram kalite kokan odunsu parfümü koridordaki o gergin havayı anında yuttu. Kalbimin ritmi acıdan ve heyecandan deliler gibi vurmaya başladı.
"Neşe!" dedi Atahan. Sesindeki o profesyonel maske saniyeler içinde yırtılıp gitmiş, yerini tamamen o bildiğim korumacı ve endişeli tona bırakmıştı. Belimi sımsıkı kavrayarak beni dengede tutmaya çalıştı. "İyi misin? Ne oldu birden?"
"Bileğim..." diye inledim, o şirketin ciddiyetini zerre umursamadan yüzümü ekşittim. Dik başımı kaldırmaya çalıştım ama acıdan gözlerimden bir damla yaş süzülmüştü bile. "Resmen burkuldu salak bot yüzünden. Basamıyorum Atahan, çok acıyor."
Toplantı odasının kapısı çoktan aralanmış, içerideki o ciddi yöneticiler kapıdan kafalarını uzatmış şok içinde yerde uçuşan kağıtlara ve bizi bu yakınlıkta şirketin ortasında gören gözlerle bakıyorlardı. Yöneticilerden biri gözlüklerini düzelterek, "Atahan Bey, bir sorun mu var? Toplantı..." diye kekeledi.
Atahan, kapıdaki adamları zerre umursamadan tüm kuralları tek bir nefeste çiğnedi. Gözlerini doğrudan benim o acıdan kıpkırmızı olmuş yanaklarıma, ardından da basamadığım sağ ayağıma dikti. Dudaklarının kenarında o bildiğim ukala ama bu kez tamamen teslim olmuş gülümseme belirdi.
"Toplantı ertelendi beyler," dedi Atahan, sesindeki o emir veren, sarsılmaz tonla koridoru anında buz keserek.
"Ama Atahan Bey, bütçe onayları..." diye araya girmeye çalıştı kır saçlı adam.
"Sonra dedim," diye kestirip attı Atahan, sesindeki o sertlikle.
Daha ne olduğunu anlayamadan, Atahan ani bir hareketle beni adeta bir tüy yansımasıymışım gibi tek bir hamlede kucağına alıverdi.
"Atahan..."
"Ne oldu Çiçek kız?"
"Çok acıyor, kırıldı galiba. Birşey yap."
"Gözlerini kapa, uyumaya çalış, ağrını unut. Ben ve sen varsın. Büyük bir orman var, hadi düşün."
"Anka kuşu uçuyor."
Hafifçe güldüğünü hissettim.
"Sen ve ben dedim Çiçek kız, başka hiçbir şey yok. Ayrıca sen anka kuşunu nereden buldun."
"Anka kuşu uçuyor işte," diye mırıldandım, acının yarattığı o sersemlikle kelimeleri yuvarlayarak. "Bizim hikayemizin kuşu o tatlım, küllerinden doğuyor hani..."
"Ee, başka ne görüyorsun?"
"Yangın var. Bir ev yanıyor..." diye fısıldadım, sesim acının getirdiği o bulanık dumanın arasında iyice kısılarak. Başımı onun o sıcak, sarsılmaz boynuna biraz daha gömdüm. Gözlerimi sımsıkı kapattığım halde o hayali alevlerin turuncu parıltısını zihnimde görebiliyordum. "Her yer alev alev Atahan... İçeride küçük bir kız çocuğu var. Ağlıyor. Duvarlar üstüne üstüne çöküyor ama kimse sesini duymuyor. Kimse gelmiyor onu kurtarmaya."
"O ev yanmıyor artık Çiçek kız," dedi Atahan. Sesi o kadar alçak, o kadar pürüzsüz ve derinden geliyordu ki içimin sızladığını hissettim. Başını hafifçe eğip nefesini şakaklarıma bıraktı. "O küçük kız da yalnız değil. Ben o evin kapısını çoktan kırdım, içeri girdim. Yangın bitti. Şimdi gözlerini açma, sadece bana tutun. Ben buradayım."
"Ama sen de yanacaksın."
"Yanacaksak beraber yanalım, güzelim."
Bölüm etkileşimi
