54. bölüm / 56
Ruj Lekesi54. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 54. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime · Okuduğun bölüm
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hiç kimse anlamıyordu.
Hiç kimse hissettiklerimi anlamıyordu.
Baka bilirmisin hayata benim gözlerimden?
Çöze bilirmisin beynimin gizemini?
Sile bilirmisin unutmak istediklerimi?
Ruhumda kopan fırtınaları canlandıra bilirmisin hayalinde?
Yaşaya bilirmisin aynı acı ve üzüntülerimi?
Boşuna herkes anlıyorum diyordu bana.
Kendimi ben bile anlayamadım daha.
O sıvasız deponun duvarları zihnimin içine örülmüş gibiydi. Herkes bana bakıp "Geçti Neşe, güvendesin," diyordu ama benim adımın Neşe olduğunu bile bu insanlar bana söylemişti.
"Bir bardak daha su ister misin, Neşe?" dedi Yazgı, sesini neredeyse duyamayacağım kadar kısarak. Bana yaklaşırken sanki dokunsa kırılacak bir cam parçasıymışım gibi ürkek davranıyordu.
Başımı yavaşça iki yana salladım. Kulaklarımın hizasında biten o darmadağın, kısacık kesilmiş saçlarıma dokundum yine. Parmaklarım o tellerin arasında gezinirken içimdeki o koca evin külleri havaya savruluyordu. "İstemiyorum," dedim. Sesim kendi kulaklarıma bile bir yabancının sesi gibi geliyordu.
"Hiç birşey istemiyorum." Dedim ve oturdugum yerden kalarak bana verdikleri odaya doğru gitmeye başladım.
Yabancı bir evde, tanımadığım insanlarla kalıyordum. Zihnim, geçmişim, kendim... Hiçbir şey yoktu.
Adım adım uzaklaşıyordum, nefes nefese koştuklarımdan.
Eskiden kimin için canımı ortaya koyduysam, kimin için o boks ringlerinde dövüştüysem, şimdi o insanların hepsinden kaçmak istiyordum. Çünkü onların gözlerinde gördüğüm o eski Neşe, beni sadece daha da yalnızlaştırıyordu. Ben o kız değildim. Olamıyordum.
Yavaşça masaya doğru ilerledim ve o küçük aynayı ellerimin arasına aldım. Aynadaki o solgun, is lekelerinden yeni temizlenmiş yüzüme baktım. Kulaklarımın hizasında biten darmadağın, kısacık kesilmiş saç uçlarıma dokundum. Parmaklarımın ucu titriyordu. O depoda ellerini ısırdığım adamların bıraktığı acıyı, sol elimdeki o kabuk bağlamış yanık izlerini hissettim. İçimdeki o koca beyaz sis perdesi hiçbir soruma cevap vermiyordu.
Yatağın soğuk çarşafına iyice sığındım, gözlerimi kapattım. Dışarıda ne bir silah sesi duyuluyordu ne de o insanların fısıltıları odama ulaşıyordu. Ne yangın vardı, ne de o adamlar.
Burası güvenli Neşe.
Ata'n söz verdi.
Ata'm söz verdi.
Zihnimdeki o yoğun, gri sisin beni tamamen ele geçirmesine izin verdim ve derin bir uykuya daldım. Her şeyden, bu yabancı evden, tanımadığım o insanlardan ve en çok da kendimden kaçmak istiyordum.
Ama uykum da bana huzur vermedi.
Karanlığın ortasında, bilincimin en derin dehlizlerinde aniden kirli, soluk bir ışık belirdi. Kendimi yine o sıvasız, buz gibi deponun ortasında buldum. Ama bu sefer beton zeminde oturan ben değildim.
Karşımda, o titrek ışığın altında henüz yedi ya da sekiz yaşlarında, zayıf, esmer bir erkek çocuğu duruyordu. Üzerinde sadece yırtık pırtık bir tişört vardı. Küçücük elleriyle gözlerinden süzülen yaşları silmeye çalışıyordu. Karşısında ise yüzünü tam olarak seçemediğim ama o buz gibi, kibirli duruşunu nerede görsem tanıyacağım bir adam dikiliyordu. Adamın elinde kalın, simsiyah deri bir kemer vardı.
"Ağlama dedim sana!" diye kükredi o adamın sesi. Sesi deponun çıplak tuğlalarında öyle bir yankılandı ki, uykumun içinde ruhumun titrediğini hissettim. "Ringde o çocukları yere sereceksin!"
Küçük çocuk hıçkırarak dik başını kaldırdı, gözlerindeki o keskin, hırçın bakışla adama baktı. "Canım acıyor... İstemiyorum," diye fısıldadı çocuk sesiyle.
Ama adam acımadı. Elindeki o kalın deri kemeri havaya kaldırdı ve küçük çocuğun o zayıf sağ omzuna doğru sertçe indirdi.
O kırbaç gibi patlayan ses uykumun ortasında beynime saplandı. Küçük çocuk acıyla yere yığıldı ama bağırmadı. Dişlerini sıktı, sırtını tuğla duvara yaslayıp o adama nefretle baktı. O küçücük çocuğun omzuna inen her darbede, sanki benim de etim sızım sızım sızladı. İçimdeki o koca ev bir kez daha yandı.
"Hayır... Dur!" diye sayıklayarak ani bir sıçrayışla gözlerimi açtım.
Nefes nefşeydim. Göğsüm hızla kalkıp iniyordu, yastığım gözyaşlarımdan sırılsıklam olmuştu. Karanlık odada yatağın içinde doğruldum ve titreyen ellerimle yüzümü kapattım.
Kabustu... Sadece bir kabustu ama o kadar gerçekçiydi ki.
Zihnim bana yine en büyük oyununu oynamıştı. O ağlayan, omzuna kemer vurulan esmer erkek çocuğunu hayatımda hiç görmemiştim. Kim olduğunu, o sıvasız deponun neresi olduğunu bilmiyordum. Ama içimdeki o tuhaf, o kapkara sızı bana fısıldayıp duruyordu.
Kendi kendime, o odanın zifiri karanlığına doğru mırıldandım.
"Daha önce... Daha önce ben bu sesi duymuştum sanki. Bu acıyı, bu kırbaç sesini daha önce bir yerde dinlemiştim..."
Bölüm etkileşimi
