38. bölüm / 56
Ruj Lekesi38. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 38. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime · Okuduğun bölüm
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Neşe Deray
Gök gürültüsü gökyüzünü yırtarken, dışarıda tam bir leysan vardı. Yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyor, damlalar ahşap evin camlarına sertçe vuruyordu. Hava tamamen kararmıştı. Odanın içindeki loş ışıkta, pencerenin kenarına kadar güçlükle yürüdüm. Sağ bacağımdaki o muazzam alçının ağırlığı her adımda canımı yaksa da umursamadım. Koltuk değneğime iyice tutunup perdeyi hafifçe araladım ve dışarıya baktım.
Nefesim boğazımda düğümlendi.
Gitmemişti...
Atahan, o devasa gövdesiyle pencerenin tam altındaki taş basamakta oturuyordu. Üzerindeki beyaz gömlek sırılsıklam olmuş, vücuduna yapışmıştı. Saçlarından akan yağmur suları, yüzündeki o patlak dudağın, dünkü kavganın izlerinin üzerinden süzülüyordu. Ne o lüks arabasına binip gitmişti ne de beni bırakıp o çok sevdiği iş dünyasına, büyük iş yerindeki sorumluluklarına dönmüştü. Sadece öylece duruyor, soğuk rüzgara ve dinmeyen leysana meydan okuyordu.
Biz evli falan değildik. Onun karısı da değildim. O sokağın ortasında bana "karım" diye haykırmıştı ama aramızda resmi hiçbir bağ yoktu. Sadece kalbini onun o karanlık dünyasına kaptırmış, geçmişinin gölgesinde kalmış yaralı bir kızdım ben. Ama onu orada, o soğukta öylece görmeye de kalbim dayanmıyordu.
Pencereyi yavaşça araladım. Soğuk dağ havası ve yağmur damlaları anında yüzüme çarptı.
"Ne yapıyorsun orada?" diye bağırdım, sesimi leysanın uğultusuna duyurmaya çalışarak. "Gitmedin mi sen hâlâ?"
Atahan sesimi duyunca başını yavaşça yukarı kaldırdı. O koyu, keskin gözleri karanlıkta bile öyle bir parladı ki, içimdeki o yanan evin bütün külleri yeniden havalandı.
"Gitmeyeceğim Neşe!" diye bağırdı aşağıdan. Sesi yağmura rağmen net ve kararlıydı. "Beni dinleyene kadar, yüzüme bakana kadar buradan bir adım bile atmayacağım!"
"Islandın, sırılsıklam oldun! Hasta olacaksın!" dedim öfkeyle. "Git buradan Atahan! Git o ciddi işlerinin, şatafatlı hayatının başına!"
"Umrumda değil!" dedi ayağa kalkarak. Merdivenleri tırmandı ve pencere hizama kadar geldi. "Sen burada böyle kırgınken, ben hiçbir yere gidemem!"
O sırada arkamdan Asiye nenenin sesi duyuldu. Elinde bir havluyla odaya girmişti. Kaşlarını çatarak dışarıdaki Atahan’a baktı. "Kızım, al içeri şu deliyi! Bu gidişle zatürre olacak, başımıza kalacak!" dedi hırçın bir sesle.
Kapıya doğru yöneldim, kilidi açtım. Atahan kapıdan içeri adımını attığı an odunsu, erkeksi kokusu sırılsıklam olmuş teninden odaya yayıldı. Saçlarından damlayan sular ahşap zemine damlıyordu. Göğsündeki sargı bezi tamamen ıslanmıştı ve altındaki taze bıçak yarasının yer yer kanadığı belliyi.
"Sen gerçekten delisin," dedim değneğime yaslanıp ona dik dik bakarak. "Neden buradasın? Leyla'nın hatırasıyla yaşarken benimle ne işin var?"
Atahan bana doğru bir adım attı, aramızdaki mesafeyi tamamen kapattı. Islak ellerini yavaşça yanaklarıma yerleştirdi. Başımı benden kaçırmasın diye sabitledi. Teninin sıcaklığı yüzümü kavururken, gözlerindeki o yorgun savaşçı tamamen savunmasızca karşımda duruyordu.
"Bana bak Çiçek kız," dedi, sesi o kadar alçak ve boğuktu ki tüm dünyanın sesini susturdu. "O süslü kadının sana anlattığı her şeyi öğrendim. Ama yemin ederim, sende aradığım şey Leyla değildi."
Acı bir gülüş firar etti dudaklarımdan. Gözlerime hücum eden yaşları artık saklamıyordum. "Yalan söyleme Diken adam," dedim, sesim titriyordu. "Sen o kazanın bedelini, o kadının ölümünün vicdan azabını o yumruklarla ödemeye çalışıyordun. Beni de sadece o boşluğu doldurmak için hayatına aldın. Ben senin geçmişini temize çekeceğin o ruj güzeli değilim. Üstelik biz sevgili bile değiliz, bana hesap vermek zorunda değilsin."
Atahan’ın gözleri acıyla kasıldı. Ellerinden biri saçlarımın arasına sızdı ve beni kendine daha da yaklaştırdı.
"Leyla benim geçmişimdi, evet. O kazada ölen oydu, yaşayan ölüye dönen bendim," dedi, sesi kalbimin tam ortasına batarken. "Ama ben o ringe ölmek için çıkıyordum Neşe. Ta ki sen o gece kulübün ortasında karşıma çıkana kadar. Sen beni o cehennemden çekip çıkardın. Ben o ringlerde acıyı unutmuyordum, ben seninle ilk defa yaşadığımı hissettim. Anla artık şunu."
Yüzünü yüzüme o kadar yaklaştırdı ki, alınlarımız birbirine değdi. Yağmur suları ve gözyaşlarım birbirine karışırken, o her şeyi yöneten, herkese emirler yağdıran büyük adam, karşımda resmen teslim olmuştu.
"Ben Leyla'yı çoktan toprağa gömdüm Çiçek kız," dedi, sesindeki samimiyet içimdeki bütün şüpheleri tek tek yakıp kül etti. "Ama seni... Seni kalbimin tam ortasına koydum. Gitme. Resti bana çek, kaderine çek ama bizi burada, bu fırtınanın ortasında bırakma."
Güldüm.
"Oysaki fırtınanın sen olduğunu bilmiyor muydun başkanın oğlu?"
"Eğer fırtına bensem," dedi, ellerini yavaşça belime dolayıp beni kendine biraz daha çekerken. Sesi leysan yağmurunun sesini bastıracak kadar derinden geliyordu. "Seni yakıp yıkmaya değil, o yanan evinin küllerinden yeniden doğurmaya geldim. Bu fırtınadan kaçamazsın Neşe. Kaçmaya çalıştığın her patika yine bana çıkacak."
"Kaçtığımı kim söyledi?" diyerek dik başımı hafifçe kaldırdım. Parmaklarımı onun ıslak saçlarının arasına geçirdim. "Sadece... fırtınanın merkezinde durmanın biraz tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Özellikle de bacağım bu haldeyken." Fısıldadım ve devam ettim.
"Doğru seni öptüm, ama sarhoştum. Sonra... Sen beni öptün. Ödeştik. Artık karşıma çıkma başkanın oğlu. Her fırtına sen ol, yak, yık ama beni kendine düşman etme."
Kalbimin ne kadar hızlı attığını, göğsümün nasıl körük gibi inip kalktığını görmesine izin vermeden, yüzümün iki yanındaki o ıslak, bandajlı ellerini yavaşça ama kararlı bir şekilde ittim.
Odanın kapısını açtım, içeri girdim ve kapıyı arkamdan yavaşça kapattım. Sırtımı ahşap kapıya yasladığımda, rüzgarın uğultusu ve camları döven leysanın sesi odanın içini doldurdu. Gözlerimi kapattım ve tırnaklarımı avuçlarıma geçirdim.
Bu gece, hayatımın en uzun ve en karanlık gecesi olacaktı; biliyordum.
Bölüm etkileşimi
