Ruj Lekesi kitap kapağı

46. bölüm / 56

Ruj Lekesi

46. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vanessa Kızı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 56Şu an: 46. Bölüm

Sabahın ilk ışıkları o sıvasız deponun yüksek pencerelerinden içeri sızarken, betonun o buz gibi soğuğu bütün kemiklerimi sızlatıyordu. Gece boyunca ne gözüme tek bir damla uyku girmişti ne de sağ bacağımdaki o muazzam alçının sızısı dinmişti. Kısacık kesilmiş saçlarım alnıma dökülmüş bir halde, sırtımı duvara yaslamış öylece bekliyordum.

Tam o sırada yukarıdaki demir kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Dün gece elini ısırdığım ve burununu kırdığım korumaların yerine, bu kez üzerlerinde takım elbise olan başka iki adam merdivenlerden aşağıya indi. Yüzlerinde hiçbir acıma kırıntısı yoktu.

Elimi ısırdığım koruma arkalarından gelip önüme eski bir tablet bıraktı. Eli sargılıydı ve bana hala nefretle bakıyordu.

"Patronun sana bir sabah hediyesi var, küçük kız," dedi sargılı elini havada sallayarak. "Bak bakalım, o uğruna bacağını, saçını feda ettiğin adam aslında kimin eseriymiş."

Adam tablete dokundu ve video kaydını başlattı. Ekrandan cızırtılı bir ses yükseldiğinde gözlerimi tablete diktim.

Görüntü çok eskiydi. Muhtemelen yirmi yıl öncesine aitti ve tam olarak şu an içinde bulunduğum bu sıvasız deponun ortasında çekilmişti. Ekrandaki o titrek ışıkta, henüz yedi ya da sekiz yaşlarında, zayıf, esmer bir erkek çocuğu gördüm.

Atahan’dı.

Çocukluk haliydi ama o yaşta bile o keskin, koyu gözlerindeki o hırçın bakış aynıydı. Üzerinde sadece yırtık bir tişört vardı. Karşısında ise Atahan'ın babası, o gençlik haliyle, elindeki kalın deri kemeri sallayarak dikiliyordu.

"Ağlama dedim sana!" diye kükredi ekrandaki o ihtiyar adamın gençlik sesi. "Bulut ailesinin erkekleri ağlamaz! Ringe çıkacaksın ve o senden büyük çocukları yere sereceksin!"

Küçük Atahan, gözlerinden süzülen yaşları sargısız küçücük elleriyle silmeye çalışırken dik başını kaldırdı. "Baba, canım acıyor... İstemiyorum," diye fısıldadı çocuk sesiyle.

Ama adam acımadı. Kemeri küçük çocuğun o zayıf sağ omzuna doğru sertçe indirdi. Şak. Ses deponun duvarlarında öyle bir yankılandı ki, şu an oturduğum yerde kalbimin ortasından bir parça koptu sandım. Küçük Atahan acıyla yere yığıldı ama o yaşta bile bağırmadı. Dişlerini sıktı, tıpkı dün gece benim yaptığım gibi, sırtını duvara yaslayıp babasına nefretle baktı.

"Bu daha başlangıç," dedi yanımdaki koruma, alaycı bir sesle gülerek. "Patron onu bir boksör, bir canavar yapmak için bu depoda aylarca kilitli tuttu. İzle, izle..."

Kayıt hızla ileriye sarıldı. Yıllar geçti, görüntüler değişti. Atahan büyüdü, omzundaki kemer izleri derinleşti, yumrukları sertleşti. Her kayıtta bu sıvasız deponun soğuk betonunda aç, susuz bırakılan o çocuğu izledim. Babasının ona çektirdiği bu işkenceler, ruhunu nasıl kuruttuğunun en somut kanıtıydı. Benim Diken Adamım, bu cehennemin içinde bir çocuk olarak diri diri yakılmıştı zaten.

Ve son kayıt başladı.

Atahan artık on altı yaşındaydı. Boyu uzamış, omuzları genişlemişti ama gözlerindeki o derin, bitmek bilmeyen yalnızlık hiç değişmemişti. Bu kez deponun ortasında babasının karşısında dimdik ayakta duruyordu.

"Ben boksör olmayacağım," dedi genç Atahan, sesi ilk defa bu kadar tok ve kararlı çıkıyordu. "Senin o karanlık salonlarında, o kirli paralarının içinde kalmayacağım. Ben asker olacağım, baba. Bu şehirden de, senden de çekip gideceğim."

Ekrandaki ihtiyar adam duraksadı. Yüzündeki o kibirli gülüş anında silindi. "Asker mi?" dedi alçak bir sesle. "Sen benim malımsın Atahan. Benim çizdiğim yoldan başka bir yere gidemezsin."

"Gideceğim!" diye bağırdı genç Atahan, babasının yüzüne karşı meydan okuyarak. "Askere gidiyorum. Asker olacağım ben."

İhtiyar adam hiçbir şey söylemedi. Sadece arkasındaki korumalarına hafifçe bir işaret verdi. Üç koca adam genç Atahan’ın üzerine çullandı. Atahan ne kadar boksör olsa da on altı yaşındaydı, dayanamadı. Onu yaka paça yakalayıp tam olarak şu an benim oturduğum o paslı demir sandalyeye fırlattılar.

"Burada kalacak," dedi babası, kameraya doğru bakarak. "Askerlik sevdasını o beyninden sökene kadar bu depodan çıkmayacak."

Görüntü aniden karardı ve tabletin ekranı kapandı.

Gözlerimden akan yaşlar, ağzımın kenarından süzülüp çıplak boynuma doğru akarken yanımda dikilen korumaya baktım. İçimdeki o koca ev tamamen yanmıştı belki ama şimdi o enkazın altından devasa bir öfke yükseliyordu.

"Gördün mü?" dedi koruma, tableti yerden alırken. "Atahan o askeri üniformayı hiçbir zaman giyemedi. Patron onu bu odada, tam senin oturduğun bu yerde kırıp kendi kölesi yaptı. Sen kimsin ki o adamın elinden Atahan'ı alabileceğini sanıyorsun?"

...

Bir ay sonra...

Aklımı yitiriyordum. Hafızam gidiyordu.

Bu sıvasız, buz gibi deponun içinde kaç gün, kaç hafta geçtiğini artık hesaplayamıyordum. Zaman, duvarların tepesindeki o küçük pencerelerden sızan ışığın rengi gibi solup gidiyordu zihnimden. Bacağımdaki o koca mermer alçı çoktan gevşemiş, sargılı ellerimdeki yaralar kabuk bağlamıştı ama asıl yangın beynimin içinde, o karanlık dehlizlerde çıkmıştı.

İçimde bir şeyler her gün parça parça eksiliyor, siliniyordu.

Demir kapının sürgüsü açıldı. İhtiyar adam, o simsiyah pahalı takım elbisesiyle ve elindeki o gümüş saplı bastonuyla merdivenlerden aşağıya yavaş yavaş indi. Arkasındaki koruma, elinde bir tepsi dolusu yemekle onu takip ediyordu. Yemeklerin kokusu odaya yayıldığında midem bulandı ama içimde tuhaf, durdurulamaz bir açlık da hissettim.

İhtiyar adam önümde durdu, bastonunu beton zemine vurdu. "Bugün nasılsın, küçük kız?" dedi. Sesindeki o kibirli, keyifli ton hiç değişmemişti. "Bak, senin için en sevdiğin çorbayı hazırlattım. Ye ki gücün yerine gelsin."

Tepsiyi önüme bıraktılar. İhtiyar adamın bizzat kendi elleriyle çorbanın içine o küçük cam şişeden damlattığı o şeffaf, kokusuz sıvıyı görmüyordum artık. Farkında değildim. O ilacın her bir damlası, benim bu hayatta en çok değer verdiğim şeyleri, ruhumun en derinindeki o isimleri benden koparmak için kana karışıyordu.

Kaşığı titreyen ellerimle kavradım ve o çorbayı içtim. İlacı her yuttuğumda zihnimin üzerine bir sis perdesi daha iniyordu. Şehrin o sahte dünyasından kalma yüzler, o yeraltı boks salonunun vahşi gürültüsü, beni kurtarmak için ağlayan o arkadaşlarımın sesleri... Hepsi uzaklaşıyordu. En sevdiklerim, canım pahasına korumak istediğim o anılar teker teker beni terk ediyordu. Kim olduğumu, buraya nereden geldiğimi bile sislerin arkasında arar olmuştum.

"Aferin," dedi ihtiyar adam, benim o çaresizce çorbayı içişimi izlerken sol yanağındaki o nefretlik çizgiyle gülerek. "Böyle uslu olursan, bu odada çok daha rahat edersin. Yakında içindeki o hırçın fırtınadan hiçbir şey kalmayacak."

Onlar yukarı çıkıp demir kapıyı üzerime mühürlediklerinde, karanlığın ortasında yapayalnız kaldım.

Elimdeki küçük, keskin bir taş parçasını sımsıkı kavradım. Vücudumdaki o uyuşukluğa, beynimi uyuşturan o ağır ilacın etkisine direnmeye çalışarak yerdeki beton zemine doğru eğildim. Sol kolumdaki o kelepçenin izin verdiği ölçüde, betonu kazımaya başladım.

ATA

Taşın çıkardığı o tiz, gıcırdayan ses deponun çıplak duvarlarında yankılandı. Duvarın sıvasız tuğlalarına, oturduğum yerin hemen yanındaki betonun üzerine, parmaklarım kanayana kadar aynı ismi kazıdım. Her yere, bulabildiğim her boşluğa büyük harflerle bu üç harfi kazımıştım.

ATA.

Yere kazıdığım o harflerin üzerine sargısı açılmış parmaklarımı koydum. Derin bir nefes aldım, gözlerimden süzülen yaşlar çıplak boynuma doğru akarken yerdeki yazıya boş gözlerle baktım.

"Ata..." diye mırıldandım, sesim o koca deponun sessizliğinde kayboldu.

"Ata kim?"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

48okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18