6. bölüm / 56
Ruj Lekesi6. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 6. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Telefonuma baktım bir daha her geçen dakika gizemli adamdan bir mesaj bekliyordum.
Aptal bir kızdım. İki sevgi gösterene kalbimi açardım. Nedenini bilmiyorum. Belki daha az sevildim, belkide sevilmenin nasıl bir his olduğunu tam olarak hiç öğrenemedim.
İnsanlar dışarıdan beni gördüklerinde her zaman çok mutlu, süslü, istediği an gülen, istediği an herkese resti çeken o inatçı ve dik başlı Neşe’yi görürlerdi.
Kimseye boyun eğmezdim, canım nasıl isterse öyle davranırdım.
Daha çok canımın acısı bana yön verirdi.
Ama kimse o rengarenk, sıra sıra dizdiğim ruj koleksiyonumun arkasındaki o büyük boşluğu görmezdi. Ben o parıltılı renklerin arkasına, çocukken kırılan kalbimi saklıyordum.
Çünkü benim annem, beni yıllar önce hiçbir şey söylemeden terk edip gitmişti.
Henüz çok küçük bir çocukken, bir sabah uyandığımda evde onun kokusunu bulamamıştım. Giderken arkasında ne bir not bırakmıştı ne de bana sarılıp "Hoşça kal kızım" demişti. O günden sonra içimde hep bir suçluluk duygusuyla büyüdüm. "Ben kötü bir çocuk muyum ki annem beni bırakıp gitti?" sorusu yıllarca beynimin içinde yankılandı.
İşte bu yüzden, büyüdükçe kendime aşılmaz duvarlar ördüm. Kimse canımı yakamasın, kimse beni bir daha terk edemesin diye o inatçı, kuralsız kıza dönüştüm.
Ve ne zaman içim acısa, gidip kendime yeni bir ruj aldım.
Dudaklarımı en iddialı renklere boyadım ki, yüzümdeki o mutsuzluğu kimse fark etmesin.
Üzerime sarı bir elbise giymeyi seçmiştim. Benim hiç uzun elbisem ve ya eteğim yoktu. Hep kısa giyerdim, tarzım buydu ve bugüne kadar kimse bana ne giyeceğimi söyleyememişti.
Bu sarı mini elbise de hem benim o bildik asi tarzımı yansıtıyordu hem de tenime garip bir canlılık katmıştı.
Aynanın karşısına geçip en kutsal köşeme baktım. O kadar rujun arasından, dün gece ona söz verdiğim o en iddialı, en çarpıcı kadife kırmızısını seçtim. Dudaklarıma dikkatlice sürerken kendime gülümsedim. "İşte bu," dedim kendi kendime. "Neşe yine yerinde."
Tam saat sekizde kapının önünden hafif bir korna sesi yükseldi. Pencereden baktığımda dün geceki o koca konvoyun olmadığını gördüm. Sadece tek bir lüks, siyah spor araba duruyordu ve direksiyonda bizzat o vardı.
Korumalarını gerçekten de getirmemişti.
Telefonumu küçük çantama atıp hızla aşağı indim. Apartman kapısından çıktığımda, arabadan inip kapıya yaslanarak beni bekleyen adamla göz göze geldim.
Üzerinde yine bir takım elbise vardı ve gömleğinin üst düğmeleri açıktı. Beni sarı mini elbisemle gördüğü an, o keskin gözleri baştan aşağı ağır ağır süzdü beni.
Dudaklarındaki o bildik ukala gülümseme bu kez yerini tamamen büyülenmiş bir bakışa bırakmıştı.
"İnatçılığından zerre ödün vermiyorsun bakıyorum," dedi, arabanın kapısını benim için açarken. Gözleri hâlâ mini elbisemin üzerindeydi. "Sarı sana çok yakışmış Ruj Güzeli. Tabii o kırmızı da söz verdiğin gibi yerinde."
"Ben sözümü tutarım Gizemli Yabancı," dedim, başımı dik tutarak yanından geçip koltuğa kurulurken. "Geri adım atmak benim kitabımda yazmaz. Ee, artık bu yemeğin hakkını verirsin umarım."
Arabanın kapısı büyük bir konforla kapandığında, içerideki o odunsu ve lüks parfüm kokusu anında beni sarmaladı. Eteğimi şöyle bir düzeltip arkama yaslandım.
Yanımda oturan adam sanki bir moda dergisinden fırlamış gibiydi. Direksiyonu tutuşu, o pahalı saati ve rahat tavırları... Cidden acayip havalı duruyordu ama havayı dağıtmak benim işimdi.
"Ee," dedim, çantamı dizlerimin üstünde ritmik bir şekilde pat pat vurarak. "Nereye gidiyoruz şimdi? Umarım beni o böyle minicik tabaklarda, üstüne sos damlatılmış yapraklar servis eden sosyetik yerlere götürmüyorsundur. Çünkü eğer öyleyse, yolda bir yerlerde durup bana çift köfteli burger almak zorunda kalırsın."
Gözlerini yoldan ayırmadan hafifçe güldü. Sesi arabanın içinde o kadar tatlı bir tınıyla yankılandı ki, ister istemez yüzümde bir gülümseme belirdi. "Çift köfteli burger mi?" diye tekrar etti, şaşırmış gibi bana doğru kısa bir bakış atarak. "Bu sarı şık elbisenin altında gizli bir gurme yattığını bilmiyordum. Ben de istiridye falan seversin diye düşünmüştüm."
"İstiridye mi? Yaa iğrenç." dedim yüzümü ekşiterek. "Denizden babam çıksa yerim diyenlerden değilim ben tatlım. Canlı canlı sümüksü bir şeyi yutma fikri beni benden alıyor. Ben patates kızartması ve bol ketçap insanıyım, vizyonumu bununla sınırladım."
"Anlaşıldı," dedi, arabayı geniş ve ışıklı bir caddeye doğru sürerken. Dudaklarının kenarındaki o keyifli kıvrım hiç kaybolmuyordu. "O zaman bu akşam senin lüks gurme anlayışını biraz esnetmek zorunda kalacağız desene."
"Bakacağız artık," diyerek omuz silktim.
"Peki senin favorin ne? Böyle gizemli, sürekli resmi işleri olan adamlar ne yer ne içer cidden merak ediyorum. Sabah kahvaltıda protokol kuralları falan mı çiğniyorsunuz?"
Bu sefer sesli bir kahkaha attı. Direksiyondaki elini hafifçe gevşetip bana baktı. "Protokol kuralları çiğnemek mi? İlginç bir kahvaltı menüsü. Ama hayır, ben de senin gibi dümdüz kahve içiyorum. Hatta bu sabah resmi işler yüzünden aceleden kahvaltıyı bile atladım."
"Aaa, büyük günah." dedim hemen şaşkınlıkla araya girerek. "Kahvaltı günün en kutsal anıdır bir kere. Ben sabah o otuz üç tane ruju dizerken bile bir yandan tostumu kemiriyordum. Hayatı kaçırıyorsun resmi adam."
"Rujların ve tostun... Harika bir kombinasyon," diye mırıldandı, sesindeki o eğlenen ton içimi ısıttı. "Peki o rujların hepsini tek bir günde sürmeyi deneyecek misin cidden? En çok hangisini sevdin?"
"Tabii ki dün gece sana söylediğim o kadife kırmızısını!" dedim gururla dudaklarımı işaret ederek. "Zaten şu an dudaklarımda parlayan şey tam olarak o. Nasıl, sence de gecenin dördünde uykunu bölmene değmemiş mi?"
Arabayı büyük, palmiye ağaçlarıyla süslü, önünde valelerin sıra sıra dizildiği ışıl ışıl bir restoranın önünde yavaşlattı. Tam durduğumuzda motoru kapattı ve bana doğru döndü. Gözlerindeki o koyu, derin bakışlar bu kez tamamen yumuşamıştı.
"Değmiş," dedi, sesi bir an için ciddileşerek.
"Hatta fazlasıyla değmiş Ruj Güzeli."
Bölüm etkileşimi
