2. bölüm / 56
Ruj Lekesi2. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 2. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın sekizinde gözlerimi açtığımda, odama vuran güneş ışığından önce aklıma gelen ilk şey o oldu. Dudağımdaki yapışkan ruj kalıntıları ve gecenin dördünde tamamen sallama bir numaraya attığım o pervasız mesajlar.
Yatağın içinde hızla doğruldum. Saçlarım birbirine girmişti ama benim şu anki derdim kesinlikle saçlarım değildi. "Kızım Neşe," dedim kendi kendime, yataktan aşağı salladığım bacaklarıma bakarak. "Sen harbiden delisin. Gecenin köründe tanımadığın bir adama resmen alışveriş randevusu verdin. Ya karşına elli yaşında, göbekli, kel bir amca çıkarsa?"
Aman neyse neydi.
Ben Neşe'ydim.
Canım ne isterse onu yapardım. Eğer o adam bana ters bir şey yapmaya kalkarsa, çantamı kafasına yerleştirir, arkama bile bakmadan topuklardım.
İnatçıysam, dik başlıysam bir sebebi vardı elbet; kendimi korumayı iyi bilirdim.
Yataktan fırlayıp odamın en kutsal köşesine, yani devasa ruj koleksiyonumun olduğu masaya doğru ilerledim.
Burası benim küçük cennetimdi.
Sıra sıra dizilmiş likit rujlar, parlatıcılar, mat seriler... Renklerine göre, markalarına göre, hatta kapaklarının parlaklığına göre bile ayırmıştım onları. Elime dün kargodan çıkan o lanet çiğ nar çiçeği rengini aldım.
Aynaya bakıp dudağıma şöyle bir sürdüm.
"Iyy, iğrenç," diye söylendim kendi kendime, yüzümü ekşiterek. "Resmen beni rüküş göstermek için üretilmiş bu renk. Hayır yani, kadife kırmızısı sipariş etmek bu kadar mı zor bir istek? Bunu tasarlayan tasarımcının renk körü olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam."
Ruju hemen bir peçeteyle silip masanın üzerine fırlattım. Bugün o iddiayı kazanacaktım. O gizemli yabancı bana o bir düzine ruju tıpış tıpış alacaktı.
Gardırobun kapağını hızla açtım. Bugün dik başlılığımı kıyafetimle de göstermeliydim. Gözüme çarpan ilk şeyi, o çok sevdiğim siyah mini eteğimi askıdan çekip aldım. Üzerine de toz pembe, hafif salaş bir sweatshirt geçirdim.
Saçlarımı tepeden sıkı bir at kuyruğu yapıp aynanın karşısına geçtim. Fena olmamıştım.
Hatta bence harika görünüyordum.
Tam o sırada yatağın üzerindeki telefonum acı acı titremeye başladı. Koşarak telefonu elime aldım. Mesaj bizim kızlar grubundan değildi. Gizemli Yabancı yazıyordu ekranın üstünde.
Derin bir nefes alıp pencerenin kenarına adımladım. Perdeyi hafifçe aralayıp aşağıya baktım ama caddede henüz şüpheli bir şey yoktu. Yatağın üzerine bağdaş kurup oturdum ve parmaklarımı ekranda hızla oynatarak ona yazmaya başladım.
Siz: Günaydın Gizemli Yabancı. Umarım kahvemi unutmamışsındır, çünkü kahvesiz uyanan bir Neşe ile karşılaşmak isteyeceğin en son şey bile olamaz.
Cevabın gelmesi otuz saniye bile sürmedi. Adam resmen tetikte bekliyordu.
Gizemli Yabancı: Günaydın Ruj Güzeli. Kahven arabanın bardaklığında, tam istediğin gibi sütsüz ve sert.
Gizemli Yabancı: Beş dakikaya attığın konumda olacağım. Umarım gece klavyenin arkasına sakladığın o büyük cesaretini sabah yatağında bırakıp gelmiyorsundur.
Mesajı okurken dudaklarımı yukarı doğru kıvırdım. Kendi kendime, "Hah, bak hele sen şuna. Beni neyle korkutmaya çalışıyor?" diye mırıldandım.
Siz: Cesaretim tam olarak üzerimde tatlım. Gel de görelim bakalım kim geri adım atacak.
Gizemli Yabancı: Güzel. Dik başlı kızları severim.
Gizemli Yabancı: Ama kapının önüne çıktığında neyle karşılaşacağını bilmediğin için bu kadar rahatsın.
Siz: Amma gizem kastın he. Altı üstü bir araba işte. Ne yani, uzay mekiğiyle mi geleceksin kapıma?
Gizemli Yabancı: Camdan dışarı bak. Geldim.
Telefonu elimde sıkarak hızla ayağa kalktım. Perdeye doğru adımlarken içimden, "Alt tarafı normal bir çocuk işte, sakin ol Neşe," diyerek kendimi teskin etmeye çalışıyordum. Perdeyi tamamen kenara çekip sokağa baktığımda ise kelimenin tam anlamıyla nutkum tutuldu.
Bizim sıradan, mahalle arasındaki sokağın tam ortasında, simsiyah, camları zifiri karanlık, devasa ve aşırı lüks bir makam aracı duruyordu. Arabanın önünde ve arkasında iki tane daha siyah araç vardı ve etrafta takım elbiseli, kulaklıklı adamlar adeta etten bir duvar örmüştü.
"Oha..." diye fısıldadım, gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi olurken.
"Bu ne be? Cumhurbaşkanı falan mı geliyor mahalleye?"
Tam o sırada en ortadaki lüks aracın arka kapısı yavaşça açıldı. İçinden uzun boylu, geniş omuzlu, siyah takım elbisesinin içinde kusursuz görünen genç bir adam indi.
Güneş gözlüklerini yavaşça burnunun ucuna indirip doğrudan benim odamın pencerisine doğru baktı. Göz göze geldiğimiz an, dudaklarının kenarında o ukala, kendinden emin gülümseme belirdi.
Telefonum elimde tekrar titredi.
Gizemli Yabancı: Aşağıya gel Ruj Güzeli. Kahven soğuyor.
Bölüm etkileşimi
