Ruj Lekesi kitap kapağı

31. bölüm / 56

Ruj Lekesi

31. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vanessa Kızı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 56Şu an: 31. Bölüm

Büyük bir yangın vardı ormanda. Devasa alevler gökyüzünü kapkara bir dumana boğuyor, asırlık ağaçlar çıtırdayarak devriliyordu. Ben o alevlerin tam ortasındaydım. Üzerimde yine o kısa beyaz elbisem vardı ama her yeri küllerle kaplanmıştı. Gitmek istiyordum, kaçmak istiyordum ama sağ ayağım mermer bir bloka sıkışmış gibi kımıldamıyordu.

"Ata!" diye bağırdım. Sesim dumanın içinde boğuldu. "Ata, neredesin?"

Tam o sırada alevlerin arasından o yanan ev belirdi. Çocukluğumun o kokusuz, kimsesiz yanan evi... Duvarlar üzerime doğru çökerken içeriden bir anka kuşu havalandı ama kanatları alevler içindeydi.

Kuş gökyüzüne doğru uçmaya çalışırken birden yere, tam önüme düştü. Maskesi yüzünden düşmüş, göğsü kanlar içinde kalmış Atahan’dı o.

"Yanacaksak beraber yanalım demiştin. Söz vermiştin." diye haykırdım, toprağı yumruklayarak.

"Neredesin, Ata?"

"Ata?"

"Neredesin Ata?"

Devasa bir alev dalgası ikimizin de üzerine doğru çökerken nefesim tamamen kesildi.

"Ata!"

Kendi çığlığımla yatağın içinde hızla doğruldum. Göğsüm hızla inip kalkıyor, alnımdan soğuk terler süzülüyordu. Gözlerimi panikle açtığımda, odanın içindeki o karanlık ve derin sessizlikle karşılaştım. Kabustu. Sadece berbat bir kabustu. Kalbim sanki yerinden fırlayacakmış gibi deliler gibi atarken nefesimi düzene sokmaya çalıştım.

Tam o sırada odanın loş ışığında, yatağın hemen kenarındaki o tekli deri koltukta oturan karaltıyı fark ettim.

Atahan oradaydı.

Başımı yavaşça ona doğru çevirdiğimde nefesim bir kez daha boğazımda düğümlendi. Koltuğa yaslanmış, nefes nefese duruyordu. Üzerinde hiçbir şey yoktu; çıplak göğsü loş ışıkta parlıyordu ama o her zamanki pürüzsüz, heybetli vücudu bu kez darmadağın olmuştu. Gitmişti. Ben gün boyu yatakta esir hayatı yaşayıp onunla mesajlaşırken, o yine o kuralsız yeraltı ringine çıkmıştı.

Göğsünün tam ortasında, sol yanına doğru uzanan keskin, taze bir bıçak sıyrığı vardı. Kan sızıyordu. Parmak boğumlarındaki boks bandajları yırtılmış, tenine kan karışmıştı. Gözleri loş karanlıkta bana bakıyordu ama o ukala, insanı delirten adam gitmiş, yerine acısını saklamaya çalışan yorgun bir savaşçı gelmişti.

Ona bakarken içimdeki o korku saniyeler içinde devasa bir öfkeye dönüştü. Dik başımı yukarı kaldırdım, gözlerimin dolacağını hissettiğim an dişlerimi sıktım. Ağlamayacaktım. Bir erkek için, hele ki ölümle dalga geçen bu salak adam için asla ağlamayacaktım. Zırhımı jet hızıyla kuşandım ve sesime en pervasız, en emredici tonu vererek ona dik dik baktım.

"Sen cidden gerizekalısın." diye bağırdım, sesimin titremesini engellemeye çalışarak. "Sana ne dedim ben? Beni bir daha asla ölümle sınama demedim mi?! Yine çıkmışsın o ringe. Şu haline bak. Göğsünü resmen kesmişler Atahan."

Atahan yerinden kıpırdamadı bile. Dudaklarının kenarında o bildiğim ukala gülümseme yavaşça belirdi ama bu kez canı acıyor gibiydi. "Sakin ol Çiçek kız..." diye fısıldadı boğuk, derinden gelen bir sesle. "Sadece küçük bir sıyrık."

"Kes sesini." diyerek yatakta doğruldum, alçılı bacağımı umursamadan ona doğru emreder gibi parmağımı uzattım. "Bana holding... yani patron havaları sökmez tatlım. Şimdi kuralları ben koyuyorum. Hemen kalkıyorsun, banyoya gidiyorsun ve oradaki ilk yardım çantasını, pansuman aletlerini buraya getiriyorsun. Çabuk."

Atahan bu pervasız emrim karşısında hafifçe güldü, göğüs kafesi sarsılınca yarasından sızan kanı umursamadan yavaşça koltuktan doğruldu. "Emredersiniz asistanım," diye mırıldandı. Adımlarını yavaşça banyoya doğru attı. O gidince gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Burnuma gelen o odunsu parfümüne karışan kan kokusu içimi öyle bir sızlatıyordu ki, ağlamamak için tırnaklarımı avuçlarıma geçirdim. Ben Neşe'ydim; canım ne zaman isterse o zaman ağlardım ama şimdi onun karşısında bu zayıflığı gösteremezdim.

Birkaç dakika sonra Atahan elinde tentürdiyot, sargı bezleri ve pamukla odaya geri döndü. Gelip yatağın kenarına, tam yanıma oturdu. O koca cüssesiyle yatağa yerleştiğinde sıcaklığı tenimi yaktı. Elindekileri yatağın üzerine bıraktı.

"Al bakalım Ruj Güzeli, pansuman aletlerin hazır. Hesabı holding dehasıyla ödetemedin ama bu yaralarla ödeteceksin galiba," dedi, o sinir bozucu ukala tonunu yakalamaya çalışarak.

"Gülme be, salak adam," dedim, pamuğa tentürdiyotu dökerken ellerimin zangır zangır titrediğini fark ettim. Pamuğu göğsündeki o derin bıçak izine yavaşça değdirdim. Teninin sıcaklığı parmaklarıma vururken, yarasının acısıyla Atahan'ın göğüs kaslarının kasıldığını gördüm.

"Canın yanıyor işte, ne diye saklıyorsun? Neden yapıyorsun bunu kendine? Eğer o bıçak biraz daha derine inseydi..."

Sesim kırıldı. Kelimeler boğazımda kör bir düğüm oldu. Gözlerime batan o yaşları geri itmeye çalıştım, dik başımı daha da yukarı kaldırdım ama ellerimin titremesi durmuyordu.

Rujum yoktu, zırhım yoktu, tamamen çıplaktım onun karşısında.

Atahan, benim bu ağlamamak için direnen, o sahte kale duvarlarının arkasına saklanmaya çalışan inatçı halimi izledi. Büyük, sıcak ve bandajlı elini yavaşça uzattı. Önce pansuman yapan ellerimi durdurdu, ardından elini başımın arkasına, saçlarımın arasına yerleştirdi.

Hiçbir şey söylemedi. Sadece ani ve inanılmaz derecede şefkatli bir hareketle başımdan tuttu ve beni yavaşça kendi göğsüne, o taze yarasının hemen üzerine doğru çekti.

Yüzüm o sıcak, buram buram odunsu parfümü kokan göğsüne gömüldüğü an, içimdeki o tüm barajlar patladı. O saklamaya çalıştığım dik başlı kız, o parıltılı rujların arkasındaki o kırık dökük küçük çocuk tamamen serbest kaldı. Atahan’ın o güçlü kalbinin düzenli atışlarını yanağımda hissederken, kollarımı onun boynuna doladım ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

Canımın bu kadar acıması, gitmesinden bu kadar korkmam holding kurallarına zerre uymuyordu ama Atahan beni öyle sıkı, öyle güvenli sarmıştı ki, o yanan evin alevleri bu kez tamamen sönmüştü.

Büyük eliyle saçlarımı yavaşça okşarken, kulağıma doğru eğildi ve o pürüzsüz, derinden gelen sesiyle fısıldadı.

"Ağla Çiçek kız... Ağla Ruj Güzeli. Ben buradayım. Gitmiyorum."

"Ölmek istiyorsun değil mi?" diye fısıldadım göğsüne doğru. Sesim o kadar boğuk ve çaresiz çıkmıştı ki, hıçkırıklarımın arasında kelimeler neredeyse kaybolup gidiyordu. "O ringe her çıktığında, o yumrukları bilerek yerken aslında canının yanmasını falan istemiyorsun. Sen dümdüz ölmek istiyorsun Atahan Bulut. Söylesene, neden yapıyorsun bunu kendine? Neden her şeyi bitirmek ister gibi dövüşüyorsun?"

Bu sorumla birlikte Atahan’ın saçlarımı okşayan o koca, sıcak eli anında durdu. Göğüs kafesi derin ve sarsıcı bir nefesle öyle bir havalandı ki, altındaki o taze bıçak yarasının nasıl gerildiğini kendi tenimde hissettim. Odaya öyle ağır bir sessizlik çöktü ki, sadece onun o düzenli kalbinin ve benim kesik kesik aldığım nefeslerin sesi kaldı.

"İlk kez birine bu kadar değer veriyorum. Sana çok alıştım ben. Haftalardır, hatta hayatım boyunca hep bir şeylerden kaçmışım, kendimi o partilere, o minicik eteklerin, o parıltılı rujların arkasına vurmuşum gibi hissediyordum. Ama seninle geçen bu kısacık zamanda anladım ki, ben aslında sadece seni arıyormuşum Diken adam."

Kelimeler dudaklarımdan tek bir nefeste döküldüğünde, odadaki o ağır sessizlik katlanarak büyüdü. Yanaklarımın sinirden ve utançtan o dün nefret ettiğim nar çiçeği rengine döndüğünü biliyordum ama dik başımı zerre eğmedim. Gözlerimi doğrudan onun o koyu, keskin gözlerine diktim.

"Yapma, beni ölümünle sınama. Ben... Ben buna hazır değilim ki."

Parmaklarımın ucundaki pansuman pamuğu göğsündeki o taze bıçak sıyrığının üzerinde titriyordu. Gözlerimden süzülen o son yaş damlası, onun çıplak tenine, o kan sızan yaranın hemen yanına düştü.

"Güzelim? Neşe? Tamam bak iyiyim, sorun yok, iki yumrukla ölmem ben."

"Mal mısın Atahan? Sence göğsündeki yumruk lekesi mi? Bıçaklamışlar seni, resmen kesmişler. Hâlâ bana gelmiş 'iki yumruk' diyorsun. Ölümle resmen dalga geçiyorsun sen! Eğer o bıçak biraz daha yana kaysaydı, kalbine gelseydi ne olacaktı ha?!"

"Haklısın, malım," dedi birden, dudaklarının kenarında o bildiğim ukala ama bu kez içi tamamen bana teslim olmuş o teslimiyetçi gülümsemesiyle doğrudan gözlerimin içine bakarak. "Hayatım boyunca o resmi dünyanın sıkıcılığından kaçmak için o ringe çıktım ben. Canım yandıkça yaşadığımı hissettim. Bir daha olmayacak, söz."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

94okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18