Ruj Lekesi kitap kapağı

41. bölüm / 56

Ruj Lekesi

41. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vanessa Kızı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 56Şu an: 41. Bölüm

Gözlerimi açmaya çalıştığımda kirpiklerrimin birbirine yapıştığını hissettim. Başımda öyle ağır, öyle dayanılmaz bir ağrı vardı ki, sanki koca bir dağ tepeme yıkılmıştı. Burnuma dolan o ilk koku, beni anında gerçeğin soğuk yüzüyle çarpıştırdı. Bu ne dağ havası kokusuydu, ne de o geniz yakan odunsu tütün kokusu... Burası buram buram tentürdiyot ve ilaç kokuyordu.

Boğazımda hissettiğim o korkunç kurulukla birlikte nefes almaya çalıştım ama göğsüme batan binlerce iğne beni durdurdu. Bir anda ciğerlerimden yukarıya doğru bir yangın yükseldi ve deli gibi öksürmeye başladım.

"Öksür kızım, öksür, korkma. İçindeki o pis dumanı at dışarı."

Baş ucumda duran Asiye nenenin o yaşlı, telaşlı sesini duydum. Öksürüklerim odanın içinde yankılanırken, gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Her öksürdüğümde göğsüm yırtılıyor gibi acıyordu. Sol elimi refleksle boğazıma götürmek istedim ama parmaklarımı oynattığım an canım fena halde yandı.

Bakışlarımı yavaşça sol elime çevirdim. Elimin üzeri, parmak boğumlarım beyaz sargı bezleriyle sarılmıştı. Saçlarımı yüzümden çekmek için diğer elimi kaldırdığımda ise parmaklarımın ucuna gelen o sertlik, saçlarımın uçlarının çatırdasın diye yandığını, kısaldığını fısıldadı bana.

O yangından geriye kalan izler tenime mühürlenmişti.

Tam o sırada odanın kapısı hızla açıldı ve içeriye beyaz önlüklü, orta yaşlı bir doktor girdi. Arkasından da elinde bir panoyla genç bir hemşire geliyordu. Doktor hemen yatağımın kenarına ulaştı ve cebinden çıkardığı küçük fenerle gözlerimi kontrol etti.

"Neşe Hanım, beni duyabiliyor musunuz? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" diye sordu doktor, ses tonu oldukça sakin ve profesyoneldi.

"Boğazım..." diyebildim, sesim o kadar kısık ve hırıltılı çıkmıştı ki kendim bile tanıyamadım. "Boğazım çok acıyor. Çok susadım."

Doktor arkasındaki hemşireye döndü. "Hemen biraz ılık su getirin ama yavaş yavaş içsin, ciğerleri hala dumanın etkisinde," dedi. Sonra tekrar bana döndü ve sargılı olan sol elimi nazikçe eline aldı. "Yoğun bir dumana maruz kalmışsınız. Neyse ki ciğerlerinizde kalıcı bir hasar görünmüyor, birkaç gün içinde bu öksürükler hafifleyecek. Elinizdeki ve saçlarınızın ucundaki yanıklar ise yüzeysel. İkinci derece bile değil, hafif yanıklar. Merhem ve pansumanla birkaç güne hiçbir şeyiniz kalmaz. Sağ bacağınızdaki alçıya da baktık, dünkü sarsıntıda biraz zorlanmış ama kırıkta bir kayma yok. Ucuz atlatmışsınız."

Doktorun söylediklerinin hiçbirini tam olarak algılayamıyordum. Zihnim hala o sisli ormanda, o cayır cayır yanan evin kapısındaydı. Gözümün önüne gelen tek bir görüntü vardı: Göğsündeki sargılardan kanlar sızarken beni o cehennemin içinden çekip çıkaran, o koca gövdesiyle alevlere meydan okuyan Diken Adam. Atahan.

"O..." dedim, öksürüklerim yeniden boğazımı tırmalarken yatakta doğrulmaya çalıştım. "O nerede? Ata... Atahan Bulut nerede?"

Asiye nene yanıma gelip sargısız olan omzumu yavaşça bastırdı. "Uzan kızım, uzan hele. Kendini zorlama," dedi ama gözlerini benden kaçırdı.

İçime koca bir taş oturdu. O inatçı kadının rest çeken ruhu bir anda korkuyla titremeye başladı. "Nene, doğruyu söyle! Atahan nerede? O benden çok daha kötü durumdaydı. Yarası kanıyordu, kapıyı kırmak için gövdesini vurdu. Nerede o?"

Doktor elindeki stetoskopu boynuna doladı ve iç çekerek bana baktı. "Neşe Hanım, sakin olmanız gerekiyor. Sizi buraya getiren genç adam... Atahan Bey, şu an yoğun bakım ünitesinde."

Dünya bir kez daha başıma yıkıldı. Hastane odasının o beyaz duvarları üzerime doğru gelmeye başladı. "Yoğun bakım mı? Neden? O beni çıkardı, ayaktaydı, bana bakıyordu. Neden yoğun bakımda?" diye bağırdım, sesim hırıltılar arasında yırtılarak çıktı.

"Sakin olun lütfen," dedi doktor, beni teselli etmek ister gibi elini yatağın kenarına koydu. "İçerideki yangında çok fazla karbonmonoksit gazı solumuş. Üstelik buraya geldiğinde göğsündeki taze bıçak yarası tamamen açılmıştı ve çok ciddi bir kan kaybı vardı. Bilincini hastanenin kapısına adım attığı an kaybetti. Doktorlarımız hemen müdahale etti, duman zehirlenmesi ve kan kaybı sebebiyle şu an uyutuluyor. Hayati tehlikesi devam ediyor ama elimizden gelen her şeyi yapıyoruz."

Duyduğum kelimeler zihnimde parça parça dağıldı.

Yoğun bakım...

Hayati tehlike...

Uyutuluyor...

Benim yüzümden olmuştu. O sokağın ortasında ona haykırdığım o ağır sözler, onu o leysanın altında sırılsıklam bekletişim, o inatçı dik başlılığım yüzünden o evin içine girmişti. Benim o aptalca merakıma kurban gitmişti. Beni o yangından kurtarmak için kendi canını ortaya koymuş, o ringlerde ölmek için dövüşen adam bu kez benim için ölüme yürümüştü.

"Gideceğim," dedim, yatakta çarşafı üzerimden atmaya çalışarak. "Onu görmem lazım. Nene, değneklerimi ver bana. Yanına gideceğim."

"Kızım delirme, dur hele!" diye feryat etti Asiye nene, ellerimi tutmaya çalışarak. "Yoğun bakıma kimseyi almazlar şimdi. Kendine gel önce, sen daha kendi ayakta duramıyorsun!"

"Bırak nene!" Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımdaki o görünmez is izlerini yakarak aşağı süzülüyordu. "O benim için o alevlerin içine girdi! Canını hiçe saydı! Ben burada öylece yatamam."

Doktor hemşireye dönüp kafasını salladı. "Sakinleştirici yapalım, bu halde kendini daha çok hırpalayacak," dedi usulca. Hemşire elindeki enjektörle bana doğru yaklaşırken, ben hala gitmek için çırpınıyordum. Ama içimdeki o koca yangın, yerini Atahan’ı kaybetme korkusunun getirdiği o devasa, buz gibi bir çaresizliğe bırakıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

50okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 77