34. bölüm / 56
Ruj Lekesi34. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 34. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Telefonumu uçak moduna aldım. Şu an neredeydim ben bile bilmiyordum. Karşımda ucu bucağı olmayan bir papatya tarlası vardı.
25. yaş günümün bana hazırladığı bu devasa enkazın ortasında, bacağımdaki o ağır beyaz sargıya ve koltuk değneklerime aldırmadan toprağın üzerine, papatyaların arasına çöktüm. Beyaz elbisemin etekleri toprağa serilirken, gözyaşlarımın o masum beyaz yaprakların üzerine damlamasına engel olamadım. Şehrin o gürültülü kafesi, annemin o buz gibi kürk kokusu ve Atahan'ın yüzündeki o suçüstü yakalanmış holdsing... yani o darmadağın olmuş bakışı arkamda kalmıştı.
Telefonum uçak modundaydı; dünyaya kapalıydım ama içimdeki o koca çocukluk yangını ilk defa bu kadar çıplak, bu kadar zırhsız bir şekilde alev alev yanıyordu.
Uzanıp topraktan birkaç tane papatya kopardım. Parmaklarımın ucu titrerken, annemin beni o yanan evde tek başıma bırakıp gidişini, babamın o sessiz duvarlarını ve en çok da Atahan'ı düşündüm. Kendime renk renk rujlardan, dik başlılıklardan bir kale örmüştüm güya; ama meğer o kalenin içine aldığım tek adam, beni sadece ölen eski sevgilisinin yerine koyuyormuş. "Leyla’yı arıyormuşsun sen o ringlerde" derken sesimin kırılışı zihnimde yankılandıkça içimdeki tüm duygular bir kez daha dondu.
Canım ne zaman isterse o zaman rest çekerdim ama şu an bu ucu bucağı olmayan beyaz tarlada, kendi doğum günümde resmen kendi cenazemi kaldırıyor gibiydim.
Papatyanın yapraklarını tek tek koparmaya başladım, dudaklarımı o mat kadife kırmızısı rujumun kalıntılarıyla birbirine bastırıp hıçkırdım.
"Seviyor..." dedim ilk yaprağı koparırken, Atahan'ın dün gece göğsümde uykulu uykulu "Yanacaksak beraber yanalım, güzelim." diye fısıldayışı geldi aklıma.
"Sevmiyor..." dedim ikinci yaprakta, o süslü kadının "Leyla o kazada öldü, Atahan onun ölümüyle kalbine koca bir sessizlik duvarı ördü, herkes şok oldu" diyen o sinsi sesi kulaklarımda çınladı. Ben onun için sadece bir replikmişim, vicdan azabını temize çekmeye çalıştığı bir yalandan ibaretmişim.
"Seviyor..." dedim üçüncü yaprağı koparıp rüzgara fırlatırken, gözyaşlarımın arasından o uçsuz bucaksız papatya tarlasına baka kaldım. "Beni o yeraltı boks salonunda, o vahşi kalabalığın içinden kucağına alıp kaçırırken Leyla'yı değil, doğrudan beni görüyordu, biliyorum."
Seviyor... Ve sevmiyor...
Papatya bitti.
Son papatya yaprağı sevmiyor oldu.
Başımı yukarı kaldırdım, gözlerimden akan yaşlar yanaklarımı yakarak çeneme doğru süzüldü. Rujum yoktu, zırhım yoktu. O çok güvendiğim dik başım ilk defa omuzlarımın arasına çökmüştü.
"Sevmiyor işte," diye fısıldadım kendi kendime, sesim o koca ovanın sessizliğinde kaybolup gitti. "Canım ne zaman isterse o zaman unutarım demiştim ama bunu nasıl unutacağım ben?"
Bacaklarımdaki o devasa, ağır beyaz alçının acısı holdsing... yani o dünkü burkulmadan çok daha fazla sızlatmaya başladı tenimi. Artık ne holding binalarına asistan olarak gidecek halim vardı, ne de o yeraltı boks salonunun zincirlerine tutunacak gücüm.
Atahan gelmiyordu.
Atahan yoktu.
O kapının önündeki simsiyah spor arabasıyla buralara uğramayacaktı. Beni o süslü kadının zehirli kelimeleriyle, o ölen Leyla’nın koca gölgesiyle baş başa bırakmıştı. Ben onun için sadece o kazanın vicdan azabını temize çekeceği bir kadından ibarettim. Kullanıp bir kenara atacağı o kadın.
Koltuk değneklerimi toprağın üzerine pervasızca fırlattım. O ezilen, mermer gibi ağırlaşan alçılı bacağıma zerre acımadan, kendimi papatyaların o beyaz ve sarı yapraklarının arasına yavaşça bıraktım.
Sırtüstü uzandım. Başımı o nemli toprağa koyup gözlerimi ucu bucağı olmayan, bulutsuz gökyüzüne diktim.
Gökyüzü o kadar mavi, o kadar büyüktü ki...
Gözlerimi bir saniye bile kırpmadan yukarıya baktım. Yanaklarımdan süzülen yaşlar kulaklarıma doğru akıp toprağa karışırken, içimdeki tüm o inatçı, pervasız duyguların yavaş yavaş çekildiğini hissettim.
Hissetmiyordum artık.
Ruhum bedenimi terk etmişti sanki.
Tıpkı Atahan’ın o ringde yumruk yerken hissetmek istediği o acı gibi, ben de şu an tamamen boşluğa bırakmıştım kendimi.
"Bak baba," diye mırıldandım gökyüzüne bakarak, sesim bir anka kuşunun son nefesi gibi kısıktı. "Doğru kişi mi diye sormuştum ya sana mezarın başında... İşareti aldım. Alnımın yazısındaki mürekkep cidden bozukmuş. Canım ne zaman isterse o zaman rest çekerim derdim hep, bak kadere de resti çektim işte."
Dudaklarımı birbirine bastırdım, o çok sevdiğim mat kadife kırmızısı rujumun kuruyan tadını dilimin ucuyla hissettim. Meğer asıl yangın şimdi başlıyordu ve ben o papatya tarlasının ortasında, gökyüzünün altında tek başıma küle dönüyordum.
Elimi tekrar toprağa uzattım. Körleme bir şekilde birkaç papatya daha kopardım. Bu sefer yapraklarını koparmadım; onları avcumun içinde sıktım, sıktım, sıktım... Papatyaların o narin gövdeleri avcumun sıcaklığında ezildi, suları parmaklarıma bulaştı. Tıpkı benim darmadağın olan gururum gibi.
"Canım ne zaman isterse o zaman rest çekerim derdin, hadi çek sene şimdi," dedim kendi kendime. Dudaklarımdan acı bir gülüş firar etti. Kime rest çekecektim? Arkasını dönüp giden Atahan'a mı? Yoksa beni bir kez bile gerçekten sevmemiş olan bu hayata mı?
"Ölmek istiyorum, baba. Al beni yanına lütfen. Al beni yanına," diye hıçkırdım, ellerimle toprağı sıkıca kavrayarak. "Bebekken bırakıp gittin beni, hiçbir şey diyemedim. Şimdi telafi et baba. Bu koca dünyada beni cidden görebilen, beni sadece 'ben' olduğum için sevebilecek kimse yokmuş. Leyla'nın gölgesinde yaşamaktansa, senin o hiç bilmediğim sessizliğinde uyumayı tercih ederim."
Göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı. Bacağımdaki sızı, kalbimin ortasında alev alev yanan o çocukluk yangınının yanında hiçbir şeydi. Tamamen bıraktım kendimi boşluğa. Atahan'ın ringde yumruk yerken aradığı o büyük hissizlik, yavaş yavaş benim de ruhumu ele geçiriyordu. Ne holding koridorları, ne yeraltı salonunun zincir sesleri, ne de Atahan’ın o suçüstü yakalanmış darmadağın bakışı... Hiçbiri yoktu artık. Sadece ben, papatyalar ve hiç tanımadığım babamın hayali vardı.
"Ölmek istiyorum, baba. Gerçekten çok yoruldum. Al beni artık..."
Kaçacak hiçbir taksim, sığınacak hiçbir odam kalmamıştı artık. Sadece ben vardım.
Ve son yaprağın o buz gibi gerçeği. Sevmiyor.
Bölüm etkileşimi
