Ruj Lekesi kitap kapağı

48. bölüm / 56

Ruj Lekesi

48. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Vanessa Kızı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 56Şu an: 48. Bölüm

"Neşe Bulut, Levent Göksal'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?"

Nikah memurunun bu buz gibi, resmi sorusu o koca, şatafatlı salonun duvarlarında yankılandığında zihnimdeki o beyaz sis perdesi daha da koyulaştı. Üzerimdeki o ağır, taşlarla bezenmiş nişan elbisesinin içinde adeta nefes alamıyordum. Kulaklarımın hizasında biten kısacık saçlarım, başımdaki o süslü duvağın altında ezilmişti. Yanımda dikilen Levent denen o briyantinli, kibirli adam yüzünde zafer kazanmış bir gülüşle bana bakıyordu. Salonun en ön sırasında oturan ihtiyar adam ise gümüş saplı bastonuna yaslanmış, beni tamamen kölesi yapmış olmanın verdiği o iğrenç kibirle gözlerimin içine bakıyordu.

Her şeyi unutmuştum. Hafızam bana tamamen ihanet etmişti. Günlerdir deponun zeminine kazıdığım o üç harfi, o ATA isminin kime ait olduğunu hala bilmiyordum. Ama içimdeki o kural tanımaz çocuk ruhu, tam şu an bu masada bu adama "evet" demek üzereyken bile hayata rest çekmek için çırpınıyordu.

Gözlerimden sessiz bir damla yaş süzülüp çıplak boynuma doğru akarken dudaklarımı büyük bir güçlükle araladım.

"Ev..."

Kelimem daha dudaklarımdan tamamen firar edemeden, salonun o devasa cam kapılarını tuzla buz eden korkunç bir patlama sesi yükseldi.

Ardından salonun tavanında yankılanan peş peşe silah sesleri kulakları yırtarcasına çınladı.

Şatafatlı salondaki o süslü kalabalık feryat figan içinde masaların altına doğru kaçışmaya başladı. Çığlıklar, kırılan bardakların sesleri birbirine karışırken Levent korkuyla elimi bırakıp masanın arkasına saklandı. İhtiyar adamın korumaları silahlarına davranmaya çalıştı ama kapıdan içeri dumanların arasından sızan o devasa, siyah gölge hiçbirine fırsat tanımadı.

Üzerinde simsiyah kıyafetler olan, yüzü sadece gözlerini açıkta bırakan siyah bir kar maskesiyle tamamen kapatılmış devasa bir adamdı bu. Gözü dönmüş bir delilikle, karşısına çıkan ilk iki korumayı bandajlı yumruklarıyla tek bir hamlede yere serdi.

Gözlerimi o kar maskeli adamın gözlerine diktiğimde, göğsümün tam ortasında koca bir yangın daha harlandı. Maskenin arkasındaki o koyu, hırçın gözler doğrudan bana, benim o kısacık saçlarıma ve gözyaşlarıma bakıyordu. Beynim o ismi hala hatırlamıyordu belki ama bedenim, tenim, kalbimin en derinindeki o çocukluk yangını bu adama anında itaat etti.

Daha ne olduğunu, etrafı saran o barut kokusunun nereye yayıldığını bile anlamadan, o iki çelik gibi sert eli belimde ve bacaklarımın altında hissettim. O devasa gövdesiyle beni o ağır nişan elbisesinin içinde adeta bir kuş tüyüymüşüm gibi kucağına aldı. Göğsüne yaslandığım an sırılsıklam gömleğinin altından yükselen o temiz dağ havası ve geniz yakan o keskin odunsu tütün kokusu burnuma doldu.

İhtiyar adam arkamızdan, "Durdurun onu! Bırakma o kızı! O kız bana lazım!" diye feryat ediyordu, bastonunu yerlere vuruyordu ama o kar maskeli adam arkasına bile bakmadı.

Beni göğsüne daha sıkı bastırarak, kırılan camların, patlayan silahların ve korumaların çığlıklarının arasından sıyrılıp bizi hızla salondan dışarıya çıkardı. Dışarıdaki o soğuk dağ rüzgarı çıplak omuzlarıma ve kısacık saçlarıma çarptığında, beni kapının önünde bekleyen simsiyah spor arabasının ön koltuğuna yavaşça bıraktı. Kendisi de sürücü koltuğuna atlayıp motoru hırçın bir canavar gibi kükrettiğinde, tekerlekler tozu dumana katarak o şatafatlı dünyayı arkamızda bıraktı.

Başımı koltuğa yaslayıp yüzündeki maskeyi yavaşça sıyıran o adama, o derin ve yanık kokan sarsılmaz çehreye boş gözlerle baktım.

"Sen kimsin?" diye fısıldadım, sesim titreyerek. "Neden beni o cehennemden kurtardın?"

Adam direksiyonu sıkan bandajlı ellerinden birini çekip, sargıları yeni açılmış sol elimin üzerine koydu. Gözlerindeki o hırçın dalgalarla bana baktı ve kalbimin tam ortasına batacak o kelimeleri söyledi.

"Atahan ben. Senin Ata'n"

"Ama benim Ata'm gitti. O yokki. İhtiyar adam bana onun bittiğini söyledi. Toprağın altında dedi..."

Sesim o kadar çaresiz, o kadar çocuksu çıkmıştı ki, arabanın içindeki o keskin motor gürültüsü bile bu cümlenin altında ezildi. Gözlerimden süzülen yaşlar, nişan makyajımın siyah izlerini çıplak boynuma doğru taşırken boş gözlerle onun o sert, darmadağın çehresine bakıyordum. Kafamın içindeki o koca beyaz sis perdesi, kalbimin ortasındaki bu devasa sızıyı açıklamaya yetmiyordu.

Eğer karşımda duran bu adam Ata ise, benim günlerdir o beton zemine parmaklarım kanayana kadar kazıdığım o ruh kimdi?

Elini yavaşça kaldırdı, parmakları titreyerek benim çıplak omuzlarıma, o yeni kesilmiş saçlarımın uçlarına dokundu.

"Gitmedim, güzelim. Gitmedim Neşe'm" dedi. Sesi o kadar alçak, o kadar derinden geliyordu ki sanki o yoğun bakım odasındaki ölüm uykusundan yeni uyanmış bir savaşçının son nefesi gibiydi.

"Gitmedim. O ihtiyar sana yalan söylemiş. Seni benden koparmak için zihnini kurutmuş, o koca evini yakıp yıkmış. Ama bak, buradayım. Dokun bana. Hissetmiyor musun o ringlerde ölesiye dövüşen o Diken Adam'ı? Resmi adamı?"

Başımı iki yana salladım, onun o sıcak, bandajlı elinden refleksle geriye doğru kaçmaya çalıştım. "Hatırlamıyorum..." diye hıçkırdım, tırnaklarımı o ağır nişan elbisesinin kumaşına geçirerek. "Hiçbir şey hatırlamıyorum! Bir salon vardı, boks eldivenleri vardı... Bir de o alev alev yanan eski ev. Ama yüzün yok bende. Adın var, her yere yazdım, duvara kazıdım ama sen kimsin bilmiyorum!"

"Neşe değilim ki ben? İsmimi kim söyledi sana? Ben Neşe olduğumu bile bilmiyorum ki... Sen bana neden böyle bakıyorsun? Neden gözlerin bu kadar acıyor?"

Atahan, sorduğum soruyla birlikte direksiyonu tutan elini öyle bir sıktı ki, bandajlarının altından sızan kanlar direksiyonun siyah derisine damla damla yayıldı. Dişlerini birbirine kenetlediğini, çenesinin kenarındaki o güçlü kasların nasıl gerildiğini gördüm. Hızla giden arabayı yavaşlatmadı, aksine arkamızdan gelen o simsiyah takipçi arabaların farları dikiz aynasında daha da büyürken gaza biraz daha yüklendi.

"Sen Neşe’sin," dedi, sesi o motorun gürültüsünü de, arkamızdan gelen o tehlikeli takibi de ezip geçecek kadar tok ve sarsılmaz bir kesinlikle çıktı. "Sen benim şimdiki zamanımsın, geleceğimsin. O koca çocuk ruhu sadece sana ait güzelim. İsmini o pis ağızların unutturmuş olması hiçbir şeyi değiştirmez. Sen bu hayatta benim nefes aldığım tek yersin."

"Ama hatırlamıyorum!" diye bağırdım, başımı koltuğun arkasına vurarak gözlerimi kapattım. "Karanlık diyorum sana! İçeride sadece beyaz bir sis var. O duvara kazıdığım Ata ismini bile neden yazdığımı bilmiyorum! Git benden... Eğer senin aradığın o kız geçmişte kaldıysa, ben o değilim artık. Bak, saçlarım bile yok benim. Kim kesti benim saçlarımı?"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 77