12. bölüm / 56
Ruj Lekesi12. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 12. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zümrüt yeşili elbisemin eteklerini düzelterek, Boğaz’ın tam üstüne kurulan o şık iskeledeki masamıza kurulmuştum.
Denizden esen serin rüzgâr saçlarımı hafifçe uçuşturuyordu. Karşımda oturan Atahan, o siyah kazağı ve spor ceketiyle o kadar rahat ama bir o kadar da ulaşılmaz duruyordu ki, insan ister istemez ona bakarken hipnotize oluyordu.
Ama ben Neşe’ydim. Hipnotize olmak yerine hemen maskemi taktım ve çenemi yukarı kaldırdım.
Tam o sırada garsonlar önümüze o meşhur, dumanı tüten devasa burgerleri ve çıtır patatesleri bıraktı. Kokusu öyle muazzamdı ki, dün akşam yarım kalan gurme vizyonumun nihayet tamamlanacağını anlayıp sevinçle gülümsedim.
"Ohooo, şef cidden döktürmüş. Bak, bu burger hamlesiyle dün kaybettiğin puanların hepsini geri topladın haberin olsun."
"Beğenmene sevindim Ruj Güzeli. Sana o gömleğin hesabını en iyi şekilde ödeteceğimi söylemiştim. Ama bakıyorum da telefonun hala masada ters duruyor. Dün gece o çöpe attığın eski mevzu canını sıkmıyor, değil mi?"
"Kim? Rüzgar mı? Hahahah güldürme beni Atahan. Ben canım ne zaman isterse o zaman silerim insanları demiştim ya sana. O çocuk benim için koca bir hiç artık. Şu an tek odağım bu tabağımdaki çıtır patatesler."
Atahan bu lafıma karşılık o bildiğim ukala ama içimi eriten gülümsemesini yüzüne yerleştirdi. Burgerinden bir parça almak için elini uzatmıştı ki, iskelenin girişinde ani bir ayak sesi ve bir arbede gürültüsü koptu.
"Bırakın beni. Neşe. Neşe buradasın biliyorum."
Sesin sahibini duyduğum an sırtımdan aşağı buz gibi bir sular döküldü. Elimdeki patates ketçap kasesinin içine düştü.
Kafamı hızla iskelenin girişine doğru çevirdiğimde, korumaların arasından sıyrılmaya çalışan, saç baş darmadağın olmuş Rüzgar’ı gördüm. Kafayı yemiş gibi etrafa bakıyordu ve gözleri doğrudan bizim masaya, en çok da bana kilitlendi.
Atahan’ın yüzündeki o keyifli, rahat ifade saniyeler içinde buz kesti. Çenesi kaskatı kesildi, koyu gözleri tehlikeli bir siyaha büründü. Yan masadaki korumalar anında ayağa kalktı ama Rüzgar o hırsla korumaların hamlesinden kaçıp masamızın dibinde bitti.
"Neşe. Engelledin beni ama buradasın işte. Bu adamın yanında ne işin var senin?" diye bağırdı Rüzgar. Soluk soluğaydı, gözleri resmen dönmüştü.
"Rüzgar? Senin ne işin var burada be? Rezil herif, defol git buradan! Sana beni rahatsız etme demedim mi ben?"
Rüzgar beni duymuyormuş gibi hırsla öne doğru atıldı. Masaya doğru eğilip ani ve sert bir hamleyle zümrüt yeşili elbisemin açıkta kalan kolunu sımsıkı yakaladı. Parmaklarını koluma öyle bir geçirdi ki, canımın acısıyla küçük bir çığlık attım.
"Benimle geleceksin. Konuşacağız diyorum sana, beni öyle tek kalemde silemezsin." diyerek beni masadan ayağa doğru çekmeye çalıştı. Kolumu öyle sıkıyordu ki, canımın acısından gözlerim doldu. "Bırak o holding prensini, sen bana aitsin."
"Bırak canım acıyor! Bırak!" diye bağırdım, kolumu kurtarmaya çalışarak.
İşte o an, tam olarak ne olduğunu bile anlayamadım. Her şey saliseler içinde gerçekleşti.
Atahan oturduğu sandalyeden bir fırtına gibi fırladı. O her zaman mesafeli, sakin duran resmi adam gitmiş, yerine gözü dönmüş bir canavar gelmişti. Masanın üzerinden tek bir hamlede atlayıp Rüzgar’ın benim kolumu tutan bileğini kavradı.
Atahan’ın parmakları Rüzgar’ın bileğine kapandığı an, kemik kırılma sesine benzer sert bir kıtırtı duyuldu.
"O pis ellerini onun üzerinden çek..." dedi Atahan. Sesi o kadar kısık, o kadar derinden ve buz gibi gelmişti ki, iskeledeki dalga sesleri bile bir anlığına sustu sandım.
Rüzgar acıyla inleyerek kolumu bırakmak zorunda kaldı. Ben sendeleyerek geriye doğru kaçarken, Atahan saniyesinde Rüzgar’ın yakasına yapıştı. Hiç bekletmeden, o geniş omuzlarının verdiği tüm güçle Rüzgar’ın tam suratının ortasına korkunç sert bir yumruk indirdi.
Yumruğun sesi iskelede yankılandı. Rüzgar aldığı darbenin şiddetiyle masadaki bardaklara çarparak yere kapaklandı. Ağzından ve burnundan anında kanlar boşalmaya başlamıştı. Ama Atahan durmadı.
Yere düşen Rüzgar’ın üzerine doğru yürürken gözlerinde kelimenin tam anlamıyla cinayet işleyecek bir adamın ifadesi vardı.
"Atahan dur! Yapma!" diye bağırdım arkasından, kalbim göğüs kafesimi delecek gibi atıyordu. Sinirden ve korkudan ellerim zangır zangır titriyordu.
Atahan beni duymadı bile. Yerde acı içinde kıvranan Rüzgar’ın kazağının yakasından tutup onu tek bir hamlede ayağa kaldırdı ve bu kez karnına, ardından da çenesine ardı ardına iki sert yumruk daha indirdi.
Rüzgar resmen bir çuval gibi tekrar yere serildi. Atahan öfkeyle nefes alıp verirken, yerdeki adamın üzerine çökecek gibi oldu.
Korumalar panikle araya girmeye çalışıyordu ama Atahan’ın o anki aurasından hepsi korkuyordu.
Hızla öne doğru fırladım. Topuklu botlarıma rağmen hiç düşünmeden Atahan’ın arkasından dolandım ve kollarımı onun o kaskatı kesilmiş, titreyen koca sırtına sımsıkı doladım. Başımı onun sırtına yasladım.
"Ata lütfen... Lütfen dur. Değmez onun için, bak ben iyiyim. Lütfen dur..." diye fısıldadım, sesim hıçkırır gibi çıkmıştı.
Sırtına dokunduğum an, o kaskatı kesilen kaslarının hafifçe gevşediğini hissettim. Derin derin nefesler alıyordu. Yerde kanlar içinde yatan Rüzgar’a tiksinerek baktı, ardından yavaşça arkasını dönüp bana baktı. Gözlerindeki o korkunç siyahlık, beni gördüğü an yavaşça yumuşamaya başladı.
Hemen ellerini uzatıp Rüzgar’ın az önce sımsıkı sıktığı kolumu kavradı. Parmaklarının kızarttığı tenime bakarken gözlerindeki öfke tekrar parladı ama bana karşı sesi inanılmaz derecede şefkatliydi.
"Canın çok acıdı mı?" diye sordu, sesi hala titriyordu.
"İyiyim... Sadece korktum. Hadi gidelim buradan," dedim gözlerimin içine batan yaşları silerek. Dik başlı Neşe ilk kez bir adamın karşısında bu kadar savunmasız kalmıştı.
Atahan yanımızda el pençe divan duran, korkudan yüzleri bembeyaz olmuş korumalara döndü.
"Bu pisliği gözümün önünden kaldırın. Bir daha bu şehirde nefes bile alamasın. Holdingin tüm avukatlarını devreye sokun, hayatını tamamen bitirin," dedi emir verir gibi net bir sesle.Korumalar anında Rüzgar’ı yaka paça yerden kaldırıp otoparka doğru sürüklerken, Rüzgar’ın acı içindeki inlemeleri uzaktan kaybolup gitti.
Atahan tekrar bana döndü. Ceketini omuzlarından çıkarıp benim zümrüt yeşili elbisemin üzerine, omuzlarıma nazikçe bıraktı. O buram buram kalite kokan odunsu parfümü beni anında sarmaladı ve içimdeki o korku dalgasını yavaşça bastırdı. Elini uzatıp benim titreyen elimi sımsıkı kavradı. Parmaklarımız dün gece otoparkta olduğu gibi bir kez daha birbirine kenetlendi.
"Yarım kalan burgerlerin hesabı başka bir bahara kaldı Ruj Güzeli," dedi, dudaklarının kenarında o bildiğim korumacı, ukala ama bu kez içi tamamen bana ait olan gülümsemeyle.
Bölüm etkileşimi
