33. bölüm / 56
Ruj Lekesi33. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 33. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime · Okuduğun bölüm
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O nefes kesici saniyelerin ardından, dökülen tüm o itiraflara rağmen içimde büyüyen o korkuya yine engel olamadım. Atahan toplantıya gitmek için evden çıktığı an, bacağımdaki o koca alçıya zerre aldırmadan Yazgı’nın evine dönmek yerine kendimi sokağa attım. Canım ne zaman isterse o zaman kaçardım ben. İçimdeki o koca gürültüyü sakinleştirmek, Atahan’ın o gitmeyecek gibi duran yoğun bakışlarından biraz olsun uzaklaşmak için mahalledeki o küçük, sakin kafeye sığındım.
Koltuk değneklerime dayana dayana en köşedeki masalardan birine yerleştim. Garsona sert bir filtre kahve siparişi verip karmaşık düşüncelerimi toparlamaya çalışırken, yanıma aniden genç, aşırı süslü püslü, parıltılı kıyafetler içinde bir kadın yanaştı.
Hiç çekinmeden, canı öyle istemiş gibi tam karşımdaki sandalyeye kuruldu. Gözlerini doğrudan benim bacağımdaki o beyaz alçıya, ardından da yüzüme dikti.
Yüzünde garip, insanı huzursuz eden alaycı bir gülümseme belirdi. Telefonundan internetteki o boks kulübü fotoğraflarını bana doğru çevirdi.
"İnanmıyorum, o gizemli kız cidden sensin," dedi süslü kadın, sesini iyice alçaltıp dedikodu yapmanın verdiği o sinsi keyifle bana doğru eğilerek. "Tüm magazin Atahan Bulut’un otoparkta, kulüpte kucağında taşıdığı şu sarı elbiseli kızı arıyor. Valla ne yalan söyleyeyim tatlım, o çocuk eski sevgilisini ne çabuk unuttu böyle? Herkes onun için yas tutmasını bekliyordu."
Duyduğum o kelimelerle birlikte kafenin içindeki o hafif müzik sesi kulağımda bir anda kesildi. Dik başımı yukarı kaldırdım, dudaklarımdaki parlatıcıyı birbirine bastırıp kadına dik dik baktım.
"Eski sevgili mi?" dedim, sesimin buz kesmesine engel olamayarak. "Siz neden bahsediyorsunuz?"
"Aaa, senin haberin yok mu cidden?" diyerek güldü süslü kadın, gözlerini fal taşı gibi açarak. "Atahan’ın o büyük aşkından bahsediyorum. Leyla. Leyla Aslan... İkisi yıllarca muazzam bir ilişki yaşadılar, herkes evleneceklerini düşünüyordu. Ama iki yıl önce... ikisi birlikte çok fena bir araba kazası geçirdiler. Leyla o kazada öldü, Atahan ise yaralı kurtuldu. O günden beri o çocuk o tehlikeli yeraltı ringlerinde resmen canını feda ediyor, ölmeyi bekliyor gibi dövüşüyor. Atahan, Leyla’yı çok severdi, onun ölümüyle kalbine koca bir sessizlik duvarı ördü. Şimdi seni onun kucağında, kulüplerde öyle ruj lekeleriyle görünce herkes şok oldu tabii."
Kadın konuşmaya devam ediyordu ama ben artık onu duymuyordum. Duyduğum her kelimeyle birlikte içimdeki o heyecan, o dün gece Atahan’ın göğsünde pansuman yaparken hissettiğim o sıcak güven hissi saniyeler içinde un ufak oldu.
Resmen duygularımı yitirmeye başladığımı hissettim.
İçim bomboş kalmıştı.
“Ben sadece... uzun zamandır ilk defa hissetmek istiyordum” diyen Atahan’ın o boğuk sesi zihnimde yankılandı. O ölmek istemiyordu belki ama, o kazada kaybettiği o kadının, Leyla’nın acısını o yumruklarla, o bıçak darbeleriyle ödemeye çalışıyordu. Bana dün gece "O ev yanmıyor artık Çiçek kız, yangın bitti" demişti ama onun kendi evi resmen küller altındaydı. Ve ben, o parıltılı rujların arkasına saklanan Neşe, bir kez daha bir erkeğin geçmişindeki o koca yalanın ortasında tamamen zırhsız kalmıştım.
Daha fazla dayanamayacağımı anlayıp kahvemi bile beklemeden koltuk değneklerimi kavradım. Kadının o meraklı yüzüne arkamı dönüp, hiçbir şey hissetmeyen o buz gibi duruşumla kafeden dışarıya doğru paytak adımlarla fırladım.
Kafanın kapısından sokağa adımımı attığım o tam saniyede, acımın ve şokun verdiği o dalgınlıkla önüme bakamadım. Çıkışta içeri girmeye çalışan bir kadınla çok sert bir şekilde çarpıştık. Değneklerim mermer zeminde kayarken dengemi zorlukla topladım.
"Ay, yavaş olsana be kızım. Önüne baksana." diye elit, mesafeli ve bir o kadar da kibirli bir ses tonu yükseldi tam karşımda.
Başımı yavaşça yukarı kaldırdığımda karşımda dünyanın en zengin, en gösterişli kadınlarından birini gördüm. Üzerinde buram buram asalet ve para kokan çok pahalı, şık bir kürk palto vardı. Saçları kusursuz fönlenmiş, göz kamaştırıcı sarışınlıkta bir kadındır bu. Yüzündeki o kibirli, tepeden bakan ifadeyle üstündeki paltonun tozunu silkeliyordu.
O asil, sarışın yüzün hatlarına, o buz gibi bakan gözlerine kilitlendiğim an tüm dünyam bir kez daha, bu sefer tamamen geri dönülemez bir şekilde paramparça oldu.
Kalbimin ritmi tamamen durdu sanki.
O kadın beni tanıyamamıştı. Alçılı bacağımla, üzerimdeki o Yazgı'nın eski gri eşofmanıyla beni sıradan, sakar bir kız sanıp tiksinerek bakıyordu. Ama ben onu çok iyi tanıyordum. Yıllar önce bir sabah uyandığımda evde kokusunu bulamadığım, beni arkasında tek bir kelime bile bırakmadan terk edip giden o kadındı bu.
Annem Hülya.
"İnsanlar artık nereye yürüyeceğini bile bilmiyor, rezalet," diye mırıldandı Hülya, beni baştan aşağı iğrenerek süzüp yanımdan geçip kafeye doğru ilerlerken.
Kaçacak yerim yoktu artık, gidecek evim yoktu.
Hülya dönmüştü.
Neden döndü ki? Beni tanımamıştı bile. Kendi doğurduğu, canını yaktığı kızını tek bir bakışta silebilecek kadar yabancılaşmıştı bize.
Bir anneye sarılmak istiyordum.
Bu acı anca böyle geçerdi. Kokusu tüm evi saran, insanı dünyadaki tüm kötülüklerden koruyan o anne kucağına öyle çok ihtiyacım vardı ki...
Bu sabah en mutlu olduğum gündü, hem de son günüm olacaktı.
25. Doğum günümde kader bana en büyük, en acımasız oyununu oynamıştı.
Bugün benim yaş günümdü.
Ve ben tam 25. yaş günümde birine, o dik başlı ruhumu tamamen teslim edecek kadar çok aşık olmuştum. Ama acı gerçek, o süslü kadının zehirli kelimeleriyle tam yüzüme çarpıştı.
Sevdiğim adam, o ringlerde canını feda edercesine dövüşen Atahan Bulut, meğer beni sadece ölen eski sevgilisi Leyla gibi görüyormuş.
Ben onun için Neşe değilmişim; sadece vicdan azabını, geçmişinin o kanlı enkazını temize çekmeye çalıştığı bir replikmişim.
Bölüm etkileşimi
