19. bölüm / 56
Ruj Lekesi19. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 19. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Gömleğin makineden çıktığında rengini soldurursam o zaman görürsün sen tombul yanağı. Duanı et de o kadife kırmızısı lekeler beyaz kumaşından tamamen çıksın resmi adam. Yoksa yarın o holding binasına çıplak gitmek zorunda kalırsın, benden söylemesi."
Atahan, oturduğu yerde hafifçe öne doğru eğildi. O çıplak gövdesiyle bana o kadar yakınlaşmıştı ki, o buram buram kalite kokan odunsu parfümü tüm mutfak koridorunu ele geçirdi. Gözleri doğrudan dudaklarımdaki o şeffaf parlatıcıya kilitlendi, ardından o ukala ama içimi eriten gülümsemesiyle gözlerime çıktı.
"İnan bana Neşe, o binaya çıplak gitmek zorunda kalsam bile bu durum benim değil, holding çalışanlarının konsantrasyonunu bozar," dedi fısıldar gibi bir sesle, sesindeki o inanılmaz özgüven beni bir kez daha yakalamıştı. "Şimdi git ve o gömleği yıka. Ben de burada küçük ortaklarımla senin şu genetik dolgunluk teorini tartışmaya devam edeyim."
"Hah! Görüşeceğiz seninle," diyerek arkamı döndüm ve banyoya doğru ilerledim. Koridora çıktığımda kalbimin göğüs kafesimi deliler gibi dövdüğünü hissedebiliyordum. Aynalı portmantonun önünden geçerken kendime kısa bir bakış attım; yanaklarım cidden kıpkırmızıydı ama yüzümde o aptal, durdurulamaz gülümseme çoktan yerini almıştı.
...
Holding prensi çıplak kalacak değil ya? O bana "tombul yanaklı" demenin bedelini ödeyecekti.
Hızla odama koştum. Gardırobumun en alt çekmecesini karıştırmaya başladım. İşte oradaydı! Bizim kızlarla geçen yıl aldığımız, üzerinde kocaman, pembe yeleli, boynuzundan simler saçılan bir unicorn baskısı olan, altında da devasa harflerle "Ben Bir Prensesim" yazan toz pembe, aşırı bol bir tişörtüm vardı. Evde pijama niyetine giyiyordum. Gerçi bana bol geliyordu ama Atahan’ın o devasa omuzlarına nasıl olacaktı, orası tam bir komedi tufanıydı.
Tişörtü arkama saklayıp salona geri döndüm. Atahan koltukta kollarını göğsünde bağlamış, gözleri kapalı şekilde duruyordu. Beni duyunca gözlerini yavaşça açtı.
"Ee, kar beyazı operasyonu başladı mı?" diye sordu, o pürüzsüz ve derin sesiyle.
"Başladı resmi adam, başladı," dedim, kucağımdaki Yamaç’ı onun hemen yanındaki pufa dikkatlice yatırarak. Çocuk saniyeler içinde tamamen sızdı. Sonra arkamda sakladığım o toz pembe bombayı çıkarıp Atahan’ın tam önüne doğru uzattım. "Al bakalım. Benim salonumda üstsüz gezmek yasak tatlım. Kurallara uymak zorundasın."
Atahan elini uzatıp tişörtü aldı. Havaya kaldırıp şöyle bir silkelediğinde, üzerindeki o kocaman, simli pembe unicorn baskısı loş ışıkta resmen parıldadı. Altındaki "Ben Bir Prensesim" yazısını gördüğü an Atahan’ın o sert çene hatları kaskatı kesildi. Gözlerini fal taşı gibi açıp önce tişörte, sonra bana baktı.
"Neşe..." dedi, sesi bu kez inanılmaz bir şaşkınlıkla kısıktı. "Sen ciddi misin? Benim bunu giymemi mi bekliyorsun gerçekten?"
"Aynen öyle resmi adam," dedim, kollarımı göğsümde bağlayıp ukala bir tavırla dik başımı kaldırarak. "Canım ne isterse onu giydiririm. Beğenemedin mi? Pembe yeleleri tam senin o sert auranı yumuşatacak cinsten. Hem ne demişler, prenses olmak ruhunda var."
Atahan tişörte bakıp derin bir nefes aldı. "Ben holding yönetiyorum Neşe. Yarın yönetim kurulu toplantım var. Eğer birileri beni bu... bu tek boynuzlu atla görürse holding hisseleri falan kalmaz, direkt sıfırlanırız," dedi, sesindeki o ciddi holding tonunu korumaya çalışarak ama gözlerindeki o eğlenen parıltıyı gizleyemiyordu.
"Ay bana ne holdinginden be." diyerek koltuğun kenarına oturdum, bacak bacak üstüne attım. "Burası benim evim. Ya bunu giyersin ya da o tombul yanak lafının cezası olarak sabaha kadar o soğukta çıplak oturursun. Seçim senin holding şefi."
Atahan bana ters bir bakış attı ama teslim olduğunu belirten bir şekilde başını iki yana salladı. Ayağa kalktı, o koca gövdesiyle tişörtü kafasından aşağı geçirmeye çalıştı. İşte o an hayatımın en komik manzarasını izlemeye başladım. Tişört bana bol gelen o salaş şey, Atahan’ın o geniş omuzlarına ve kaslı kollarına resmen yapışmıştı! Tişörtün boyu yukarı doğru çekilmiş, o heybetli adamın üzerinde daracık bir body gibi durmuştu. En bombası ise, tam göğsünün ortasında parıldayan simli unicorn resmen bana doğru bakıyordu. "Ben Bir Prensesim" yazısı ise kaslarından dolayı yamuk yumuk olmuştu.
Kendimi tutamadım, salonda sessiz ama deliler gibi bir kahkaha patlattım. Elimle ağzımı kapatmaya çalışıyordum ama gözlerimden yaşlar geliyordu resmen.
"Oha..." dedim, kesik kesik gülerken. "Atahan... Valla hayatımda gördüğüm en... en kaslı prenses sensin şu an. Karizman şu an holding binasının bodrum katına indi yemin ederim."
Atahan kollarını iki yana açıp üstündeki pembe tişörte, sonra da bana baktı. O sert, ciddi yüz hatlarıyla o pembe tişört o kadar absürt duruyordu ki anlatamam. Adımlarını yavaşça bana doğru attı, tam önümde durup tepemden bana doğru eğildi. O buram buram odunsu parfümüyle pembe tişörtün tezatlığı beni benden alıyordu.
"Çok mu komik Ruj Güzeli?" diye sordu, sesi o kadar alçak ve tehlikeli bir şekilde flörtözdü ki kahkaham bir anda boğazımda düğümlendi.
"Yani... şey," dedim yutkunarak, dik başımı yine de eğmeyerek. Gözlerimi doğrudan göğsündeki simli unicorna diktim. "Bence gayet vizyoner bir tarz oldu tatlım. Pembe sana yakışmış."
"Öyle mi?" dedi Atahan, dudaklarının kenarında o insanı delirten ukala gülümseme yeniden belirdi. Koltuğun kenarına, hemen yanıma doğru çöktü. Aramızdaki mesafe tamamen kapandığında, göğsündeki unicorn resmen benim pembe hırkama değecek kadar yakındı. "Madem bu kadar yakıştı, yarın holding binasındaki o büyük, resmi odaya da böyle gelmemi ister misin? Tüm Türkiye 'Başkanın oğlunun pembe unicornlu tarzı' diye manşet atar, fena mı?"
"Ay sakın." diyerek güldüm, elimi yüzüme siper ederek. "Babanın danışmanları bu sefer seni holding binasının önünde asarlar valla."
Atahan elini uzatıp koltuğun arkasına yerleştirdi, bana biraz daha yakınlaşarak o koyu gözlerini doğrudan gözlerime dikti. "Beni kimsenin asmaya gücü yetmez Neşe," dedi, ses tonu birden o pembe tişörte tezat olarak inanılmaz derecede korumacı ve ciddi bir hal aldı.
"Ama o tombul yanakların intikamını bu pembe atla aldıysan, burger menüsünün kalan hesabını kapatmaya hazır ol. Çünkü bu tişörtün bedeli holding dünyasında çok ağır ödenir, benden söylemesi."
Bölüm etkileşimi
