47. bölüm / 56
Ruj Lekesi47. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 47. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime · Okuduğun bölüm
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aklımın içindeki o koca boşlukta sadece beyaz bir sis dolanıyordu. Kim olduğumu, bu sıvasız tuğla duvarların arkasındaki dünyanın nasıl bir yer olduğunu hatırlamıyordum. Kısacık, darmadağın kesilmiş saçlarımı parmaklarımla geriye doğru ittim ve yerdeki o taşa baktım. Günlerdir, belki de haftalardır parmaklarım kanayana kadar beton zemine kazıdığım o üç harf tam önümde duruyordu.
A-T-A.
"Ata..." diye mırıldandım, dudaklarımdan dökülen bu ses yabancı bir dil gibi kulaklarımda çınladı. "Kimsin sen? Neden her yere senin adını yazıyorum?"
Cevap yoktu. Hafızam bana en büyük ihaneti etmişti. İhtiyarın her gün o şeffaf sıvıyla getirdiği çorbalar, içimdeki o hırçın fırtınayı tamamen kurutmuş, en sevdiklerimin yüzlerini zihnimden silip süpürmüştü. Bir aydır bu buz gibi depoda, bir gölge gibi yaşıyordum. Bacağımdaki o ağır beyaz alçı çoktan sökülmüştü, tenimdeki yanık izleri geçmişti ama ruhumdaki o enkaz yerli yerinde duruyordu.
Demir kapının sürgüsü büyük bir gürültüyle çekildi. Yukarıdan aşağıya inen o ağır, kendinden emin ayak sesleri deponun sessizliğini yırtı. İhtiyar adam, o simsiyah pahalı takım elbisesiyle ve elindeki o gümüş saplı bastonuyla merdivenlerin başında belirdi. Yanında bu kez sadece korumalar yoktu. Üzerinde lacivert şık bir takım elbise olan, saçları briyantinle arkaya taranmış, yabancı, kibirli yüzlü genç bir adam daha vardı.
"Bak oğlum," dedi ihtiyar adam, yanındaki gence beni işaret ederek. "Sana bahsettiğim kız bu. Biraz hırçındır, inatçıdır ama yakında benim kurallarıma tamamen alışacak."
Genç adam merdivenlerden inip tam önümde durdu. Beni bir mal gibi tepeden tırnağa süzdü. Bakışlarında ne hissettiğini anlayamadığım, beni aşağılayan sahte bir kibir vardı. "Saçlarını neden böyle çirkin kestiniz?" dedi genç adam, dudaklarını bükerek. "Biraz daha bakımlı olmasını beklerdim."
"Geçici bir delilik," dedi ihtiyar adam, bastonunu beton zemine vurarak. Sonra bana doğru bir adım attı ve sol yanağındaki o nefretlik çizgiyle gülümsedi. "Sana güzel bir haberim var küçük kız. Bu karanlık deponun soğuğundan kurtuluyorsun. Seni bu delikanlıyla, iş ortaklarımdan birinin oğluyla nişanlıyorum. Haftaya büyük bir tören olacak."
Duyduğum kelimeler zihnimde hiçbir yankı uyandırmadı. Nişanlanmak... Evlenmek... Bu adamın kim olduğu, benim kiminle nereye gideceğim umrumda bile değildi. İçimdeki o kural tanımaz çocuk ruhu o kadar uyuşmuştu ki, sadece boş gözlerle ihtiyarın yüzüne baktım.
"Ben istemiyorum," dedim, sesim o kadar kısık ve hırıltılı çıktı ki deponun tavanında kaybolup gitti. "Ben burada, bu duvardaki ismin yanında kalacağım."
İhtiyar adam yerdeki o kazıdığım ATA yazısına küçümseyerek baktı ve bastonunun ucuyla o harflerin üzerine sertçe bastı, üzerini çamurla kapattı. "O isim bitti," dedi, sesindeki o ölümcül soğukluğu gizleme gereği duymadan. "O ismin sahibi artık bu dünyada yok. Sen benim çizdiğim yoldan gideceksin. Bu nişan olacak ve sen o şatafatlı hayatın içine, benim kölem olarak geri döneceksin."
Bölüm etkileşimi
