20. bölüm / 56
Ruj Lekesi20. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 20. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Atahan’ın o parıl parıl parıldayan simli pembe tişörtle koltuğa yaslanıp ikizlerin başında sabaha kadar nöbet tutması hayatım boyunca görebileceğim en absürt ama bir o kadar da içimi eriten manzaraydı. Gece yarısı bir ara gözlerim kapanmış, sabahın ilk ışıklarıyla kurutma makinesinin sesinin durmasıyla uyanmıştım.
Hızla banyoya koşup kar beyazı olan gömleği elime aldım ve salona geçtim. Yamaç çoktan uyanmıştı, koltuğun üzerinde oturmuş Atahan’ın göğsündeki pembe unicorna parmağını bastırıp kendi kendine kıkırdıyordu. Atahan ise uykusuzluğa alışkın o bünyesiyle çoktan ayaktaydı; Yamaç’ın saçlarını karıştırırken bir yandan da gözlerini bana dikmişti.
"Operasyon tamamlandı resmi adam," dedim, gömleği ona doğru uzatarak. "Al bakalım gömleğini geri iade ediyorum. Pembe unicorn maceran burada biter."
Atahan tişörtün yakasından tutup tek bir hamlede kafasından çıkardı. Gömleğini üzerine geçirip düğmelerini hızlıca tek tek ilikledi. Kollarını düzeltti, saçlarını parmaklarıyla geriye doğru taradı ve saniyeler içinde o evimin halısında oturan "kaslı prenses" gitti, yerine karizmasıyla insanı hipnotize eden o adam geri geldi.
Tam o sırada odamın kapısı yavaşça aralandı. Bizim sakin prensesimiz, dünyanın en uslu bebeği Hayat, paytak adımlarla salona doğru yürümeye başladı. Üzerindeki ayıcıklı tulumu, tombiş yanakları ve ağzındaki pembe emziğiyle o kadar huzurlu duruyordu ki! Uykusunu tam almış, gözlerini kırpıştırarak doğrudan Atahan’a doğru yöneldi. Yamaç gibi gürültü yapmıyordu; sessizce geldi, Atahan’ın bacağına minik elleriyle tutunup başını adamın dizine yasladı.
Atahan’ın o sert yüz hatları, Hayat’ın bu sakin sevgisi karşısında anında tamamen yumuşadı. Yere doğru hafifçe eğilip minik kızı tek hamlede kucağına aldı, kokusunu içine çekerek saçlarından öptü. "Günaydın küçük hanım," dedi, sesi o kadar yumuşak ve derindendi ki içim tuhaf bir sızlamayla doldu.
Yamaç ise elindeki saati nihayet bırakıp "Anne! Baba vınn!" diye bağırmaya başladı. Cidden çocukların içine doğmuştu. Tam o saniyede dış kapının zili sabırsızca, ardı ardına çalmaya başladı.
Kapıyı açtığımda karşımda valizleriyle dikilen, gözlerinin altı morarmış bir Elfida ve arkasında Yaman eniştem duruyordu.
"Hello, tatilden dönen anne ve baba."
Tam o saniyede, bizim o dünyalar tatlısı, sakin prensesimiz Hayat, annesinin sesini duyar duymaz adımlarını hızlandırdı. Üzerindeki ayıcıklı tulumu ve tombiş yanaklarıyla paytak paytak koridora doğru koştu. Ağzındaki pembe emziği sallanırken, "Anneee!" diye neşeyle cıvıldayıp doğrudan Elfida’nın bacaklarına sımsıkı sarıldı. Elfida onu hemen kucağına alıp kokusunu içine çekerken gözleri hâlâ etraftaki o şüpheli düzendeydi.
Öte yandan, holding saatiyle bütün gece oynayan Yamaç ise her zamanki o hareketli ve afacan tavrının aksine, inanılmaz derecede dingin bir şekilde koltuktan indi. Adımlarını yavaş ve ağır ağır atarak, elindeki oyuncağıyla birlikte sakin bir şekilde babasına, yani Yaman enişteme doğru yürüdü. Sanki Atahan’ın dün gece ona aşıladığı o "görev adamı" disiplini çocuğun ruhuna işlemişti. Yaman eniştemin dizinin dibine gelip durduğunda, başını kaldırıp sakin gözlerle ona baktı.
Yaman eniştem eğilip Yamaç’ı kucağına alırken gülümsedi. Eniştem hep soğuk adamdı. İnsan içinde fazla konuşmaz, ailesinin yanında dururdu. Aslında Yamaç'ta ona benzemişti. Babası yanında olunca sanki dünyadaki bütün o yaramaz, ele avuca sığmaz enerjisini bir kenara bırakıyor, onun o sessiz ve mesafeli limanına sığınıyordu.
Yaman eniştem, kucağına aldığı oğlunun sırtını büyük eliyle yavaşça sıvazlarken Yamaç da başını babasının omzuna koydu. Aralarındaki o konuşulmayan, sadece duruşlarıyla anlaşan baba-oğul bağı salondaki o hareketli havayı bir anda sakinleştirivermişti.
Eniştem cidden dışarıya karşı buz gibi bir adamdı; ne holding muhabbetlerinden anlardı ne de bizim kızların gıybet kazanına odun atardı. Ama o soğuk duruşunun altında, ailesinin etrafına ördüğü o görünmez duvarları öyle sağlamdı ki, insan onun yanındayken fırtınanın ortasında bile güvende hissederdi. Tıpkı dün gece Atahan'ın kucağında hissettiğim o koca dağ gibi...
Elfida ise kucağında neşeyle emziğini çalkalayan Hayat'la birlikte bana döndü.
"Hayatımı kurtardın Neşe. Çok teşekkür ederim." Dedi saçlarımdan öperek. O an içimde bir şeyler koptu. Elfida bana sadece en yakın arkadaşım, sırdaşım gibi gelmiyordu; o, hayatımın her zor anında, her düştüğümde elimden tutan bir anne gibi geliyordu bana.
Annemin beni hiçbir şey söylemeden bırakıp gittiği o karanlık sabahtan sonra, sevilmenin ve korunmanın ne demek olduğunu ben en çok Elfida’nın o yargılamayan, sımsıcak sarılışlarında öğrenmiştim. Kendi annemin kokusunu unuttuğum bu dünyada, ne zaman başım sıkışsa arkamda dağ gibi duran o anne şefkatini hep onda bulmuştum.
"Ay, amma kastın he Elfim," dedim, gözlerimin dolduğunu onlardan gizlemek için hemen geri çekilip burnumu çektim. O her zamanki dik başlı, pervasız Neşe maskemi aceleyle yüzüme geçirdim. "Altı üstü iki küçük afacanı misafir ettik tatlım. Hem dua et Atahan’ın o holding dehası devreye girdi de ev hâlâ tek parça halinde duruyor."
Yaman eniştem koltukta kucağındaki Yamaç’ın saçlarını okşarken hafifçe gülümsedi. "Atahan Bey'in kriz yönetimi cidden işe yaramış," diye mırıldandı o her zamanki az ve öz konuşan tarzıyla.
Doğru diyordu...
Atahan her kriz yönetimini çözerdi.
Bölüm etkileşimi
