4. bölüm / 56
Ruj Lekesi4. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 4. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Kızım 34 tane ruj aldın, hangi birini süreceksin şimdi?"
Kozmetik mağazasının tam ortasında, elindeki lüks alışveriş poşetleriyle dikilen o Gizemli Yabancı’nın bu isyanı, mağazadaki diğer tüm kızların ve tezgahtarların bir anda bize dönmesine sebep olmuştu.
Ama benim umurumda mıydı?
Tabii ki hayır. Ben Neşe'ydim.
Canım ne zaman isterse o zaman alışveriş yapardım, canım ne zaman isterse o zaman eve kapanırdm. Şu an ise sadece ve sadece iddiayı kazanmanın verdiği o muazzam zaferin tadını çıkarıyordum.
"Otuz dört değil bir kere, otuz üç," dedim dik başlı bir tavırla ona dönerek. Aynanın karşısına geçip saçlarımı hafifçe geriye attım. "Hem iddiayı ben kazandım Gizemli Yabancı Bey. Karşında tek bir kelime bile geri adım atmadım, kuralları ben belirledim. Sen de bu rujları tıpış tıpış taşıyacaksın demiştik, unutma."
Gizemli Yabancı derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. O takım elbisesinin içindeki ciddi, mesafeli duruşuyla bu rengarenk, allıklı pullu makyaj mağazasının tam ortasında o kadar absürt duruyordu ki, içimden kahkahalarla gülmek geliyordu. Ama kendimi tuttum.
"Bak şimdi," dedim, standın üzerinden mat, kadife kırmızısı bir ruj alarak. "Şimdi bunları tek tek deneyeceğim ve sen de hangisinin bana daha çok yakıştığına karar vereceksin. Ceza gibi ceza."
"Dalga mı geçiyorsun?" dedi bana doğru bir adım atarak. Sesini biraz kısmıştı ama o derin, karizmatik tonu mağazanın içindeki müzikten bile daha baskındı. "Otuz üç tane ruju burada tek tek sürmeyi mi planlıyorsun cidden?"
"Evet," dedim, ruju açıp dudağıma yavaşça sürerken. Aynadan ona ters bir bakış attım. "İstediğim an sürerim, istediğim an silerim. Canım böyle istiyor. Hem sen iddia kaybetmiş birisin, itiraz hakkın yok."
Gizemli Yabancı arkasındaki o kulaklıklı, takım elbiseli korumalara eliyle "bekleyin" işareti yaptı ve mağazanın ortasındaki o küçük, makyaj puf koltuklarından birine oturdu. Kollarını göğsünde bağlayıp, elindeki poşetleri yanına bıraktı. Güneş gözlüklerini yakasına asmıştı ve o koyu, keskin gözlerini doğrudan bana dikmişti. Beni izlemeye başladı.
İlk ruju sürdüm. Dudaklarımı aynada hafifçe büzüp ona doğru döndüm. "Nasıl? Bu tam bir parti kırmızısı."
Beni tepeden tırnağa, özellikle de dudaklarımı saniyelerce süzdü. Bakışlarındaki o yoğunluk bir an kalbimin ritmini değiştirse de dik başımı daha da kaldırdım.
"Kırmızı işte," dedi düz bir sesle. Ama gözlerini benden alamadığı çok belliydi.
"Aman, erkekler cidden renk körü," diye söylendim kendi kendime. Bir peçete alıp ruju hızla sildim. Bu sefer daha koyu, mürdüm tonlarında bir renk aldım. Dudaklarıma dikkatlice uygularken onun bakışlarının hala üzerimde olduğunu hissedebiliyordum.
Aynadan yansımasına baktığımda, o ukala ve sert adamın gitmiş, yerine beni büyük bir merak ve garip bir hayranlıkla izleyen birinin geldiğini gördüm.
"Peki ya bu?" dedim, ona doğru dönerek. "Bu renk sence fazla mı iddialı?"
Oturduğu yerden yavaşça doğruldu. Dikkatle dudaklarıma bakmaya başladı. Elini yavaşça pantolonunun cebine atıp hafifçe öne doğru eğildi. Gözleri o kadar koyu ve keskindi ki, bakışlarının ağırlığını resmen tenimde hissettim.
"Renkleri bilmem Ruj Güzeli," dedi. Sesi o kadar kısık ve derindi ki, mağazadaki pop müziğin sesini bir anda duymaz oldum.
"Tek bildiğim bu renklerin sana yakıştığı."
Gözlerimi bir saniye bile kırpmadan doğrudan onun koyu renk gözlerine diktim. Kalbimin ritmi bu sözlerle biraz daha hızlansa da o bildik inatçı, dik başlı ifademden zerre ödün vermedim. Dudaklarımı hafifçe büzüp omuz silktim.
"Beni böyle tatlı sözlerle kandırıp iddiadan sıyrılabileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun Gizemli Yabancı," dedim, meydan okuyan bir tonla. "Daha denenecek otuz bir tane ruj var. Yani kaçışın yok."
Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. O ukala ama bir o kadar da çekici gülümsemesi yüzüne yayıldı. "Sabahtan akşama kadar buradayız desene," diye mırıldandı, sesindeki o meydan okuyan tınıyı gizleme gereği duymadan.
"Aynen öyle," diyerek arkamı döndüm ve standın üzerinden parlament mavisi kapaklı, parıltılı bir dudak parlatıcısı aldım. Rujları tek tek açıp denemeye, her renkte aynaya bakıp dudaklarımı incelemeye başladım.
O ise sabırla, kollarını göğsünde bağlamış halde puf koltuğunda oturuyor, gözünü bile kırpmadan attığım her adımı izliyordu.
Mağazadaki diğer kızların ve tezgahtarların meraklı bakışları üzerimizdeydi ama ikimiz de kendi oyunumuzun dünyasına öyle bir dalmıştık ki, etrafı tamamen unutmuştuk.
Bölüm etkileşimi
