52. bölüm / 56
Ruj Lekesi52. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 52. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime · Okuduğun bölüm
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Koridorun o çiğ, sarı ışığı altında adımlarım ağırlaşırken, duvarların rutubet kokusu doğrudan genzime doluyordu. Bandajlarımdan süzülen kanlar beton zemine damlamaya devam ediyordu. Ring geride kalmıştı, o vahşi kalabalığın uğultusu koridorun kalın demir kapılarının arkasında boğuk bir fısıltıya dönüşmüştü. Tam çıkış kapısına doğru yönelmiştim ki, karanlığın içinden birden fazla gölge hızla sıyrıldı.
Dört koca adam. Üzerlerinde simsiyah takım elbiseler vardı. Yüzlerindeki o duygusuz, robotik ifadeyi çok iyi tanıyordum. Babamın, o ihtiyar canavarın en sadık köpekleriydi. Kaçmama ya da saldırmama fırsat tanımadan, etrafımı profesyonel bir kuşatmayla sardılar. En önde duran, saçları kırlaşmış olan adam elini takım elbisesinin içine atıp silahının namlusunu doğrudan göğsüme doğrulttu.
"Dur," dedi adam, buz gibi bir sesle. "Patronun sana ringden sonra bir mesajı var. İşlerin buraya kadar geleceğini biliyordu."
Dişlerimin arasındaki kanı tükürdüm. Sırtımı arkamdaki soğuk duvara yaslarken gözlerimi adamın gözlerine diktim. Yorgundum, kaburgalarım aldığım darbelerden dolayı ezilmişti ama sesim hala o eski hırçınlığını koruyordu. "Ne istiyor yine o yaşlı ihtiyar?" dedim.
Adam hafifçe sırıttı, elindeki telsizi cebinden çıkarıp hoparlörünü açtı. Telsizden o çok iyi bildiğim, Atahan olarak çocukluğumu cehenneme çeviren, Leyla'yı toprağa gömen ve şimdi de Neşe'min zihnini kurutan o odunsu, kibirli ses yükseldi.
"Güzel bir dövüştü oğlum," dedi babam. Sesi telsizin cızırtıları arasından bile insanın kanını donduracak kadar net geliyordu. "Ama bu hayatta sadece yumruklarınla kazanamayacağını sana yedi yaşındayken o depoda öğretmiştim. Şimdi önünde son bir boks maçı var. Ama bu sefer hakem benim. Ve önünde iki seçenek var."
Nefesimi tuttum. Göğsümün tam ortasında koca bir alev harlandı.
"Nedir?" diye gürledim koridorda sesim yankılanırken.
"Birinci seçenek..." dedi ihtiyar adam, bastonunun yere vuruş sesi telsizden tık diye duyuldu. Soruma cevap vermedi.
Neden? Neden tüm çocukluğumu, gençliğimi, geleceğimi mahv ediyorsun baba?
Neden tüm sevdiklerimi benden alıyorsun?
Bu kelimeleri o karanlık koridorda avazım çıktığı kadar sesli söyleyebilirdim. Karşımdaki adamların yüzüne karşı haykırabilirdim. Ama söylemedim. Çünkü biliyordum; eğer bu soruları dudaklarımdan kaçırsaydım, içimdeki o eski yara daha çok acıyacaktı. Dudaklarımdan dökülecek her sitem, o ihtiyarın karşısında beni zayıf gösterecekti.
O yüzden dişlerimi birbirine kenetledim, içimdeki o kördüğümü kalbimin en derinine gömdüm.
"O küçük kızın, Neşe'nin hayatı. Eğer onun yaşamasını, panzehri ona vermemi istiyorsan, adamlara direnmeyeceksin. Seni oracıkta, o koridorun karanlığında indirecekler. Kendi canını vereceksin, o kız o hastane odasından çıkıp gidecek. İkinci seçenek ise... Kendi canın. Eğer yaşamak istiyorsan, o kapıdan yürüyüp gidebilirsin. Kimse sana dokunmayacak. Ama o zaman Neşe'nin o hastaneden sadece cesedi çıkacak. Seç bakalım, Bulut ailesinin büyük boksörü. Kendi canın mı, yoksa o hafızasız kızın canı mı?"
Koridordaki adamlar silahlarının emniyetini aynı anda açtılar. O şaklama sesi beynimin içinde peş peşe patladı.
Eğer kendi canımı seçersem, Neşe ölecekti. Eğer onun canını seçersem, ben ölecektim ve o beni hiçbir zaman hatırlamayacaktı.
Zihnindeki o beyaz sis perdesinin arkasında, parmaklarıyla betona kazıdığı o 'Ata' isminin kime ait olduğunu asla öğrenemeden bu dünyada yapayalnız kalacaktı. Ama benim aşkım, benim o kural tanımaz çocuk ruhuna olan bağlılığım, kendimi feda edecek kadar kör değildi bu kez.
Ben ölürsem, o ihtiyarı kim yok edecekti?
Ben ölürsem, Neşe'yi o cehennemden kim çekip alacaktı?
Gözlerimi karşımdaki adamın silah namlusundan çekip doğrudan telsize doğru bağırdım. Sesim hiç titremedi, içimde en ufak bir pişmanlık kırıntısı yoktu.
"Kendi canımı seçiyorum," dedim, sesim o karanlık koridorun duvarlarında çelik gibi yankılanırken. "Ben yaşayacağım. O kıza ne yaparsan yap, umurumda değil. Ama şunu iyi bil baba; ben o kapıdan sağ çıktığım an, senin o şatafatlı dünyanı kendi ellerimle yerle bir edeceğim."
Bölüm etkileşimi
