15. bölüm / 56
Ruj Lekesi15. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 15. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Yamaç, sakın o televizyon kumandasını akvaryuma atma tatlım. Hayat, hayır bebeğim, o kadife kırmızısı ruj yutulmaz, boyanmaz da."
Evin ortasında resmen can çekişiyordum. Üç yaşındaki bu iki afacan, eve gireli daha yarım saat bile olmamıştı ama benim o mükemmel ötesi fiziğim de, akıl sağlığım da iflas bayrağını çekmek üzereydi. Yamaç salondaki koltuk yastıklarını trambolin yapmış zıplıyor, Hayat ise eline geçirdiği pudra fırçamla halıyı unlamaya çalışıyordu.
"Ben bittim," dedim kendi kendime, mutfak tezgahına yaslanıp derin bir nefes alırken. "Canım ne zaman isterse o zaman pes ederim demiştim ya, galiba o an şu an."
Aklıma gelen ilk ve tek çareyle hemen telefonuma sarıldım. Rehbere girip o meşhur ismi, Gizemli Yabancı'yı buldum ve hiç düşünmeden arama tuşuna bastım. Telefon iki kez çaldıktan sonra o derin, pürüzsüz ve insanı anında sakinleştiren ses kulaklarımda yankılandı.
"Efendim Ruj Güzeli? Şimdiden beni mi özledin yoksa?" dedi Atahan, sesindeki o bildik ukala tonla.
"Atahan. Hemen, acilen bizim eve gelmen lazım," diye soludum, arkadan Yamaç’ın "Araba düttüüü." diye bağıran sesini bastırmaya çalışarak. "Resmi adam, acil durum kriz masası kuruldu şu an. Lafı uzatmayacağım, bana acil yardım lazım."
"Neşe? Sesin neden öyle geliyor, bir sorun mu var?" dedi, sesindeki o dalga geçen hava saniyeler içinde silindi, yerini dün geceki o korumacı sert tona bıraktı. "O şerefsiz Rüzgar yine mi geldi yoksa?"
"Yok be ne Rüzgar'ı, o gitsin kendi çöplüğünde oynasın," dedim feryat eder gibi. "Rüzgar’dan daha tehlikeli iki canlı var şu an evimde. Arkadaşım çocuklarını bana bıraktı. Üç yaşında iki tane ikiz. Yamaç ve Hayat... Atahan, ev resmen savaş alanına döndü, altından kalkamıyorum."
Telefonun diğer ucundan önce derin bir sessizlik, ardından Atahan’ın o hayatımda duyduğum en şık, en içten kahkahası yükseldi. "Çocuk mu?" dedi, gülerek. "Koskoca holdingi yönetiyorum, kriz masası deviriyorum ama senin iki çocukla darmadağın olmanı tahmin edemezdim. Beş dakikaya kapındayım Ruj Güzeli, bekle."
...
Tam dediği gibi, beş dakika sonra kapının zili çaldı. Kapıyı açtığımda karşımda yine beyaz gömleği, siyah kumaş pantolonu ve o buram buram kalite kokan odunsu parfümüyle Atahan duruyordu. Ama salona adımını atar atmaz, adamın nutku tutuldu.
Yamaç elindeki plastik arabayı Atahan’ın o pahalı el yapımı ayakkabısına doğru fırlattı. Araba Atahan'ın ayağına çarpıp durdu. Hayat ise elindeki kırmızı ruj lekesi olmuş pudra fırçasıyla paytak paytak Atahan’a doğru yürüdü ve doğrudan adamın beyaz gömleğinin eteğine fırçayı sürdü.
"Oha..." diye fısıldadım, elimle ağzımı kapatarak. "Atahan, valla ben yapmadım, Hayat yaptı."
Atahan şok içinde önce gömleğindeki kırmızı pudra lekesine, sonra yerdeki plastik arabaya, en son da karşısında saç baş dağılmış, pijamalarıyla dikilen bana baktı. Dudaklarının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı.
O koca cüssesiyle yere, çocukların hizasına doğru diz çöktü. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar ağır ağır sıyırdı.
"Demek holding prensinin gömleğini bir kez daha kadife kırmızısına boyadınız, ufaklıklar?" dedi, sesini çocukların seveceği cinsten yumuşatarak.
Yamaç, Atahan’ın o kolundaki pahalı saate garip bir aletmiş gibi bakarken hemen yanına doğru emekledi. Atahan hiç çekinmeden saatini bileğinden çıkarıp Yamaç’ın eline verdi. "Al bakalım asker, bununla oynayabilirsin," dedi. Hayat ise çoktan Atahan’ın geniş omuzlarına tırmanmaya çalışıyordu. Atahan onu tek hamlede kucağına alıp burnunu minik kızın saçlarına sürttü.
Odamın kapısına yaslanmış, karşımda duran bu manzarayı izlerken içimdeki o çocukluk boşluğunun tamamen sıcak bir hisle dolduğunu hissettim.
Dışarıdan o kadar sert, mesafeli ve egolu görünen bu resmi adam, benim bir tek telefonumla buraya gelmiş, hiç gocunmadan halının üstüne oturup çocuklarla oyun oynamaya başlamıştı.
Bölüm etkileşimi
