37. bölüm / 56
Ruj Lekesi37. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 37. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Atahan Bulut
Neşe yoktu. Neşe'm yoktu.
"Neredesin güzelim... Neredesin?"
Bacağındaki o ağır beyaz alçıyla, o kırık kalbiyle nereye gidebilirdi?
Direksiyonu sıkmaktan parmak boğumlarım beyazlamıştı. İçimdeki tek bir his, o inatçı kadının nereye sığınacağını fısıldıyordu bana. Şehirden uzakta, o ucu bucağı olmayan, gözyaşlarını saklayabileceği bir yere.
Ama neresi? Neşe kırılınca nereye giderdi? Aç mıydı? Tok muydu? Canı yanıyor muydu bilmiyordum.
Biliyorum, tenindeki sızıdan çok daha fazlası kalbinde alev alev yanıyordu şu an. Dudaklarındaki o mat kadife kırmızısı rujla ördüğü o dik başlı kaleyi kendi ellerimle tepesine yıkmıştım. Ona "Leyla" dememiştim, ama hiçbir zaman da onu Leyla gibi görmemiştim.
Onu Leyla'ya benziyor diye sevmemiştim, onu Neşe olduğu için sevmiştim. O hırçınlığı, o kural tanımaz dik başlılığı, canı ne zaman isterse o zaman rest çeken o koca çocuk ruhu sadece ona aitti. Leyla geçmişte kalmış bir acıydı, bir yas duvarıydı; ama Neşe benim şimdiki zamanımdı, geleceğimdi, nefes aldığım tek yerdi.
Tam o sırada, konsoldaki telefonumun ekranı yandı. Ekip lideri, baş korumam arıyordu. Hızla hoparlörü açtım.
"Söyle!" diye kükredim arabayı bir viraja sertçe sokarken.
"Atahan Bey, Neşe Hanım'ın sinyalini en son bir papatya tarlası yakınlarında tespit etmiştik ama telefonu tamamen kapandı, uçak moduna alındı. Ancak yerel kaynaklardan ve köy girişlerindeki plaka takip sistemimizden izini sürdük. Şu an Karadeniz'in bir dağ köyünde, yukarı yayladaki eski bir ahşap evin yakınlarında olduğunu kesinleştirdik. Konumu hemen iletiyorum."
Ekrana düşen harita linkine gözümün ucuyla baktım. Rota netleştiği an direksiyonu o yöne kırdım. Şehrin gürültülü kafelerini, yeraltı salonunun o vahşi kalabalığını arkamda bırakıp dağ yollarına tırmanmaya başladım. Lastikler toprak yolda çığlıklar atıyor, araba simsiyah gövdesiyle tozu dumana katıyordu.
Gelecektim güzelim. Seni o koca gölgelerin altında, o zehirli kelimelerle tek başına bırakmayacaktım.
Virajlar bitti, dik patikalar geride kaldı ve en sonunda araba ucu bucağı olmayan, göz alabildiğine yeşil o koca yaylanın girişine ulaştı. Arabayı sert bir frenle, toz bulutunun tam ortasında durdurdum. Motoru kapatıp kapıyı hızla açtığımda ciğerlerime dolan o keskin çimen ve dağ havası kokusu beni bir anlığına afallattı.
Gözlerim deliler gibi o yeşilliğin ortasını taradı. İleride, ahşap bir divanın ve eski bir kulübenin hemen önünde oturan o sureti gördüm.
Neşe’ydi.
Üzerinde o hep giydiği bol, salaş tişörtü ve gri eşofman takımı vardı. Tahta koltuk değnekleri hemen divanın kenarına yaslanmıştı. Bacağındaki o devasa beyaz alçı ileriye doğru uzatılmıştı. Ama yalnız değildi.
Hemen yanı başında, aralarında hiçbir mesafe bırakmadan oturan yabancı bir adam vardı. Kolları dirseklerine kadar katlanmış oduncu gömlekli, geniş omuzlu, dağınık saçlı bir köylü genci... Adam, sımsıcak bir tavırla elindeki tahta bardaktan Neşe'ye bir şey uzatıyor, Neşe ise dik başını ilk defa omuzlarının arasına çöktürmüş bir halde, zırhsız ve çıplak gözleriyle o adama bakarak bir şeyler anlatıyordu.
Hayatımda ilk defa Neşe’yi benim dışımda bir adamın bu kadar yakınında, bu kadar savunmasız bir sakinlikle otururken görüyordum.
Yüzümdeki o suçüstü yakalanmış, darmadağın bakış yerini saf bir öfkeye ve kıskançlığa bıraktı.
Belki kadar bizi yazmamıştı, o zaman o mürekkebi alıpta alın yazımızı düzeltmek bana düşerdi. O yazının mürekkebi bozuksa, kendi ellerimle kazır, baştan yazardım. Ama o kağıdı da, o kalemi de kimseye yar etmezdim.
Gülümsüyordu. Benden başka bir adamla konuşuyordu. Adamın eliyse, benim olan bir kadına dokunuyordu.
Adam elindeki bardağı uzatırken parmaklarının ucu Neşe’nin o titreyen eline değmişti. O an beynime sıçrayan kan, vahşi kalabalığın bağırışlarından çok daha büyük bir gürültü kopardı zihnimde.
Hepsi o saniyede yok oldu. Sadece o elin dokunuşu kaldı gözümün önünde.
"Çek o elini," dedim. Sesim bir fısıltı gibi çıktı ama dağ esintisini ezip geçecek kadar ağırdı.
Arabadan inip, kapısını sertçe kapattım.
Çiçek kız ve Diken adamın hikayesi burada bitemezdi.
Gözlerim karardı. Attığım her adımda göğsümün ortasındaki o çocukluk yangını daha da harlandı. Bandajlı ellerimi yumruk yaptım, parmak boğumlarımın beyazladığını hissettim.
Adam, benim geldiğimi görünce omuzlarını dikleştirip Neşe’nin hemen önünde tam bir duvar gibi dikildi. Yeşil gözlerindeki o Karadeniz hırçınlığı, benim gözlerimdeki delilikle çarpıştı. "Sana dedum uşak," dedi adam, sesindeki o meydan okuyan tınıyla. "Buralarda borun ötmez. Kız istemeyur seni, görmiymusun?"
"Çekil önümden köylü güzeli," dedim, sesimi olabildiğince alçaltarak ama altındaki tehlikeyi gizlemeyerek. Adamın omzunun üzerinden arkaya, o bol gri tişörtünün ve eşofmanının içinde zırhsız, rujları silinmiş bir halde duran Çiçek kızıma baktım. "Neşe. Güzelim... Kurban olayım yapma. Ben seni Leyla'nın yerine koymadım. Sen benim tek gerçeğimsin."
Bana bakmadı bile.
Gözleri şismişti, ağlamıştı. Fazlasıyla ağlamıştı. Dokunmaya kıyamadığın saçları dağılmıştı.
Bakışlarını benden kaçırıp başını tamamen başka bir yöne, o uçsuz bucaksız dağların sisli zirvelerine çevirdi.
Haklıydı.
Çiçek kız ve Diken adamın hikayesini tamamen küle döndürecek kadar ağırdı.
Bölüm etkileşimi
