51. bölüm / 56
Ruj Lekesi51. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 51. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime · Okuduğun bölüm
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Atahan Bulut
Bakışlarım Ömer denen Karadeniz çocuğuna ve onun yanında oturan Neşe'me kaydı.
Neşe, yatağın içinde sırtını duvara yaslamış, odadaki herkese bana, Mihan'a, Azer'e, kızlara tıpkı bir yabancıya bakar gibi korkuyla bakıyordu. Ama Ömer'e bakarken gözlerinde o gri sisten eser yoktu. Sadece onun adını biliyor, sadece onun yüzünü hatırlıyordu. Bir aydır o cehennemde zihnini kurutan o ihtiyarın ilaçları, Neşe'nin hafızasından koca bir hayatı silip süpürmüştü de, bir tek bu Karadenizli çocuğu bırakmıştı.
Bugün...
Tam da bugün, şu saliseden sonra eskisi gibi olamazdım.
Bu gecenin, bu çiğ ışıkların ve yüzüme çarpan o pis kokulu barut uğultusunun ortasında tek başımaydım. Neşe’yi tam bir aydır o sıvasız duvarların arasında esir tutan, onun o güzel zihnini uyuşturucu iğnelerle kurutan adam, kendi öz babamdı. Ve ben o canavarın cehenneminden çıkıp, kendi cehennemime, yani bu ringe geri dönmüştüm.
Yalnız çıkmıştım, yalnız inecektim.
O yeraltı boks salonunun ağır, rutubetli ve sigara dumanıyla kaplı havası ciğerlerimi yakarken koridorun karanlığından sıyrıldım. Salon tıklım tıklım doluydu ama benim için zifiri bir ıssızlıktan farkı yoktu. İnsanların vahşi bağırışları, bahisçilerin çığlıkları duvarlarda yankılanıyordu.
"Atahan Bulut!" diye kükredi anonsörün sesi, mikrofondan yükselen cızırtıyla. "Ve karşısında... Yeraltının yenilmez devi, bu gecenin son infazcısı: Demir!"
Ringin diğer köşesinden merdivenleri tırmanan adamı gördüm. Boyu benden neredeyse bir baş daha uzundu. Göğsü, omuzları ve kolları tamamen dövmelerle kaplı, adeta taştan oyulmuş devasa bir kütle gibiydi. Demir, dişliklerin arkasından bana iğrenç bir kibirle sırıttı. Bandajlı kollarını birbirine vurup ringin zeminini adeta titretti.
"Baban senin işini o depoda bitirmemiş, adam," diye fısıldadı Demir, hakem bizi ringin ortasına çağırdığında. Sesi hırıltılı ve tekinsizdi. "Ama bu gece ihtiyar adamın yarım bıraktığı işi ben tamamlayacağım. Seni bu ringe gömeceğim."
Dudaklarımı birbirine kenetledim. Gözlerimi Demir’in o kibirli yüzüne diktim. Hakem kuralları hatırlatırken arkama döndüm, köşeme çekildim. Arkamda beni tutacak, terimi silecek, bana su verecek hiç kimse yoktu. Yalnızdım. O depoda parmakları kanayana kadar duvarları kazıyan Neşe ne kadar yalnızsa, ben de tam şu saliseden sonra o kadar yalnızdım. Dişliğimi ağzıma yerleştirdim.
Gong!
İlk zil çaldığında, Demir bir boğa gibi üzerime atıldı. İlk saniyede suratımın tam ortasına inen o devasa sol kroşeyle sersemledim. Ağzıma sızan o sıcak, metalik kan tadıyla birlikte geriye doğru savruldum. Salondan koca bir uğultu yükseldi. Demir durmadı; sağ omzumdaki o yangın yarasına, kaburgalarıma peş peşe indirdiği darbelerle beni iplere doğru çiviledi.
Canım acıyordu, hem de deliler gibi acıyordu ama içimdeki o öfke acıdan daha büyüktü. Babamın o kıza yaptığı her bir işkence, sıktığı her bir şeffaf sıvı, kestiği her bir saç teli için Demir'in yüzüne bakıyordum. Demir’in ağır bir sağ yumruğu daha sol yanağımda patladığında, dizlerim beton zemine doğru kırıldı. Yere düşmek üzereydim. Kalabalık zafer çığlıkları atıyordu.
Ama içimdeki o Valeri henüz ölmemişti. Gözlerimi kapattım. O sıvasız deponun kokusunu, babamın o kibirli sesini düşündüm. "Ayağa kalk!" dedim kendi kendime. Ağzımdaki kanı ringin zeminine tükürdüm. Dişlerimi sıktım, Demir’in tam üzerine doğru atıldım.
Bu kez duran bendim, vuran bendim.
Sağ kroşem Demir'in çenesinde patladığında devasa gövdesi geriye doğru sendeledi. Sol elime sarılı o bandajların altındaki kanlar Demir'in yüzüne sıçrarken peş peşe, hiç durmadan yumruklarımı indirdim. Karın boşluğuna, suratına, şakaklarına... O depoda geçen otuz günün, otuz gecenin intikamını tek bir adama kusar gibi vurdum. Demir en sonunda koca bir çınar gibi ringin zeminine yığıldığında hakem saymaya bile gerek duymadı. Kalabalık çılgınca bağırıyordu ama benim için her yer sessizdi.
Hakem elimi havaya kaldırmak istedi, kolumu hızla geri çektim. Hiç kimseye bakmadım. Kimsenin tebriğini kabul etmedim. Ringin iplerini kendi ellerimle araladım, merdivenlerden yavaşça aşağıya indim. Üzerimdeki kanla, omuzlarımdaki o muazzam sızıyla koridorun karanlığına doğru yürüdüm.
O ringe nasıl yapayalnız çıktıysam, arkamda hiçbir gölge bırakmadan, o karanlık koridorun içinde yine öyle yapayalnız yürüyüp gittim.
Bölüm etkileşimi
