18. bölüm / 56
Ruj Lekesi18. Bölüm
Bölümler 56Şu an: 18. Bölüm
- 1 1. Bölüm557 kelime
- 2 2. Bölüm625 kelime
- 3 3. Bölüm577 kelime
- 4 4. Bölüm626 kelime
- 5 5. Bölüm550 kelime
- 6 6. Bölüm856 kelime
- 7 7. Bölüm762 kelime
- 8 8. Bölüm1.042 kelime
- 9 9. Bölüm754 kelime
- 10 10. Bölüm592 kelime
- 11 11. Bölüm705 kelime
- 12 12. Bölüm928 kelime
- 13 13. Bölüm516 kelime
- 14 14. Bölüm573 kelime
- 15 15. Bölüm537 kelime
- 16 16. Bölüm459 kelime
- 17 17. Bölüm500 kelime
- 18 18. Bölüm1.046 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 19. Bölüm875 kelime
- 20 20. Bölüm727 kelime
- 21 21. Bölüm624 kelime
- 22 22. Bölüm1.332 kelime
- 23 23. Bölüm506 kelime
- 24 24. Bölüm719 kelime
- 25 25. Bölüm1.109 kelime
- 26 26. Bölüm955 kelime
- 27 27. Bölüm819 kelime
- 28 28. Bölüm1.157 kelime
- 29 29. Bölüm704 kelime
- 30 30. Bölüm519 kelime
- 31 31. Bölüm1.131 kelime
- 32 32. Bölüm1.131 kelime
- 33 33. Bölüm813 kelime
- 34 34. Bölüm850 kelime
- 35 35. Bölüm655 kelime
- 36 36. Bölüm926 kelime
- 37 37. Bölüm718 kelime
- 38 38. Bölüm802 kelime
- 39 39. Bölüm630 kelime
- 40 40. Bölüm1.076 kelime
- 41 41. Bölüm747 kelime
- 42 42. Bölüm978 kelime
- 43 43. Bölüm768 kelime
- 44 44. Bölüm934 kelime
- 45 45. Bölüm1.099 kelime
- 46 46. Bölüm1.032 kelime
- 47 47. Bölüm414 kelime
- 48 48. Bölüm920 kelime
- 49 49. Bölüm627 kelime
- 50 50. Bölüm576 kelime
- 51 51. Bölüm588 kelime
- 52 52. Bölüm549 kelime
- 53 53. Bölüm740 kelime
- 54 54. Bölüm628 kelime
- 55 55. Bölüm1.295 kelime
- 56 56. Bölüm782 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayatım boyunca arkasında tek bir kelime bile bırakmadan kaçanların gölgesinde büyümüştüm.
Annem kokusunu bırakıp gitmişti, Rüzgar korkaklığına sığınmıştı, babam... O ise varlığıyla yokluğu arasında ördüğü o sessiz duvarların ardında beni tamamen yalnız bırakmıştı. Hayatımda bana elini uzatan, "Ben buradayım, korkma" diyen tek bir erkek figürü bile olmamıştı.
Güçlü görünmek, inat etmek, o rengarenk rujların arkasına saklanıp herkese rest çekmek benim seçtiğim bir tarz değil, hayatta kalmak için icat ettiğim tek zırhımdı.
Tam mutfak kapısının pervazına yaslanmış, gözlerimin arkasına sızmaya çalışan o eski ve karanlık gölgelerle boğuşurken Atahan’ın bana doğru baktığını fark ettim. Salonda, puf koltuğun üzerinde Yamaç elinde onun milyonluk saatiyle çoktan sızıp kalmıştı. Hayat ise Atahan'ın geniş omzuna başını yaslamış, pembe emziğini emerek derin bir uykuya dalmıştı.
Atahan, kucağındaki minik kızı uyandırmamaya dikkat ederek yavaşça ayağa kalktı. O heybetli cüssesiyle koridordan geçip Hayat’ı odamdaki yatağa, benim o kutsal ruj koleksiyonumun uzağına nazikçe bıraktı. Odamdan çıkıp salona, yanıma geldiğinde gömleğinin kollarını tamamen sıyırmıştı, yakası açılmıştı ve üzerinde kırmızı pudra izleri vardı.
"Ne oldu?" dedi Atahan, sesini salondaki sessizliğe uydurarak iyice alçalttı. Karşılıklı koltuklara çöktüğümüzde o koyu, keskin gözlerini doğrudan gözlerime dikti.
Tam o esnada, sehpada duran telefonum adeta bir pavyon tabelası gibi deliler gibi titremeye ve ışık saçmaya başladı. Ekrandaki "Elfida arıyor..." yazısını ve görüntülü arama kamerasının parıltısını gördüğümde ikimiz de aynı anda irkildik.
Atahan muzipçe sırıttı, o eski ukala havası saniyeler içinde yüzüne geri döndü. "Aç bakalım," dedi göz kırparak.
Telefonu elime alıp yeşil butonu kaydırdığım an salonda Elfida’nın tiz çığlığı yankılandı. "Kıııııızzzzz Neşeeeee. Grupta Azer mesajları attı, internet yıkılıyor. Atahan Bulut elinde oyuncak poşetleriyle senin mahalleye girmiş diyorlar. Doğru mu, yemin et?!"
Tam o sırada Atahan arkamdan uzanıp telefonu elimden nazikçe çekip aldı. Kamerayı doğrudan kendi yüzüne, o dağılmış saçlarına ve gömleğindeki kırmızı fırça lekelerine çevirdi.
"Merhaba Elfida Hanım," dedi Atahan, sesindeki o sakin ama bir o kadar da eğlenen tonuyla. "Operasyon başarıyla tamamlandı, ikizler salonda sızmış durumda. Yalnız Neşe'nin ruj koleksiyonu ve benim gömleğim bu krizde ağır hasar aldı. Tatile devam edebilirsiniz, kriz masası bende."
Telefonun diğer ucundan Yaman eniştenin "Oha, başkanın oğlu bizim çocukları mı uyuttu?!" diye bağıran şok dolu sesi gelirken, Elfida’nın kameraya karşı küçük dilini yutmuş gibi bakması salonda ikimizin de sesli bir kahkaha atmasına sebep oldu.
Fakat tam o sırada, telefondan yükselen Elfida’nın o tiz ve tanıdık ses dalgası salondaki sessizliği bıçak gibi kesti. Koltuktaki pufun üzerinde, elinde Atahan'ın saatiyle mışıl mışıl uyuyan Yamaç, annesinin sesini duyar duymaz minik kulaklarını dikti. Gözlerini kırıştırarak yavaşça araladı, etrafına bakındı ve annesinin telefondaki görüntüsünü fark ettiği an emziğini ağzından fırlatıp ağlamaklı bir ses çıkardı.
"Anneee." diye sızlandı, tombiş bacaklarını kendine doğru çekerek.
Telefonu hemen kapatıp masaya bıraktım. Yamaç, uykudan yeni uyanmanın verdiği o mahmurlukla doğrudan bana doğru emeklemeye başladı. Kollarıma uzandığında hiç düşünmeden onu kucağıma aldım, sıkıca sarıldım. Başını omzuma yasladı, minik elleriyle pembe hırkamın yakasını sıkıca kavradı.
Atahan ise koltuktan kalkıp yanımıza geldi. Kucağımda hafifçe içini çeken Yamaç’ın saçlarını büyük, şefkatli eliyle yavaşça okşadı. Yamaç, başını omzumdan kaldırıp o muzip gözlerini Atahan'a dikti, elindeki o milyonluk saati adama doğru uzattı.
"Cici abi... vınn?" diye mırıldandı, uykulu uykulu.
Atahan’ın yüzünde, holding binalarında ya da televizyon ekranlarında asla göremeyeceğiniz kadar samimi ve teslim olmuş bir gülümseme belirdi. "Evet küçük adam, yarın yine en hızlısından vınn," dedi.
...
"Gömleğini ver yıkayayım?"
Atahan bu teklifim karşısında hiç ikilemedi. Gözlerimin içine baka baka, hiçbir çekince göstermeden elini gömleğinin düğmelerine götürdü. Üstten başlayarak düğmeleri tek tek, gayet rahat ve sakin bir hareketle açmaya başladı. Onun bu kadar pervasız ve özgüvenli duruşu karşısında nefesimin bir anlığına kesildiğini hissettim ama dik başımı asla eğmedim, gözlerimi bir saniye bile kaçırmadım.
Son düğmeyi de açtıktan sonra, o kırmızı lekeli beyaz gömleği geniş omuzlarından geriye doğru sıyırıp tek bir hamlede çıkardı.
Loş salon ışığının altında, o esmer ve kusursuz fiziği, geniş omuzları tamamen karşımdaydı. Göğüs kafesinin düzenli iniş kalkışlarını, o güçlü yapısını bu kadar yakından görmek içimdeki tüm ritmi altüst etmeye yetti. Yanaklarımın aniden alev aldığını, dün gece bahsettiğim o kadife kırmızısı rujun tonuna büründüğünü hissettim. Ama ben Neşe'ydim; yakalanırdım ama asla geri adım atmazdım.
Atahan, çıkardığı gömleği tek eliyle bana doğru uzatırken dudaklarının kenarında o bildiğim, insanı delirten muzip ve ukala gülümseme belirdi. Koyu, keskin gözlerini doğrudan gözlerime dikti.
"Al bakalım Ruj Güzeli," dedi, sesi o kadar alçak, pürüzsüz ve derinden gelmişti ki tenimin ürperdiğini hissettim.
"Ya sen neden benim önümde soyunuyorsun? Çocuk var." Dudaklarının kenarındaki o muzip kıvrım biraz daha büyüdü. O geniş, çıplak omuzlarını hiç umursamadan koltuğun arkasına rahatça yaslandı.
"Gömleği yıkayayım diyen sendin Ruj Güzeli," dedi, sesindeki o eğlenen, pürüzsüz tını salonun loşluğunda yankılanırken.
"Ay cidden delisin sen," diye fısıldadım, yanaklarımın alev alev yandığını hissederken. Bakışlarımı onun o kusursuz vücudundan zorla kaçırıp elimdeki lekelenmiş beyaz gömleğe sabitledim. "Ama benim salonum holding binası değil tatlım. Kuralları çiğnemeyi severim ama bu kadarı benim vizyonumu bile aşıyor şu an."
Atahan hafifçe güldü, göğüs kafesi bu içten gülüşle sarsılırken gözlerini bir saniye bile gözlerimden ayırmadı. "Senin vizyonunun sınırlarını zorlamak hoşuma gidiyor Neşe," dedi, sesi bir tık daha alçalıp derinden gelirken. "Sinirliyken, utanırken bir tek kızarıyor bu tombul yanakların."
"Tombul?"
Söylediği o tek kelimeyle birlikte mutfak kapısının eşiğinde zınk diye durdum. Kucağımdaki Yamaç bile benim bu ani kaskatı kesilişimle irkilip minik başını omzumdan hafifçe kaldırdı.
Aynada kendime her baktığımda o "mükemmel ötesi fiziğim" ve keskin hatlarımla gurur duyan ben, az önce ülkenin en gözde adamından "tombul" lafını mı işitmiştim?
Gözlerimi fal taşı gibi açarak hızla ona doğru döndüm. O inatçı ve dik başlı Neşe maskem saniyeler içinde yüzüme yapışmıştı.
"Sen az önce bana tombul mu dedin?" dedim, sesimin desibelini Yamaç’ı ve içeride uyuyan Hayat’ı uyandırmayacak bir tonda tutmaya çalışarak ama içindeki o tüm pervasız öfkeyi kusarak. "Atahan Bulut, hayatının hatasını yapıyorsun şu an! Benim yanaklarım bir kere tombul değil, tamamen genetik bir dolgunluk o tatlım. Vizyonun bu kadarına mı yetiyor cidden?"
Atahan, koltuğun arkasına yaslanmış o çıplak, geniş omuzlarını hafifçe sarsarak sessiz ama o kadar içten bir kahkaha attı ki, göğüs kafesinin o kusursuz iniş kalkışını izlememek için kendimi zor tuttum. Koyu, keskin gözlerini kısmış, doğrudan benim o laf yetiştirirken sinirden iyice kızaran yüzüme bakıyordu.
"Evet, tam olarak bundan bahsediyordum," dedi, sesi o kadar alçak, pürüzsüz ve dalga geçen bir tınıyla geldi ki salondaki tüm havayı bir anda eritti. "Sinirlendiğinde ya da şu an olduğu gibi laf yetiştirmeye çalışırken o yanakların tam olarak o dün nefret ettiğin nar çiçeği rengine dönüyor. Ve evet, Ruj Güzeli... Yakından bakınca kesinlikle çok tombul ve ısırmalık duruyorlar."
Bölüm etkileşimi
