9. bölüm / 46
Berdel Yazgısı9
Bölümler 46Şu an: 9
- 1 11.188 kelime
- 2 2835 kelime
- 3 3985 kelime
- 4 4851 kelime
- 5 5994 kelime
- 6 61.026 kelime
- 7 7868 kelime
- 8 81.273 kelime
- 9 9940 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 101.227 kelime
- 11 11766 kelime
- 12 12722 kelime
- 13 131.441 kelime
- 14 141.231 kelime
- 15 15591 kelime
- 16 16897 kelime
- 17 171.243 kelime
- 18 18939 kelime
- 19 19923 kelime
- 20 20931 kelime
- 21 21788 kelime
- 22 22991 kelime
- 23 231.034 kelime
- 24 24567 kelime
- 25 251.070 kelime
- 26 26955 kelime
- 27 271.262 kelime
- 28 281.074 kelime
- 29 29744 kelime
- 30 30954 kelime
- 31 311.167 kelime
- 32 32974 kelime
- 33 33815 kelime
- 34 34855 kelime
- 35 35852 kelime
- 36 361.110 kelime
- 37 371.054 kelime
- 38 381.009 kelime
- 39 39867 kelime
- 40 40858 kelime
- 41 411.044 kelime
- 42 42615 kelime
- 43 43789 kelime
- 44 441.578 kelime
- 45 451.123 kelime
- 46 46 FİNAL785 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mirza annesine baktıktan sonra Zümra'nın yanına geldi. Zümra onun yüzündeki öfkeyi ve kırgınlığı görünce sessizce eline dokundu.
“Mirza…”
Mirza ona döndü.
Zümra gözlerinin içine bakarak yumuşak bir sesle sordu:
“İyi misin?”
Mirza birkaç saniye cevap vermedi. Sonra başını hafifçe iki yana salladı.
“Değilim.”
“Belli oluyor.”
Mirza gözlerini annesine çevirdi.
“Yirmi üç yıl, Zümra… Annem bütün bu yıllar boyunca babama güvenmiş.”
Zümra sessizce onu dinledi.
Mirza derin bir nefes aldı.
“Onu böyle görmek çok ağır geliyor.”
“anlıyorum "
Mirza bu kez ona baktı. Söyleyecek çok şeyi vardı ama hiçbirini söylemedi.
Gece konağın tamamı sessizliğe büründüğünde Mirza hâlâ uyumamıştı.
Yatağın içinde dönüp durdu. Gözlerini kapattığında annesinin ağlayan yüzü, babasının başını öne eğişi ve Berzan'ın masada söyledikleri aklına geliyordu.
Bir süre sonra dayanamayarak yataktan kalktı.
Balkona çıktı.
Cebinden sigarasını çıkarıp yaktı. Derin bir nefes aldı.
İlk sigarası bitmeden ikincisini yaktı.
Sonra üçüncüsünü…
Küllük kısa sürede izmaritlerle doldu.
Mirza korkuluğa yaslanmış, karanlık konağın avlusuna bakıyordu.
“Yirmi üç yıl…” diye mırıldandı.
Her nefeste öfkesi biraz daha ağırlaşıyordu.
Tam bir sigarayı daha yakacakken arkasından Zümra'nın sesi geldi.
“Mirza…”
Mirza dönüp ona baktı.
Zümra kapının eşiğinde duruyordu.
“Sen hâlâ uyumadın mı?”
Mirza başını iki yana salladı.
“Uyuyamıyorum.”
Zümra küllüğe baktı. Sonra onun yüzüne.
“Kaç tane içtin?”
Mirza cevap vermedi.
Zümra yanına gelip sessizce durdu.
“Böyle devam edersen sabahı da uyumadan geçirirsin.”
Mirza gözlerini yere indirdi.
“Uyusam da aklımdan çıkmıyor.”
Zümra ne diyeceğini bilemedi.
Mirza bu kez daha kısık bir sesle konuştu.
“Annemin yüzü gözümün önünden gitmiyor.”
Zümra onun eline dokundu.
“Biraz olsun dinlenmeye çalış.”
Mirza sigarayı söndürdü.
“Deneyeceğim.”
Ama ikisi de biliyordu ki o gece Mirza'nın zihninde uykuya yer yoktu.
Sabah olduğunda konakta kimsenin yüzünde gece yaşananların ağırlığı silinmemişti.
Kahvaltı sofrası kurulmuştu ama kimsenin eli yemeğe gitmiyordu.
Sultan odasından çıkmamıştı.
Yılmaz masaya oturmuş, önündeki çaya dokunmadan başını öne eğmişti. Miran sessizdi. Dilan'ın gözleri şişmişti. Mirza ise gece boyunca neredeyse hiç uyumadığı için yorgun görünüyordu.
Zümra onun yanına oturmuştu.
Masada ağır bir sessizlik vardı.
Kimse konuşmuyor, kimse doğru düzgün bir şey yemiyordu.
Sadece Nermin, önündeki tabağa iştahla uzanıyordu.
Zeytin alıp ekmeğine sürüyor, çayını karıştırırken etrafına bakıyordu.
Yüzünde gizleyemediği küçük bir memnuniyet vardı.
Sanki konağın yıllardır alıştığı düzenin bozulması onu üzmek yerine hoşuna gidiyordu.
Dilan bunu fark edip kaşlarını çattı.
Nermin hiçbir şey olmamış gibi,
“Çay biraz soğumuş,” dedi.
Kimse cevap vermedi.
Nermin ise sakince çayından bir yudum aldı.
Zümra, Mirza'nın önündeki tabağın hâlâ olduğu gibi durduğunu fark etti.
“Bir şeyler ye,” diye fısıldadı.
Mirza başını iki yana salladı.
“İçimden gelmiyor.”
Nermin onları dinlerken dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Miran bunu görünce dayanamadı.
“Nermin yenge, senin keyfin yerinde galiba.”
Nermin çatalını tabağına bırakıp ona baktı.
“Ben ne yaptım şimdi?”
Dilan sertçe karşılık verdi.
“Hiçbir şey yapmadın. Sadece herkesin perişan olduğu bir sabahı seyredip kahvaltını etmeye devam ediyorsun.”
Nermin omuz silkti.
“İnsan aç kalınca olanları değiştiremiyor sonuçta.”
Mirza başını kaldırıp Nermin'e baktı.
Bakışları soğuktu.
“Bugün kimsenin canını sıkma Nermin yenge "
Nermin'in yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
Mirza ise tekrar önündeki boş tabağa baktı.
O sabah sofrada yalnızca Nermin'in iştahı vardı.
Geri kalan herkesin aklında ise bir önceki gecenin gerçeği vardı.
Kahvaltıdan sonra Mirza konağın avlusuna çıktı. Birkaç dakika sonra Berzan da arkasından geldi. İkisi bir süre sessizce yan yana durdu.
Mirza ilk konuşan oldu.
“Dün gece söylediklerin hâlâ aklımda.”
Berzan başını salladı.
“Benim de.”
“Senin için de kolay değil.”
Berzan kısa bir nefes verdi.
“Değil. Yirmi üç yıl boyunca babamın kim olduğunu bilmeden yaşadım. Şimdi bir anda hem babamı hem de bir aileyi öğrenmiş oldum.”
Mirza ona baktı.
“Ben de bir gecede kardeşim olduğunu öğrendim.”
Berzan hafifçe gülümsedi.
“Sanırım ikimiz de aynı şeyi yaşıyoruz.”
Mirza başını salladı.
“Bunun senin suçun olmadığını biliyorum.”
“Senin de suçun değil.”
Aralarında kısa bir sessizlik oldu.
Berzan devam etti.
“Ben buraya senden bir şey almaya gelmedim Mirza.”
Mirza kaşlarını hafifçe çattı.
“Bunu düşündüğümden değil.”
“Biliyorum. Sadece bilmeni istedim. Ben de ne yapacağımı bilmiyorum.”
Mirza gözlerini yere indirdi.
“Ben de bilmiyorum.”
Berzan ona baktı.
“Belki hemen kardeş gibi davranmamız gerekmiyordur.”
Mirza ilk kez hafifçe gülümsedi.
“Bence de.”
“Önce birbirimizi tanırız.”
Mirza elini uzattı.
“Olur.”
Berzan elini sıktı.
İkisi de birbirini suçlamıyordu. Çünkü ikisinin de seçmediği bir geçmişin sonuçlarıyla karşı karşıya olduklarını biliyorlardı.
Mirza elini çekip Berzan'a baktı.
“Ne olursa olsun, bu olanların sorumlusu sen değilsin.”
Berzan da aynı ciddiyetle cevap verdi.
“Sen de değilsin.”
Mirza, Berzan'la konuştuktan sonra annesinin hâlâ odasından çıkmadığını hatırladı. Elindeki tepsiyle merdivenlere yöneldi.
Kapıya geldiğinde içeriden Zümra'nın sesi geldi.
“Anne, hiç değilse birkaç lokma ye. Bütün gece bir şey yemedin.”
Mirza kapıyı hafifçe araladı.
Zümra yatağın kenarında oturuyordu. Önünde hazırladığı küçük bir yemek tepsisi vardı. Sultan ise gözleri şişmiş halde yatağa yaslanmıştı.
Zümra kaşıktaki çorbayı Sultan'a uzattı.
“Ne olur anne, biraz iç.”
Sultan başını iki yana salladı.
“Boğazımdan geçmiyor.”
Zümra kaşığı geri çekip tepsiyi kenara koydu.
“Tamam. Seni zorlamayacağım. Ama en azından biraz dinlen.”
Mirza kapının önünde sessizce onları izledi.
Zümra'nın annesinin başında saatlerdir oturduğunu fark edince yüzündeki sert ifade biraz yumuşadı.
Sultan başını kaldırıp kapıda Mirza'yı gördü.
“Mirza…”
Mirza içeri girdi.
“Anne.”
Zümra ona baktı.
“Sen niye geldin?”
Mirza elindeki tepsiyi gösterdi.
“Ben de sana yemek getirmiştim.”
Zümra hafifçe gülümsedi.
“Ben de getirdim.”
Mirza gözlerini Zümra'nın önündeki tepsiye çevirdi.
“Sen benden önce davranmışsın.”
Zümra omuz silkti.
“Anneni yalnız bırakmak istemedim.”
Mirza birkaç saniye ona baktı.
Sonra Sultan'ın yanına oturdu.
“Anne, ne olur biraz ye.”
Sultan oğlunun elini tuttu.
“Benim için üzülme.”
Mirza'nın sesi kısıldı.
“Üzülmem mümkün mü?”
Zümra sessizce ikisini izledi.
Mirza bir yandan annesinin elini tutarken diğer eliyle tepsiyi kendine çekti.
“Sen yemezsen ben de yemem.”
Sultan oğluna baktı.
“Çocuk gibisin.”
Mirza ilk kez hafifçe gülümsedi.
“Sen de annemsin. Mecburen uğraşacağım seninle.”
Zümra'nın yüzünde de küçük bir gülümseme oluştu.
Sultan oğlunun da yemeğini bilerek konuştu.
"Sen başla sonra ben hadi"
Zümra gülümseyerek odadan çıktı. Yanlız bırakacaktı onları.
Bölüm etkileşimi
