1. bölüm / 46
Berdel Yazgısı1
Bölümler 46Şu an: 1
- 1 11.188 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2835 kelime
- 3 3985 kelime
- 4 4851 kelime
- 5 5994 kelime
- 6 61.026 kelime
- 7 7868 kelime
- 8 81.273 kelime
- 9 9940 kelime
- 10 101.227 kelime
- 11 11766 kelime
- 12 12722 kelime
- 13 131.441 kelime
- 14 141.231 kelime
- 15 15591 kelime
- 16 16897 kelime
- 17 171.243 kelime
- 18 18939 kelime
- 19 19923 kelime
- 20 20931 kelime
- 21 21788 kelime
- 22 22991 kelime
- 23 231.034 kelime
- 24 24567 kelime
- 25 251.070 kelime
- 26 26955 kelime
- 27 271.262 kelime
- 28 281.074 kelime
- 29 29744 kelime
- 30 30954 kelime
- 31 311.167 kelime
- 32 32974 kelime
- 33 33815 kelime
- 34 34855 kelime
- 35 35852 kelime
- 36 361.110 kelime
- 37 371.054 kelime
- 38 381.009 kelime
- 39 39867 kelime
- 40 40858 kelime
- 41 411.044 kelime
- 42 42615 kelime
- 43 43789 kelime
- 44 441.578 kelime
- 45 451.123 kelime
- 46 46 FİNAL785 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karar
Mardin akşamlarının kendine has bir sessizliği vardı.
Taş evlerin arasından süzülen rüzgâr, avludaki eski ceviz ağacının yapraklarını hafifçe kıpırdatıyor, uzaktan gelen ezan sesi gecenin içine karışıyordu. Avlunun ortasına bırakılmış küçük masanın etrafında dört kişi oturuyordu.
Yusuf, ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmiş, karşısındaki adama bakıyordu.
Yılmaz.
İki adam yıllardır birbirini tanıyordu. Aynı sokaklarda büyümüş, aynı düğünlerde omuz omuza durmuş, birbirlerinin acısına da sevincine de şahit olmuşlardı.
Ama bu gece konuşacakları şey, diğerlerinden farklıydı.
Yılmaz derin bir nefes aldı.
“Yusuf,” dedi ağır bir sesle. “Sana bir mesele açacağım.”
Yusuf başını kaldırdı.
“Dinliyorum.”
Sultan, Yılmaz'ın yanında sessizce oturuyordu. Züleyha ise Yusuf'un hemen yanında, kocasının yüzündeki ifadeden konuşmanın kolay olmayacağını anlamıştı.
Yılmaz bir süre sustu.
Sonra gözlerini Yusuf'a dikti.
“Bizim ailelerin bir süredir konuştuğu bir mesele var.”
Yusuf kaşlarını çattı.
“Mirza'yla mı ilgili?”
Sultan araya girdi.
“Mirza'nın da haberi yok.”
Züleyha şaşkınlıkla Sultan'a baktı.
“Ne demek haberi yok?”
Sultan ellerini birbirine kenetledi.
“Daha kendisine bir şey söylemedik.”
Yusuf sandalyesinde biraz geriye yaslandı.
“Öyleyse önce bana açıkça söyleyin. Ne konuşuyoruz?”
Yılmaz bu kez lafı dolandırmadı.
“Berdel.”
Avluda bir anda sessizlik oldu.
Züleyha'nın bakışları Yusuf'a kaydı.
Yusuf ise uzun süre hiçbir şey söylemedi.
“Berdel mi?”
Yılmaz başını ağır ağır salladı.
“Evet.”
“Kim kiminle?”
Yılmaz'ın cevabı gecikmedi.
“Mirza ile Zümra.”
Züleyha'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Zümra mı?”
Sultan başını salladı.
“Biz Mirza için başka bir şey düşünmüyoruz. Eğer siz de uygun görürseniz…”
Yusuf sözünü kesti.
“Bir dakika.”
Masadaki herkes sustu.
Yusuf'un sesi bu kez daha sertti.
“Çocukların hayatından bahsediyoruz. Böyle bir kararı dört kişi oturup veremeyiz.”
Yılmaz başını öne eğdi.
“Biliyorum.”
“Mirza ne düşünüyor?”
“Bilmiyoruz.”
“Zümra?”
“Onun da haberi yok.”
Yusuf ayağa kalkacak gibi oldu ama vazgeçip tekrar yerine oturdu.
“Öyleyse bu karar şu an sadece bizim kararımız.”
Yılmaz gözlerini Yusuf'tan ayırmadı.
“Evet.”
Züleyha ilk kez konuştu.
“Peki neden şimdi?”
Sultan derin bir nefes aldı.
“Çünkü bazı şeylerin daha fazla beklemesini istemiyoruz. İki aile birbirini biliyor. Çocuklar birbirini tanıyor. İkisi de güçlü karakterli. Belki başta kabul etmeyecekler ama…”
Züleyha hafifçe gülümsedi.
“Zümra'nın kabul etmeyeceğinden eminim.”
Yusuf ona baktı.
“Sen kızımızın ne diyeceğini biliyorsun.”
“Bilmez miyim?”
Züleyha'nın sesi bu kez daha yumuşaktı.
“Zümra kendi hayatıyla ilgili kararın başkasının ağzından çıkmasına bile tahammül edemez.”
Yılmaz başını salladı.
“Mirza da farklı değil.”
Sultan hafifçe iç çekti.
“Belki de bu yüzden birbirlerine denk gelirler.”
Yusuf kaşlarını kaldırdı.
“Denk gelmek başka, evlenmek başka.”
Kimse cevap vermedi.
Bir süre yalnızca avludaki yaprakların sesi duyuldu.
Sonunda Yılmaz ellerini masanın üzerine koydu.
“Ben Mirza'nın kötü bir hayat kurmasını istemiyorum. Zümra'yı da yıllardır tanıyoruz. Ailesini biliyoruz. Kızımız gibi gördük.”
Yusuf'un yüzündeki sertlik biraz olsun yumuşadı.
“Ben de Mirza'yı bilirim.”
“Öyleyse?”
Yusuf gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Öyleyse çocuklarla konuşacağız.”
Sultan başını salladı.
“Konuşacağız.”
“Baskı yapmadan.”
Yılmaz cevap vermeden önce Yusuf'un gözlerinin içine baktı.
“Bunu yapabilir miyiz?”
Yusuf'un yüzünde kısa bir tebessüm belirdi.
“Biz büyükler bazen karar vermeyi kolay sanıyoruz.”
Züleyha kocasına baktı.
“Çünkü onların yerine yaşayabileceğimizi sanıyoruz.”
Yusuf başını salladı.
“Tam olarak öyle.”
Sultan sessizce masadaki çay bardağına uzandı.
“Peki, kararımız ne?”
Yusuf uzun süre düşündü.
Sonra Yılmaz'a baktı.
“Eğer Zümra kabul ederse…”
Yılmaz sözünü tamamladı.
“Mirza da kabul ederse…”
İki adam birbirine baktı.
Yusuf elini masanın üzerine uzattı.
“Bu evliliği yaparız.”
Yılmaz onun elini tuttu.
“Anlaştık.”
İki annenin bakışları buluştu.
Sultan'ın yüzünde temkinli bir ifade vardı.
Züleyha ise hâlâ kızının vereceği tepkiyi düşünüyordu.
Çünkü o an dört kişi bir karar vermişti.
Fakat henüz bilmiyorlardı…
Bu karar yalnızca iki gencin hayatını değil, iki ailenin bütün dengelerini değiştirecekti.
Ve Zümra ile Mirza, hayatlarının en büyük kararının alındığından henüz habersizdi.
Ertesi akşam Zümra, babasının isteği üzerine salona çağrıldığında evdeki havanın farklı olduğunu hemen anladı.
Yusuf koltuğun bir ucunda oturuyordu. Yanında Züleyha vardı.
Zümra kapının eşiğinde durdu.
“Baba, beni çağırmışsın.”
Yusuf eliyle karşısındaki koltuğu gösterdi.
“Gel, otur.”
Zümra yavaşça oturdu. Annesine baktı.
“Ne oldu?”
Züleyha kızının gözlerinden kaçırdı bakışlarını.
Yusuf ise hiç dolandırmadan konuştu.
“Seninle önemli bir konu konuşacağız.”
“Dinliyorum.”
“Mirza'yı biliyorsun.”
Zümra'nın kaşları hafifçe çatıldı.
“Biliyorum.”
“Yılmaz'ın oğlu.”
“Evet.”
Yusuf birkaç saniye sustu.
Sonra beklemediği kadar net bir cümle kurdu.
“Onunla evleneceksin.”
Zümra'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ne?”
Yusuf sesini değiştirmedi.
“Mirza'yla evleneceksin.”
Zümra ayağa kalktı.
“Baba, siz ne konuşuyorsunuz?”
Züleyha araya girmeye çalıştı.
“Zümra…”
“Hayır anne. Bir dakika.”
Zümra babasına döndü.
“Benim hayatımdan bahsediyorsunuz ve bana sormadan karar mı verdiniz?”
Yusuf sakinliğini korudu.
“Evet. Karar verdik.”
Zümra birkaç saniye babasına baktı. Sonra acı bir gülümseme çıktı yüzünden.
“Ben ne düşünüyorum, onu merak etmiyor musunuz?”
“Kararımız değişmeyecek.”
“Peki ya ben istemezsem?”
Yusuf'un cevabı hiç gecikmedi.
“İstesen de istemesen de bu evlilik olacak.”
Zümra'nın gözleri büyüdü.
“Beni tanımadığım bir adamla evlendiremezsiniz.”
“Mirza'yı tanıyorsun.”
“Tanımak başka, evlenmek başka!”
Züleyha kızının elini tutmak istedi ama Zümra elini çekti.
“Anne, sen de bunu kabul ettin mi?”
Züleyha'nın gözleri doldu.
“Bunun kolay olduğunu mu sanıyorsun?”
“Kolay değilse neden kabul ettiniz?”
Yusuf ayağa kalktı.
“Çünkü bu sadece senin vereceğin bir karar değil, Zümra.”
Zümra babasının gözlerinin içine baktı.
“Benim hayatım.”
“Ve bu evlilik yapılacak.”
Zümra hiçbir şey söylemeden odadan çıktı.
Aynı saatlerde Mirza da babasının karşısında oturuyordu.
Yılmaz'ın yüzündeki ciddiyet, Mirza'nın dikkatini çekmişti.
“Baba, ne oldu?”
Yılmaz hiç uzatmadı.
“Zümra'yla evleneceksin.”
Mirza bir an ne duyduğunu anlamadı.
“Kimle?”
“Zümra.”
Mirza kısa bir kahkaha attı.
“Şaka yapıyorsun.”
Sultan ciddi bir ifadeyle oğluna baktı.
“Şaka değil.”
Mirza'nın yüzündeki gülümseme silindi.
“Ben evlenmek istemiyorum.”
Yılmaz'ın cevabı sert oldu.
“İsteyip istememen konuşulacak bir konu değil.”
“Benim hayatım.”
“Biz kararımızı verdik.”
Mirza ayağa kalktı.
“Benden habersiz mi?”
“Evet.”
“Peki Zümra ne diyor?”
Yılmaz birkaç saniye sustu.
“Onun da haberi oldu.”
Mirza sinirle güldü.
“Ve kabul etti mi?”
Sultan oğluna baktı.
“Etse de etmese de evlilik yapılacak.”
Mirza'nın çenesi gerildi.
“Ben tanımadığım biriyle aynı hayatı paylaşmayacağım.”
Yılmaz ayağa kalktı.
“Tanıyacaksın.”
“Ya sevmezsem?”
“Sevgi sonradan gelir.”
Mirza başını iki yana salladı.
“Ben böyle bir evliliği kabul etmiyorum.”
Yılmaz'ın sesi daha da sertleşti.
“Bu bir teklif değil, Mirza.”
Mirza sustu.
“Bu bir karar.”
Odada ağır bir sessizlik oluştu.
Yılmaz son kez oğluna baktı.
“Hazırlığını yap. Zümra senin eşin olacak.”
Mirza cevap vermedi.
Ama o gece hem Zümra hem Mirza aynı şeyi düşünüyordu.
İkisi de kendi hayatlarının başkaları tarafından çizilen bir yola sokulduğunu düşünüyordu.
Henüz birbirlerinin karşısına çıkmamışlardı.
Fakat artık kaderleri, onların izni olmadan birbirine bağlanmıştı.
Zümra, evden çıktıktan sonra biraz hava almak için sokağa yürüdü.
Hâlâ babasının söylediklerini düşünüyor, sinirini bastırmaya çalışıyordu.
Aynı saatlerde Mirza da evden çıkmış, arabasını birkaç sokak ileride bırakıp yürümeye başlamıştı. O da öfkeliydi. Babasının verdiği kararı kabullenmek bir yana, düşünmek bile istemiyordu.
İkisi de aynı sokağa girdiklerinden habersizdi.
Zümra başı önünde yürürken karşıdan gelen adım seslerini duydu. Başını kaldırdı.
Mirza.
İkisi de aynı anda duraksadı.
Zümra, karşısındaki adamı birkaç saniye süzdü. Onu daha önce uzaktan görmüştü ama hiç bu kadar yakından karşılaşmamıştı.
Mirza da gözlerini Zümra'dan ayırmadı.
Sadece birkaç saniye.
Ne bir selam verdiler.
Ne de tek kelime ettiler.
İkisinin de aklından aynı düşünce geçti.
Demek bu…
Zümra bakışlarını önce kaçırdı.
Mirza da birkaç saniye sonra gözlerini başka yöne çevirdi.
Yan yana geldiklerinde birbirlerine yol vermek için hafifçe kenara çekildiler.
Omuzları neredeyse birbirine değecekti.
Ama ikisi de dönüp bakmadı.
Zümra yürümeye devam etti.
Mirza da arkasına bakmadan kendi yoluna gitti.
İkisi de birkaç adım sonra aynı anda durup arkalarına bakmayı düşündü.
Ama hiçbirinin dönmeye niyeti yoktu.
Böylece ilk karşılaşmaları yalnızca birkaç saniye sürdü.
İsimlerini söylemeden.
Konuşmadan.
Birbirlerinin hayatına girmek üzere olduklarını bilerek...
Bölüm etkileşimi
