20. bölüm / 46
Berdel Yazgısı20
Bölümler 46Şu an: 20
- 1 11.188 kelime
- 2 2835 kelime
- 3 3985 kelime
- 4 4851 kelime
- 5 5994 kelime
- 6 61.026 kelime
- 7 7868 kelime
- 8 81.273 kelime
- 9 9940 kelime
- 10 101.227 kelime
- 11 11766 kelime
- 12 12722 kelime
- 13 131.441 kelime
- 14 141.231 kelime
- 15 15591 kelime
- 16 16897 kelime
- 17 171.243 kelime
- 18 18939 kelime
- 19 19923 kelime
- 20 20931 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21788 kelime
- 22 22991 kelime
- 23 231.034 kelime
- 24 24567 kelime
- 25 251.070 kelime
- 26 26955 kelime
- 27 271.262 kelime
- 28 281.074 kelime
- 29 29744 kelime
- 30 30954 kelime
- 31 311.167 kelime
- 32 32974 kelime
- 33 33815 kelime
- 34 34855 kelime
- 35 35852 kelime
- 36 361.110 kelime
- 37 371.054 kelime
- 38 381.009 kelime
- 39 39867 kelime
- 40 40858 kelime
- 41 411.044 kelime
- 42 42615 kelime
- 43 43789 kelime
- 44 441.578 kelime
- 45 451.123 kelime
- 46 46 FİNAL785 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zümra da o gece uyuyamadı.
Annesinin evindeki odada yatağın kenarında oturmuş, karşısındaki boş duvara bakıyordu.
Her şey tanıdıktı.
Bu onun çocukluğundan beri bildiği evdi.
Ama yine de yabancı geliyordu.
Çünkü aklı konağın odasındaydı.
Mirza'nın yanında.
Zümra derin bir nefes aldı.
"Ne yapıyordur acaba?"
Bu soruyu sormaması gerektiğini biliyordu.
Ama yine de düşündü.
Mirza şimdi odasında mıydı?
Uyuyor muydu?
Yoksa o da onun gibi uyanık mıydı?
Telefonunu eline aldı.
Ekranda Mirza'nın adı duruyordu.
Bir süre baktı.
Aramak istedi.
Parmağı arama tuşuna yaklaştı.
Sonra geri çekti.
"Hayır."
Telefonu yatağın üzerine bıraktı.
Gözleri doldu.
"İlk adımı ben atmayacağım."
Ama kalbi başka söylüyordu.
Çünkü Mirza'nın yanında olmadığı ilk geceydi.
Ve Zümra onun yokluğunu beklediğinden çok daha fazla hissediyordu.
Konağı düşündü.
Sabah kahvaltısını...
Merdivenleri...
Balkonu...
Mirza'nın kendisine bakışını...
En çok da gece uyurken yanında olduğunu.
Yatağın diğer tarafına döndü.
Yanında kimse yoktu.
Elini boş yastığa koydu.
Gözlerinden yaş süzüldü.
"Ben sana alışmışım."
Bunu yüksek sesle söyleyince kendisi bile şaşırdı.
Başını yastığa gömdü.
Sonra Mirza'nın son günlerde Zümra ya olan bakışları geldi aklına.
"aptal"
Zümra gözlerini kapattı.
"Öyleyse neden durdurmadın beni?"
Cevap yoktu.
Sadece sessizlik vardı.
Zümra telefonunu tekrar aldı.
Mesaj yazdı:
"Beni neden durdurmadın?"
Uzun uzun baktı.
Sonra mesajı sildi.
Çünkü Mirza'nın bunu kendi söylemesini istiyordu.
Zümra yatağa uzandı.
Gözlerini kapattığında konağı gördü.
Mirza'yı gördü.
Ve ilk kez şunu kabul etti:
Gitmişti ama kalbi hâlâ Mirza'nın yanındaydı.
O gece ikisi de aynı şeyi düşündü.
İkisi de birbirini özledi.
İkisi de telefonu eline aldı.
Ve ikisi de gururundan ilk adımı atmadı.
Sabah olduğunda Zümra erkenden uyandı.
Annesi çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı.
Zümra masaya oturdu.
Züleyha önüne bir tabak koydu.
"Ye kızım."
Zümra sadece başını salladı.
"İştahım yok."
Elindeki çay bardağına uzandı.
Bir yudum aldı.
Sonra bir yudum daha.
Masadakiler konuşuyordu ama Zümra konuşulanların hiçbirini doğru düzgün dinlemiyordu.
Çayı bitince annesi yeniden doldurdu.
Zümra yine içti.
Önündeki yiyeceklere hiç dokunmadı.
Züleyha kızına dikkatlice baktı.
"Hiçbir şey yemeyecek misin?"
Zümra başını iki yana salladı.
"Çay yeter."
Bir süre sonra bardağı tekrar uzattı.
Züleyha sessizce çayını doldurdu.
Zümra bütün kahvaltı boyunca sadece çay içti.
Ne ekmeğe uzandı, ne peynire, ne de önündeki tabağa.
Sadece sessizce oturdu.
Aklında ise tek bir şey vardı:
Mirza bugün de gelmeyecek miydi?
Zümra nın telefonu tekrar çaldığında Miran ın kaçıncı arayışı olduğunu bilmeden kenardan meşgule attı.
Miran dan değil.
Mirza dan bekliyordu telefon.
Önündeki tabağa tekrar baktı.
Hiçbir şeye dokunmadı.
Çayı bitince annesi bardağını yeniden doldurdu.
Zümra yine içti.
Sadece çay.
Ne kahvaltı yapabildi ne de konuşabildi.
Bir ara gözleri boş sandalyeye kaydı.
İçinden saçma bir düşünce geçti:
Mirza şimdi burada olsaydı ne derdi?
Hemen başını çevirdi.
Kendine kızdı.
"Ben niye hâlâ onu düşünüyorum?"
Ama cevabını biliyordu.
Çünkü dün konaktan ayrılırken yalnızca evini değil, alıştığı hayatı da geride bırakmıştı.
Ve o hayatın içinde Mirza vardı.
Zümra çayından son yudumu aldı.
Bardağı masaya bıraktığında gözleri dolmuştu.
Kimse fark etmesin diye başını eğdi.
Kendi kendine sessizce fısıldadı:
"Bir kere bile aramadın..."
Sonra dudaklarını birbirine bastırdı.
Çünkü en çok canını yakan şey Mirza'nın onu göndermesi değildi.
Gittikten sonra hayatına devam edebiliyor olması ihtimaliydi.
Oysa Zümra, onun yokluğuyla sabahın ilk saatinde bile baş edemiyordu.
Sabah konağın içinde alışılmadık bir sessizlik vardı.
Mirza erkenden hazırlanmıştı.
Aşağı indiğinde Sultan onu kahvaltı masasına bekliyordu.
"Mirza, gel oğlum. Kahvaltını yap."
Mirza saatine baktı.
"İşim var."
Sultan şaşkınlıkla oğluna baktı.
"Daha çok erken. Hiçbir şey yemeden mi gideceksin?"
"İştahım yok."
Ceketini aldı.
Sultan arkasından seslendi.
"Mirza."
Mirza durdu ama dönmedi.
"Bir şey yapmamı istiyorsan söyle."
Mirza birkaç saniye sustu.
Sonra sadece:
"Yok anne."
dedi ve konağın kapısından çıktı.
Sultan kapının kapanmasını izledi.
Yüzündeki endişe daha da arttı.
Miran merdivenlerden inerken annesinin yanına geldi.
"Gitmiş."
Sultan başını salladı.
"Hiçbir şey yemedi."
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra Sultan kararlı bir şekilde konuştu.
"Ben bir şey yapacağım."
Miran annesine baktı.
"Ne yapacaksın?"
"Bu ikisini böyle bırakmayacağım."
Miran hafifçe iç çekti.
"Anne..."
"Ne?"
Miran sandalyeye oturdu.
"Biri inadından, biri gururundan adım atmıyor."
Sultan kaşlarını çattı.
"Kim inat ediyor?"
Miran kısa bir gülümsemeyle cevap verdi.
"Zümra."
Sonra başını kapıya çevirdi.
"Mirza da gururundan."
Sultan derin bir nefes aldı.
"İkisi de birbirini seviyor."
Miran başını salladı.
"Ben de onu söylüyorum zaten."
Sultan gözlerini kapıya dikti.
"İnsan sevdiğini böyle kaybetmemeli."
Miran sessizce cevap verdi.
"Onlara bunu anlatmak lazım."
Sultan ayağa kalktı.
"Ben Zümra'yla konuşacağım."
Miran annesine baktı.
"Konuş ama onu Mirza'ya geri dönmeye zorlama."
Sultan durdu.
"Ne yapacağım o zaman?"
Miran'ın yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
"İkisinin de birbirini hâlâ beklediğini anlamalarını sağla"
Sultan daha fazla beklemedi.
Öğlene doğru hazırlanıp konağın dışına çıktı.
Zümra'nın ailesinin evine geldiğinde kapıyı Züleyha açtı.
Sultan'ı görünce şaşırdı.
"Sultan?"
Sultan hafifçe gülümsedi.
"Zümra'yla konuşabilir miyim?"
Züleyha bir an tereddüt etti ama sonra kenara çekildi.
"Tabii."
Sultan salona girdiğinde Zümra koltukta oturuyordu.
Elinde yine çay vardı.
Sultan karşısına oturdu.
"Çok çay içiyorsun."
Zümra başını kaldırıp zoraki bir gülümseme verdi.
"İçim başka bir şey istemiyor."
Sultan kızın yüzüne dikkatlice baktı.
"Mirza da bu sabah kahvaltı etmeden çıktı."
Zümra'nın parmakları çay bardağının etrafında sıkılaştı.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Sultan devam etti.
"Gece odasından çıkmadı."
Zümra gözlerini kaçırdı.
"Benim yüzümden mi?"
Sultan başını iki yana salladı.
"Hayır kızım. Senin yüzünden değil."
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Sultan yumuşak bir sesle konuştu.
"Ben oğlumu tanırım."
Zümra gözlerini kaldırdı.
"Mirza kolay kolay kimseye bağlanmaz."
Zümra'nın gözleri dolmaya başladı.
Sultan onun elinin üzerine elini koydu.
"Ben sana 'geri dön' demeye gelmedim."
Zümra şaşkınlıkla baktı.
"Ben sadece şunu söylemeye geldim..."
Sultan kısa bir nefes aldı.
"İkiniz de birbirinizi bekliyorsunuz."
Zümra'nın gözünden bir damla yaş düştü.
"Ben onun gelmesini bekliyorum."
Sultan başını salladı.
"Mirza da senden bir işaret bekliyor."
Zümra acı bir gülümseme bıraktı.
"İkimiz de gururluyuz demek."
Sultan hafifçe gülümsedi.
"Hayır."
Elini Zümra'nın elinden çekmeden ekledi:
"İkiniz de âşıksınız. Gururunuz da bunun üstüne çıkmaya çalışıyor."
Bölüm etkileşimi
