11. bölüm / 46
Berdel Yazgısı11
Bölümler 46Şu an: 11
- 1 11.188 kelime
- 2 2835 kelime
- 3 3985 kelime
- 4 4851 kelime
- 5 5994 kelime
- 6 61.026 kelime
- 7 7868 kelime
- 8 81.273 kelime
- 9 9940 kelime
- 10 101.227 kelime
- 11 11766 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12722 kelime
- 13 131.441 kelime
- 14 141.231 kelime
- 15 15591 kelime
- 16 16897 kelime
- 17 171.243 kelime
- 18 18939 kelime
- 19 19923 kelime
- 20 20931 kelime
- 21 21788 kelime
- 22 22991 kelime
- 23 231.034 kelime
- 24 24567 kelime
- 25 251.070 kelime
- 26 26955 kelime
- 27 271.262 kelime
- 28 281.074 kelime
- 29 29744 kelime
- 30 30954 kelime
- 31 311.167 kelime
- 32 32974 kelime
- 33 33815 kelime
- 34 34855 kelime
- 35 35852 kelime
- 36 361.110 kelime
- 37 371.054 kelime
- 38 381.009 kelime
- 39 39867 kelime
- 40 40858 kelime
- 41 411.044 kelime
- 42 42615 kelime
- 43 43789 kelime
- 44 441.578 kelime
- 45 451.123 kelime
- 46 46 FİNAL785 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah kahvaltısında kimse doğru düzgün konuşmuyordu.
Sultan önündeki çaya dalmış, kaşığı elinde öylece tutuyordu. Dilan birkaç kez annesine bakmış, Miran ise sessizce Mirza'yı izliyordu.
Mirza sonunda sandalyesini geriye itti.
"Anne."
Sultan başını kaldırdı.
"Ne oldu?"
"Bugün çiftliğe gidiyoruz."
Sultan şaşkınca baktı.
"Biz mi?"
"Biz."
"Mirza, şimdi sırası mı?"
"Tam da sırası."
Sultan kaşlarını çattı.
"Ben hiçbir yere gitmek istemiyorum."
Mirza sakinliğini bozmadı.
"Burada kalıp ne yapacaksın?"
Sultan cevap vermedi.
Mirza devam etti.
" babamla karşılaşmamak için odana kapanacaksın. Berzan'ı gördüğünde yüzün değişecek. Herkes sana bir şey sormaya çalışacak. Sen de 'iyiyim' diyeceksin."
Sultan'ın gözleri doldu.
"Ben hallederim."
"Ben senin halletmeni beklemiyorum."
Masada sessizlik oldu.
Miran bu kez araya girdi.
"Anne, gidelim."
Sultan ona döndü.
"Sen de mi?"
"Ben de."
Dilan annesinin elini tuttu.
"Ben de geliyorum."
Sultan üçünün yüzüne baktı.
"Üçünüz bir olmuşsunuz."
Dilan hafifçe gülümsedi.
"Başka türlü seni ikna edemeyeceğimizi biliyoruz."
Sultan istemsizce gülümsedi ama hemen toparlandı.
"Kaç gün?"
"Ne kadar istersen."
Mirza'nın cevabı netti.
"İki gün de olabilir, bir hafta da."
Sultan oğluna baktı.
"Sen kalacak mısın?"
"Kalacağım."
"Miran?"
"Ben de."
"Dilan?"
"Ben zaten gitmeye hazırım."
Sultan başını iki yana salladı.
"Peki."
Kahvaltıdan sonra eşyaları ayarlamışlardı.
Yaklaşık bir saat sonra arabalar, iki yanı ağaçlarla çevrili uzun bir yoldan geçerek çiftliğin demir kapısının önünde durdu.
Kapı ağır ağır açıldı.
Dilan camdan dışarı bakıp gülümsedi.
"Hiç değişmemiş."
Miran arkasından seslendi.
"Sen değişmişsin, ev aynı kalmış."
Dilan dönüp ona baktı.
"Çok komiksin."
Sultan, uzun zamandır ilk kez hafifçe güldü.
Mirza bunu duyunca aynadan annesine baktı. Zümra da fark etmişti.
Araba yavaşlayarak evin önünde durdu.
Çiftlik evi uzaktan bile konağı andırıyordu ama havası tamamen farklıydı. Üç katlı, taş ve ahşabın bir arada kullanıldığı büyük bir evdi. Çatının ortasındaki yüksek bölüm ve geniş çatı katı nedeniyle dışarıdan bakınca dört katlı gibi görünüyordu.
Önünde geniş bir taş merdiven vardı. Merdivenlerin iki yanında yıllardır büyümüş güller ve sarmaşıklar uzanıyordu.
Sultan salonda kalıp etrafına baktı.
Derin bir nefes aldı.
"Burada her şey eskisi gibi."
Mirza annesinin yanına geldi.
"Sen de eskisi gibi ol diye getirdik."
Sultan oğluna baktı.
"Ben zaten benim."
Mirza gülümsedi.
"Biliyorum."
Zümra merdivenlerin başından onlara baktı. Sultan'ın yüzünde konağa geldiklerinden beri ilk kez daha sakin bir ifade vardı.
Dilan, Zümra'nın kolunu çekti.
"Gel, daha bitmedi."
Zümra gülerek onun peşinden gitti.
Mirza ise annesine bakmaya devam etti.
Bu evde ilk defa herkesin biraz daha rahat nefes alabileceğini düşünüyordu.
Akşamüstü güneş yavaş yavaş ağaçların arkasına çekilirken çiftliğin önünde hareketlilik başladı.
Miran, evin biraz ilerisindeki taş alana birkaç odun taşıdı.
Dilan kapının önüne çıkıp ona baktı.
"Ne yapıyorsun?"
"Ateş yakacağım."
"Sen mi?"
Miran kaşlarını kaldırdı.
"Ben."
Dilan gülerek başını salladı.
"Allah yardım etsin."
"Bir kere de güven bana."
Kısa süre sonra ateşin çıtırtısı çiftliğin önünü doldurdu. Sultan verandadaki sandalyelerden birine oturmuş, onları izliyordu.
Zümra içeriden elinde bir tepsiyle çıktı.
"Ne gerekiyorsa getirdim."
Dilan hemen yanına koştu.
"Ver, ben taşıyayım."
"Yok, beraber götürelim."
Mirza da ateşin yanından dönüp Zümra'ya baktı.
"Sen otur. Ben alırım."
Zümra tepsiyi bırakmadan cevap verdi.
"Bir şey taşımıyorum zaten."
"Yine de."
Zümra hafifçe gülümsedi.
"Mirza, gerçekten iyiyim."
Mirza bir şey demeden başını salladı.
Bir süre sonra mangalın başına Mirza geçti. Miran da yanında durup etleri hazırlamaya başladı.
Dilan sandalyesini ateşe biraz daha yaklaştırdı.
"Ben bugün hiçbir şey yapmayacağım."
Miran güldü.
"Zaten ne zaman yaptın?"
Dilan eline aldığı ekmek parçasını ona doğru salladı.
"Konuşma."
Sultan'ın yüzünde yine küçük bir gülümseme belirdi.
Zümra bunu görünce onun yanına oturdu.
"Üşüyor musun?"
"Yok kızım."
Zümra şalını biraz daha Sultan'ın omuzlarına çekti.
"Akşam serinliyor."
Sultan kızına bakar gibi Zümra'ya baktı.
"Sen kendine bak."
"Ben iyiyim."
Tam o sırada Mirza mangaldan seslendi.
"Zümra."
Zümra başını çevirdi.
"Efendim?"
"Şunu anneme götürür müsün?"
Elindeki pişmiş eti gösteriyordu.
Zümra tabağı aldı.
"Olur."
Sultan hemen itiraz etti.
"Ben kendim alırım."
Mirza gülümseyerek cevap verdi.
"Anne, bugün sana hizmet etmek serbest."
Miran araya girdi.
"Bugün mü?"
Herkes güldü.
Bir süre sonra masanın etrafı doldu. Mangalın dumanı havaya karışıyor, ateşin ışığı yüzlerine vuruyordu. Uzakta tarlalardan gelen gece sesleri duyuluyordu.
Dilan eline ekmek alıp ateşe yaklaştırdı.
"Çocukken burada sabaha kadar otururduk."
Miran hemen düzeltti.
"Sen otururdun. Biz seni eve sokmaya çalışırdık."
"Çünkü eğlenmeyi bilmiyordunuz."
Zümra gülerek onları dinliyordu.
Mirza bir ara onun yanına baktı.
Zümra ateşe dalmıştı. Yüzündeki ifade konağa geldikleri ilk günlerdeki kadar gergin değildi.
Mirza bunu fark edip hiçbir şey söylemedi.
Sadece mangaldan aldığı sıcak ekmeği onun önündeki tabağa bıraktı.
Zümra şaşkınlıkla tabağa baktı, sonra Mirza'ya.
"Bu ne?"
"Acıkmışsındır."
"Ben söylemedim."
"Yüzün söyledi."
Zümra istemsizce gülümsedi.
"Sen de herkesi izliyorsun."
Mirza ateşe bakarak cevap verdi.
"Bugün biraz."
Zümra ekmeği aldı.
"Teşekkür ederim."
Mirza başını salladı.
Ateşin çıtırtısı ve kahkahalar arasında gece yavaşça çökerken, uzun zamandır ilk kez ailece aynı sofrada kimsenin geçmişi konuşmadığı, kimsenin hesap sormadığı sakin bir akşam başladı.
Bölüm etkileşimi
