27. bölüm / 46
Berdel Yazgısı27
Bölümler 46Şu an: 27
- 1 11.188 kelime
- 2 2835 kelime
- 3 3985 kelime
- 4 4851 kelime
- 5 5994 kelime
- 6 61.026 kelime
- 7 7868 kelime
- 8 81.273 kelime
- 9 9940 kelime
- 10 101.227 kelime
- 11 11766 kelime
- 12 12722 kelime
- 13 131.441 kelime
- 14 141.231 kelime
- 15 15591 kelime
- 16 16897 kelime
- 17 171.243 kelime
- 18 18939 kelime
- 19 19923 kelime
- 20 20931 kelime
- 21 21788 kelime
- 22 22991 kelime
- 23 231.034 kelime
- 24 24567 kelime
- 25 251.070 kelime
- 26 26955 kelime
- 27 271.262 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 281.074 kelime
- 29 29744 kelime
- 30 30954 kelime
- 31 311.167 kelime
- 32 32974 kelime
- 33 33815 kelime
- 34 34855 kelime
- 35 35852 kelime
- 36 361.110 kelime
- 37 371.054 kelime
- 38 381.009 kelime
- 39 39867 kelime
- 40 40858 kelime
- 41 411.044 kelime
- 42 42615 kelime
- 43 43789 kelime
- 44 441.578 kelime
- 45 451.123 kelime
- 46 46 FİNAL785 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Milano’ya geleli üç hafta olmuştu.
Zümra, küçük dairesinin penceresinin önünde durmuş, aşağıdaki kalabalığı izliyordu. Sokaktan geçen insanların hiçbiri onu tanımıyordu.
Kimse onun kim olduğunu bilmiyordu.
Kimse Mardin'deki konağı, ailesini, yaşadıklarını, Mirza'yı bilmiyordu.
Belki de olması gereken buydu.
Yeni bir hayat kuracaktı.
Kimseye bağlı olmadan.
Kimsenin kararlarına göre yaşamadan.
Kendi ayakları üzerinde duracaktı.
Ama nedense bütün bunları düşündükçe içinde oluşması gereken rahatlık bir türlü gelmiyordu.
Telefonunu eline aldı.
Ekranda hiçbir bildirim yoktu.
Zümra birkaç saniye öylece baktı.
Sonra kendi kendine kızarak telefonu masaya bıraktı.
"Ne bekliyorsun?" diye fısıldadı. "Aramasını mı?"
Başını iki yana salladı.
"Aramayacak."
Bunu söylemek bile canını acıtmıştı.
Mutfakta kendisine kahve yapmak için ayağa kalktı. Dolaptan fincanı çıkarırken eli bir an durdu.
Mirza kahveyi nasıl içerdi?
Şekersiz.
Kahvesini önüne koyduğunda aklına istemeden o geldi.
Zümra gözlerini kapattı.
"Yeter."
Kahve makinesini çalıştırdı.
"Buraya onun için gelmedin."
Ama zihni onu dinlemiyordu.
Mirza'nın sabahları ona baktığı anlar...
Sinirlendiğinde çenesini sıkışı...
Hiçbir şey söylemeden elini tuttuğu zamanlar...
"Karım," deyişi...
Zümra'nın gözleri doldu.
Hemen yüzünü çevirdi.
"Ben niye hâlâ seni düşünüyorum?"
Cevap yoktu.
Çünkü cevap zaten belliydi.
Onu seviyordu.
Belki de en çok buna kızıyordu.
Kendisini kıran, ondan uzaklaştıran, kalbini paramparça eden bir adamı hâlâ özlüyor olmak ağır geliyordu.
Telefonunu tekrar eline aldı.
Mirza'nın numarasını açtı.
Parmağı arama tuşunun üzerinde birkaç saniye bekledi.
Sonra ekranı kapattı.
"Hayır."
Telefonu yatağın üzerine fırlattı.
"Aramayacağım."
Bir süre sonra sessizce yatağın kenarına oturdu.
Milano'nun ışıkları pencerenin ardından odasına vuruyordu.
Yeni bir şehir.
Yeni bir ev.
Yeni bir hayat.
Ama Zümra'nın kalbi hâlâ Mardin'deydi.
Ve bunu değiştiremediği için kendisine kızıyordu.
Başını ellerinin arasına aldı.
"Unut artık şu adamı..."
Sesi titredi.
"Unut Mirza'yı."
Ama gözlerinden süzülen ilk yaş, söylediği her şeyi yalanlıyordu.
Üç hafta.
Sadece üç hafta geçmişti.
Ama Mirza, üç hafta önceki Mirza değildi.
Konağın koridorlarında eskisi gibi ağır adımlarla yürümüyor, kimseyle doğru düzgün konuşmuyor, sofraya oturduğunda önündeki yemeğe bakıp kalıyordu.
En kötüsü de sürekli telefonundaydı.
Zümra'yı arıyordu.
Sabah uyandığında ilk işi onu aramak oluyordu.
Öğle arasında tekrar.
Gece yatağa girdiğinde tekrar.
Ama telefon her defasında aynı şeyi söylüyordu.
Ulaşılamıyordu.
Mirza telefonu kulağından indirip birkaç saniye ekrana baktı.
Sonra yeniden aradı.
Yine cevap yoktu.
Çenesini sıktı.
"Zümra..."
Sesi öyle kısık çıkmıştı ki kendisi bile zor duydu.
Telefonu masaya bıraktı.
Bir dakika geçmeden tekrar aldı.
Bu kez mesaj yazdı.
"Neredesin?"
Gönderdi.
Ardından bir tane daha.
"Ne olur sadece iyi olduğunu söyle."
Mirza mesaj ekranına uzun uzun baktı.
Cevap gelmedi.
Tam telefonu bırakacakken avukatının araması ekranda belirdi.
Mirza birkaç saniye telefonu açmadı.
Sonunda cevapladı.
"Efendim?"
"Mirza Bey, tekrar arıyorum. Boşanma evrakları konusunda—"
"İmzalamayacağım."
Avukat sustu.
"Fakat Zümra Hanım'ın imzaladığı belgeler hâlâ geçerli durumda. Sizin de imzalamanız gerekiyor."
"İmzalamayacağım dedim."
"Bu süreci daha fazla uzatmanız—"
"Uzatsın."
Mirza'nın sesi sertti.
"Ben karımdan boşanmayacağım."
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.
"Mirza Bey..."
"Her gün aramanıza gerek yok."
"Ben de her gün aramak istemiyorum ama—"
"Yarın da ararsınız."
Telefonu kapattı.
Başını koltuğun arkasına yasladı.
Gözlerini kapattığında karşısında yine Zümra vardı.
Gülüşü.
Bakışı.
Ona kızdığı zaman dudaklarını büzüşü.
Sessiz kaldığında gözlerini kaçırışı.
Mirza derin bir nefes aldı.
"Sen beni gerçekten bırakıp gittin mi?"
Kendi sorusuna cevap veremedi.
Telefonunu yeniden eline aldı.
Zümra'nın numarasını açtı.
Aradı.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Cevap yoktu.
Mirza ayağa kalktı.
Pencerenin önüne yürüdü.
Üç haftadır yaptığı gibi yine aynı şeyi yaptı.
Zümra'yı bulmaya çalıştı.
Ama Mardin'de değildi.
Telefonu kapalıydı.
Gittiği yeri bilen yoktu.
Ve Mirza'nın elinde sadece onun yokluğu vardı.
O gece yine uyuyamadı.
Saat sabaha karşı üçü gösterirken yatağın kenarında oturmuş, Zümra'nın ona bıraktığı boşanma evraklarına bakıyordu.
Belgelerin yanında alyans duruyordu.
Zümra'nın ona geri verdiği yüzük.
Mirza yüzüğü avucuna aldı.
Parmaklarının arasında sıkıca tuttu.
"Ben seni bırakmadım ki..."
Sesi kırıldı.
"Sen neden beni bıraktın?"
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Mirza hemen başını eğdi.
Sanki ağladığını kendisinden bile saklamak ister gibi.
Ertesi sabah avukat yine aradı.
Telefon daha ikinci çalışta açıldı.
"İmzalamıyorum."
Avukat daha tek kelime edemeden Mirza konuştu.
"Ve yarın da imzalamayacağım."
"Mirza Bey, bunu sonsuza kadar sürdüremezsiniz."
Mirza birkaç saniye sustu.
Sonra pencerenin dışındaki boşluğa baktı.
"Belki sürdürebilirim."
"Ne demek istiyorsunuz?"
"Zümra geri dönene kadar hiçbir yere imza atmayacağım."
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Mirza telefonu kapattı.
Sonra tekrar Zümra'nın numarasını aradı.
Bu kez de ulaşamadı.
Ama yine de telefonu kulağında birkaç saniye daha tuttu.
Sanki biraz daha beklerse karşı taraftan onun sesi gelecekmiş gibi.
"Zümra..."
Gözlerini kapattı.
"Ben hâlâ buradayım."
Zümra, Milano’daki küçük evinin salonunda oturuyordu.
Telefonu elindeydi.
Üç haftadır Mardin’den gelen hiçbir aramaya cevap vermemişti.
Ama o gece aklına Miran geldi.
Eski numarasını hâlâ telefonunda tutuyordu.
Bir süre ekrana baktı.
Sonunda arama tuşuna bastı.
Telefon birkaç kez çaldı.
Miran açtı.
"Yenge?"
Zümra'nın sesi soğuktu.
"Miran, beni Mirza'yla muhatap ettirme."
Miran bir anda sustu.
"Yenge..."
"Boşanma evraklarını imzalasın."
"Zümra—"
"Boşanmak isteyen kendisiydi."
Sesi titremeye başlamıştı ama öfkesini bastırdı.
"Şimdi ben istiyorum."
Miran derin bir nefes aldı.
"Abim iyi değil, yenge."
Zümra'nın gözleri bir anda doldu.
Ama sesini değiştirmedi.
"Ne demek iyi değil?"
"Çok perişan bir halde."
Miran'ın sesi bu kez daha düşüktü.
"Üç haftadır kendinde değil. Sürekli seni arıyor. Telefon elinden düşmüyor. Gece uyumuyor. Yemek yemiyor doğru düzgün."
Zümra gözlerini kapattı.
Bir süre konuşamadı.
Miran devam etti.
"Her gün seni soruyor. Nerede olduğunu öğrenmeye çalışıyor. Kimseye söylemiyorsun biliyorum ama..."
Sustu.
"Yenge, nerede olduğunu söyler misin?"
Zümra dudaklarını birbirine bastırdı.
"İyi."
Miran şaşırdı.
"Ne?"
"İyi olsun."
Sesi bu kez kırılmıştı.
"Ben onun ardından ne kadar perişan olduysam, o da biraz olsun anlasın."
"Zümra..."
"Bir de ona söyle."
Miran sustu.
Zümra gözlerinden akan yaşı sildi.
"Evrakları imzalasın."
"Abim imzalamıyor."
"İmzalasın."
Sesi sertleşti.
"Boşanmak isteyen kendisiydi. Şimdi ben istiyorum. Benim kararımı da kabul etsin."
Miran ne söyleyeceğini bilemedi.
Zümra son kez konuştu.
"Ve Miran..."
"Efendim?"
"Abine söyle, imzalasın."
Bir saniye durdu.
"Bir de daha beter olsun."
Miran'ın yüzü düştü.
"Yenge..."
Zümra telefonu kapattı.
Ardından numarayı da tamamen engelledi.
Telefonu masanın üzerine bıraktı.
Birkaç saniye kıpırdamadan oturdu.
Sonra ellerini yüzüne kapattı.
Sessizce ağlamaya başladı.
Çünkü Miran'ın söylediği tek bir cümle zihninden çıkmıyordu:
"Abim iyi değil, yenge."
Miran abisinin yanına fırladı hemen.
"abi yengem aradı"
Mirza haftalar sonra ilk defa umutla mirana dönmüştü
"neredeymiş"
"söylemedi"
'iyi mi "
" bir şey demedi "
Mirza mirana bağırdı.
" ne dedi lan söylesene sormadın mı iyimisin neredesin diye "
Miran abisine acı acı baktı
" boşanma evraklarını imzalasın dedi "
Mirza kendini toparlayamıyordu.
" ara Miran "
' telefonu kapalı"
"Miran imzalamam ben onu"
Ertesi sabah Zümra erkenden uyandı.
Gece boyunca doğru düzgün uyuyamamıştı.
Miran'ın söyledikleri hâlâ kulaklarındaydı.
"Abim iyi değil, yenge."
Gözlerini açtığında bir süre tavana baktı. Sonra yataktan kalkıp banyoya gitti.
Lavabonun başında yüzünü yıkarken bir anda durdu.
Son birkaç gündür kendini farklı hissediyordu.
Midesi bulanıyor, sabahları hiçbir şey yemek istemiyor, normalden daha yorgun hissediyordu.
Elini karnına götürdü.
"Yok artık..."
Bunu söylerken bile kalbi hızlandı.
Bir süre aynadaki yansımasına baktı.
Sonra çantasını aldı ve dışarı çıktı.
Bir süre sonra elinde küçük bir poşetle eve döndü.
İçindeki gebelik testini çıkarırken elleri titriyordu.
Banyoya girdi.
Dakikalar sonra test elindeydi.
Zümra gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Bekledi.
Bir çizgi belirdi.
Sonra...
İkinci çizgi.
Zümra'nın nefesi kesildi.
Testi elinden düşürecek gibi oldu.
Gözlerini kırpıştırdı.
Bir kez daha baktı.
İki çizgi.
"Hayır..."
Sesi titredi.
"Hayır, hayır..."
Testi tekrar eline aldı.
Sonuç değişmemişti.
Zümra yavaşça yere çöktü.
Bir eliyle ağzını kapattı.
Gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı.
Hamileydi.
Mirza'nın çocuğunu taşıyordu.
Az önce söylediği sözler zihninde yankılandı.
"Abine söyle, evrakları imzalasın."
"Bir de daha beter olsun."
Zümra hıçkırarak başını iki yana salladı.
"Ben ne yaptım?"
Karnına sarıldı.
"Ne yapacağım ben?"
Ağlaması giderek şiddetlendi.
Bir yandan bebeğini düşünüyordu.
Bir yandan Mirza'yı.
Onu hâlâ sevdiğini inkâr edemiyordu.
Ama şimdi her şey daha da karmaşıktı.
Zümra testin yanına tekrar baktı.
İki çizgi.
İki küçük çizgi, bütün hayatını değiştirmişti.
Yüzünü ellerinin arasına aldı.
Ve o sabah, Milano'daki küçük evinde, Zümra'nın ağlaması uzun süre dinmedi.
Bölüm etkileşimi
