35. bölüm / 46
Berdel Yazgısı35
Bölümler 46Şu an: 35
- 1 11.188 kelime
- 2 2835 kelime
- 3 3985 kelime
- 4 4851 kelime
- 5 5994 kelime
- 6 61.026 kelime
- 7 7868 kelime
- 8 81.273 kelime
- 9 9940 kelime
- 10 101.227 kelime
- 11 11766 kelime
- 12 12722 kelime
- 13 131.441 kelime
- 14 141.231 kelime
- 15 15591 kelime
- 16 16897 kelime
- 17 171.243 kelime
- 18 18939 kelime
- 19 19923 kelime
- 20 20931 kelime
- 21 21788 kelime
- 22 22991 kelime
- 23 231.034 kelime
- 24 24567 kelime
- 25 251.070 kelime
- 26 26955 kelime
- 27 271.262 kelime
- 28 281.074 kelime
- 29 29744 kelime
- 30 30954 kelime
- 31 311.167 kelime
- 32 32974 kelime
- 33 33815 kelime
- 34 34855 kelime
- 35 35852 kelime · Okuduğun bölüm
- 36 361.110 kelime
- 37 371.054 kelime
- 38 381.009 kelime
- 39 39867 kelime
- 40 40858 kelime
- 41 411.044 kelime
- 42 42615 kelime
- 43 43789 kelime
- 44 441.578 kelime
- 45 451.123 kelime
- 46 46 FİNAL785 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Öğleden sonra konağın kapısı çaldığında Zümra salonda ailesiyle oturuyordu.
Kapıyı açan Ali'nin sesi duyuldu.
“Sultan Hanım ve Dilan gelmiş.”
Zümra'nın eli istemsizce karnının üzerinde durdu.
Birkaç saniye sonra Sultan ve Dilan içeri girdi.
Dilan onu görür görmez hızla yanına geldi.
“Zümra…”
Zümra ayağa kalkıp Dilan'a sarıldı.
“Hoş geldin.”
Dilan onu sıkıca kucakladı.
“Seni çok özledim.”
“Ben de seni.”
Sultan birkaç adım geride durmuş, Zümra'ya bakıyordu. Gözlerinde özlem vardı ama yaklaşmaya çekiniyordu.
Zümra ona döndü.
“Sultan Hanım, hoş geldiniz.”
Sultan'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Eskiden “Anne” diyen kız şimdi karşısında durmuş, ona yalnızca adıyla ve mesafeli bir saygıyla hitap ediyordu.
“Hoş bulduk kızım.”
Zümra hafifçe başını salladı.
“Buyurun, oturun.”
Sultan oturdu. Gözleri sürekli Zümra'nın karnına kayıyordu.
“Nasıl oldun?”
“İyiyim.”
“Bebek?”
“İyi. Doktor her şeyin yolunda olduğunu söyledi.”
Sultan derin bir nefes aldı.
“Şükür.”
Dilan, Zümra'nın yanına oturup elini tuttu.
“Bir şeye ihtiyacın olursa bana söyle. Ne olursa olsun.”
Zümra ona bakıp gülümsedi.
“Söylerim.”
Sultan sessizce onları izledi. Bir süre sonra dayanamadı.
“Zümra…”
Zümra başını kaldırdı.
“Efendim, Sultan Hanım?”
Sultan'ın gözleri doldu.
“Bana böyle hitap etme.”
Zümra'nın yüzündeki gülümseme silindi.
“Başka türlü söyleyemiyorum.”
“Ben hâlâ senin annen sayılırım.”
Zümra gözlerini kaçırdı.
“Biliyorum.”
“Öyleyse neden…”
Zümra sözünü yumuşak ama kesin bir sesle kesti.
“Çünkü size kızgın değilim. Sizden uzak da durmuyorum. Ama bazı şeyler değişti.”
Sultan başını eğdi.
Zümra devam etti.
“Size hâlâ saygım var. Dilan benim hâlâ kardeşim. Sizi görmek istemediğim için böyle davranmıyorum.”
Elini karnının üzerine koydu.
“Yalnızca artık bazı kelimeleri söyleyemiyorum.”
Sultan'ın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Dilan sessizce Zümra'nın elini sıktı.
Zümra ona baktı.
“Sen böyle yapma.”
Dilan gözyaşlarını silip gülümsedi.
“Tamam.”
Sultan ise Zümra'ya bakmayı sürdürdü.
Kırılmıştı.
Ama yine de kızının karşısında oturabildiği için şükrediyordu.
Zümra da onu göndermedi.
Sadece aralarındaki eski “anne-kız” kelimesinin yerine, sessiz ve ağır bir mesafe koydu.
Dilan, Zümra'nın yanında biraz daha oturduktan sonra dışarıdan gelen sese kulak verdi. Ardından pencereye doğru bakıp tekrar Zümra'ya döndü.
“Zümra…”
“Efendim?”
Dilan tereddüt ederek konuştu.
“Abim kapıda bekliyor.”
Zümra'nın yüzündeki ifade değişmedi.
Bir saniye sessiz kaldı.
Sonra sadece omuz silkti.
“Beklesin.”
Dilan şaşkınlıkla ona baktı.
“İçeri girmesini istemiyor musun?”
Zümra gözlerini Sultan'a çevirdi, ardından tekrar Dilan'a baktı.
“Ben çağırmadım.”
Dilan bir şey söylemek istedi ama Zümra'nın kararlı bakışını görünce sustu.
Sultan ise sessizce Zümra'yı izliyordu.
Zümra artık Mirza'nın kapının diğer tarafında olduğunu biliyordu.
Ama ayağa kalkmadı.
Ne kapıya baktı ne de onu içeri çağırdı.
Sadece karnının üzerine elini koyup sakin bir sesle:
“Dilan, sen burada otur,” dedi.
Dilan başını salladı.
Zümra ise Mirza'nın kapıda beklediğini bilmesine rağmen tek bir adım bile atmadı.
Kapının önünde bekleyen Mirza, içeriden gelen sesleri duyuyor ama içeri girmeye cesaret edemiyordu.
Tam o sırada Züleyha kapıya doğru ilerledi.
Kapıyı açtığında Mirza karşısındaydı.
Bir an ikisi de konuşmadı.
Züleyha'nın bakışları Mirza'nın yüzünde dolaştı. Sonra kenara çekildi.
“Gir.”
Mirza şaşkınlıkla ona baktı.
“Züleyha Hanım…”
“Gir oğlum.”
Mirza yavaşça içeri adım attı.
Salona girdiği anda gözleri Zümra'yı buldu.
Zümra koltukta oturuyordu. Dilan yanında, Sultan ise karşısındaydı.
Mirza ile göz göze geldiler.
Zümra'nın yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Mirza birkaç saniye ona baktıktan sonra sessizce:
“Merhaba.”
Zümra sadece başını kaldırdı.
“Merhaba.”
Eskiden ona bakarken gözlerinde ne varsa, şimdi hiçbirini göstermiyordu.
Mirza'nın bakışları istemsizce Zümra'nın karnına kaydı.
Zümra bunu fark etti.
Elini karnının üzerine koydu.
Mirza hemen gözlerini kaçırdı.
Züleyha kapının yanında durup ikisini izledi.
“Otursana Mirza.”
Mirza birkaç adım atıp karşıdaki koltuğa oturdu.
Zümra ise ona tek bir soru bile sormadı.
Sanki Mirza gerçekten de yalnızca kapıdan giren herhangi bir misafirdi.
Bu mesafe Mirza'nın canını, onun bağırmasından çok daha fazla yakıyordu.
Züleyha salondaki sessizliğe daha fazla dayanamadı.
Mirza bir köşede sessizce otururken Zümra'nın yüzüne baktı.
“Zümra…”
Zümra başını kaldırdı.
“Efendim?”
Züleyha derin bir nefes aldı.
“Mirza seni korumak için—”
Zümra'nın bakışları bir anda yere indi.
Mirza'ya dönüp bakmadı bile.
Züleyha devam etmek istedi.
“Bazı şeyleri senden saklamak zorunda kaldı.”
Zümra'nın parmakları karnının üzerinde birbirine kenetlendi.
“Biliyorum.”
Sesi sakindi ama kırgınlığı açıkça hissediliyordu.
Züleyha şaşırdı.
“Biliyorsun?”
“Evet.”
Mirza başını kaldırıp Zümra'ya baktı.
Zümra onun bakışlarını fark etmesine rağmen gözlerini kaldırmadı.
Züleyha yavaşça konuştu.
“Yaptığının seni ne kadar kırdığını da biliyorum. Ama seni kaybetmekten korktu.”
Zümra birkaç saniye sustu.
Sonra yalnızca:
“Beni korumak için benden uzaklaşmayı seçti.”
Mirza'nın yüzü gerildi.
Zümra hâlâ ona bakmıyordu.
“Ben ondan gerçeği saklamamasını istedim. Beni korumasını değil.”
Salonda ağır bir sessizlik oluştu.
Mirza sonunda kısık bir sesle konuştu.
“Zümra…”
Zümra başını çevirmedi.
“Ben seninle konuşmuyorum, Mirza.”
Mirza sustu.
Züleyha ise ikisine bakarken artık aralarındaki yaranın ne kadar derin olduğunu daha iyi anladı.
Salondaki sessizlik devam ederken Zümra yavaşça ayağa kalktı.
“Ben biraz odama çıkacağım.”
Bir adım attı.
Sonra bir anda durdu.
Gözlerinin önü karardı. Eliyle koltuğun kenarına tutunmaya çalıştı ama parmakları boşluğa geldi.
“Zümra…”
Daha kimse yanına ulaşamadan dizlerinin bağı çözüldü.
Mirza bir anda yerinden kalktı.
“Zümra!”
Onu yere düşmeden yakaladı.
Bir kolunu sırtına, diğerini dizlerinin altına geçirerek kucağına aldı.
Zümra'nın başı Mirza'nın göğsüne düştü.
Mirza'nın yüzündeki bütün renk çekilmişti.
“Zümra… aç gözlerini.”
Sultan ve Züleyha hemen yanlarına gelirken Dilan sessizce geri çekildi.
Mirza onu koltuğa yatırmak yerine birkaç saniye daha kucağında tuttu. Sanki bıraktığı anda yeniden kaybedecekmiş gibi korkuyordu.
“Ne olur…”
Sesi neredeyse fısıltıya dönüştü.
“Beni böyle korkutma.”
Dilan korku ile abisine Zümra nın bacaklarını gösterdi.
Tekrar kanaması olmuştu. Ve bu seferki geçenden daha fazlaydı.
Bölüm etkileşimi
